" Kartlarını açık oyna Papaz!" dedi sesini yükselterek.
" Kartlarım sana her zaman açık. Ayrıca oyna demişken kucağımda oynamaya ne dersin?" dedi Seonghwa sırıtarak.
TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR!
GERÇEKLE ALAKASI YOKTUR!
Yan karakterler ve shipler;
#seong...
Sarı saçlı oğlan arabadan inince elinde ki taramalının ipini boynuna geçirdi. Yanına gelen pembe saçlıyla ekibin önünde toplandılar. Herkes de göz gezdirip kulağına dolan dalga sesleriyle denizin kokusunu derince soludu. Ardından ise pembe saçlının sesini işitince bütün dikkatini ona verdi.
" Şimdi sessiz sakince malımızı alıp gidicez. Ama siz yine de ölüm nöbeti gibi düşünün. 10'ar, 10'ar iki gruba ayrılın."
Pembe saçlı kalın sesiyle konuşanca saniyeler sonra dağılan iki gruba baktı. Ardından elinde ki taramalıya sıkıca sarılmış Yeosang'a baktı. " Sol grup senin. Bende sağ grubu alıyorum."
Başını sallayan sarı saçlıyla tek kaşını havaya kaldırdı. Çünkü güvenmiyordu Yeosang ile çok fazla görevi yerine getirmese de getirdiği görevler de ne bok yediğini biliyordu. O yüzden işini sağlamak almak adına tekrar konuştu. " Çaylaklara önderlik edip limanı koruyacaksın. Ben malı alınca sana haber vericem."
" Çocuk değilim kurt."
Ona ters bir ses tonuyla konuşan Yeosang'ın ekibi yönlendirip limanın karşı tarafına doğru adımlamasını bir süre izledi ardından ise önüne döndü. " Hata payına yer yok her hangi bir durumda gerekirse ölün." Dedi. Ve o an çaylakların büyük bir zevk duyarız nidaları etrafa saçıldı.
Pembe saçlı kendi ekibini de üçer ve ikişer dağıtınca iskeleye adımladı. Deniz dalgaları üstünde durduğu iskelenin duvarlarına her vurduğun da kulağında ardı ardına kesilmeyen sesler bırakmaya başladı. O ise denizi izlerken ellerini ceplerine soktu. Gözlerini kısıp sanki en uzakta ki uçan kuşu bu karanlıkta görebilme ihtimali varmışcasına baktı.
Ama aklı başka yerdeydi. O herifin planı bozmasına ayar olmuştu. Patronun ise sorgusu sualsiz bu planı kabul etmesi. Aklını çok kurcalıyordu. Patron da onu rahatsız eden bir şey vardı. Herkes için geçerliydi bu. Herkes patrondan haz almazdı ama ona sonsuz bir bağlılıkları vardı. Belki de zor günlerinde onlara destek olan o olduğu içindir. Ama pembe saçlı için böyle değildi. Patronunun aklında her zaman farklı şeyler oluyordu yada onların adımlarını üç adım önceden biliyor gibi hissediyordu.
Bu yüzden hayran kalmıyor değildi. Aklına geçmişi ve yaşamı gelince ise buz kesiliyordu. Herşeyi bir anda yakıp yıkmak istiyordu. Mahşere girdiğin de kısa süre içinde makam da yer alacağını düşünmemişti. Amacı makamda olmak olsa da kısa sürede o masada yer almak onu tedirgin etmişti. Tedirginliğini her görevde bir köşeye atıp ustaca işini halletmiş ve bu yüzden kendine güvenmişti. Sırların dolu olduğu bu mahşerin kendisi belki de onu tedirgin etmişti.
Gözüne vuran ışıkla dişlerini sıkıp gözlerini yumdu. Teknenin sesi, dalgaların seslerini iyice bastırmaya başlamıştı. İskele de kıpırdamadan bekledi. Teknenin ışıklarına artık alışınca gözlerini açtı. İskeleye atılan halkayı tutup betondan geçirince doğruldu. Ona doğru gelen orta yaşlı adamla tokalaştı.
" 2 çanta dolusu."
Kısa ve net konuşan adamla başını sallayıp gerisinde duran adama tekneyi işaret etti. Koşar adım içeri girip çok geçmeden iki çantayla çıkan çaylakla tekrar adama döndü. " Ücretin." Diyerek çeki uzatmıştı. Adam tam alacaktı ki çeki geriye çekti. Ağızı açık kalıp, gözleri ise çekte takılı kalan adama üsten baktı. " Eğer bizim burada olduğumuzu bir kuş bile bildiyse Bay Park sizin kellenizi zevkle alırım."
" Elbette hayır. Ben asla mahşere ihanet etmem."
Mingi çeki uzatıp alan adamla iskelenden çıktı. Çantaları arabaya yerleştiren çaylaklarla telefonunu çıkarıp San'ı aradı ve çok geçmeden açılan telefonla derin bir nefes verdi. " Malları aldım. Geliyoruz." Telefonu kapatıp cebine geri koyunca araca ilerledi. Şoför koltuğuna binince kornaya basıp önden ilerlemeye başladı.
Yeosang ise San'ın ' yola koyul ' mesajını alınca sıkıntıyla nefes verdi. Bu gece bir kaç kişiyi öldürmekti niyeti. Boş boşuna geri gelmiş olmak istemiyordu. Görevde en kötü iki kelle avlamak hoşuna çok giderdi. Ama gitmesi gerekiyordu. " Arabalara çocuklar gidiyoruz!" Diye bağırmış eski model kül renkli arabanın şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırınca kornaya basmış ve yola koyulmuştu.
Mingi geldiği altın şehirle araçtan inmişti. Arabanın kapılarını kilitledi ki yanına yaklaşan bir diğer aracın ilerde durmasıyla oraya adımladı. Sarı saçlının inip kapıyı sertçe kapatmasıyla başını iki yana salladı. " Geç kalmadık mı Mingi?" Yeosang'ın sorusunu takmadan elinde ki bir çanta ve bir eli cebinde önden ilerlemeye başladı.
" Saat tam 1 ve biz geldik hızla ol geri de kalıyorsun."
Gölgeyi sinir etmek hoşuna giderdi ve bu nedenle asla geri durmazdı. Omzuna yediği darbeyle kahkah attı. Görüş açısına San girince yüzün de ki bütün hatlar düz bir çizgi hâlini aldı. Ara sokakta ki insan kalabalığı da artınca altın şehrinin ganimetleri gözler önüne serilmeye başladı. Yeosang'ın bir kadının ardından ' bu gece beni ara ' diye bağırmasıyla Mingi, sarı saçlının ensesine şaplağı geçirdi.
" Geç kaldınız!" San'ın dişlerinin arasından konuşmasıyla Mingi uzun boylu olmasını avantaj olarak kullanıp gözlerini kısıp San'a ' ciddi misin ' bakışları attı. " Saat tam 1 geç kalmadık."
" Sikik sikik konuşma plan 12 buçuk diye konuşuldu."
" Amcık o sizin burada olması gereken saatinizdi."
" Beyler sakin olun. Burada olay çıkarsa patron hepimizi, Seonghwa'ya siktirir." Yeosang bunu sahte tebessümün altından dikkat çekmemek adına kurmuştu. Çünkü fazla insan gelip geçiyordu onlar mavi parlak ışıklık mekanın önünde durmuşlardı. Birbirleriyle alakası olmayan tarzları ve kollarında yüzlerinde ki yara bir çok erkek ve kadının dikkatini çekip onlara bakmasını sağlıyordu.
San sinirle nefes verip mekana girince Yeosang da ardından girmiş Mingi ise sabır çekerek adımını atmıştı. Çarpışıp düşen, köşe de sızan, yiyişen veya ayık gezen tipleri sırasıyla gördükçe Mingi daha çok kaşlarını çattı. İçmeyi sevmezdi ve içkiden de nefret ederdi. Bu insanlar ona oldukça saçma geldi bu yüzden. Yukarı merdivenleri çıkınca önde ki ikiliyi takip etti. Dört korumanın perdeleri açmasıyla içeri geçti.
San'ın girdiği kapıdan içeri girince müzik sesinin azaldığına şahit oldu. Masaya adımlayıp Seonghwa'ya çantayı verince San'ı içerde bırakıp içeri girmeyen Yeosang'ın yanına döndü. " İçerde nasıl bir ortam var?"
" Gülen bir sürü insan var."
Mingi dediği şeye kaşlarını çatarak bakan Yeosang ile sırıttı. Kolunu gölgenin omzuna attı. " Herşey yolunda merak etme hem bir şey olsa gireriz içeri."
✓✓✓✓✓✓✓✓✓✓✓
Esas konuyu diğer bölüme bıraktım ksjdjdkshdjd
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.