Mahşer 6

159 18 10
                                    












Kızıl saçlı adam araçtan inince batmak üzere olan güneşin sakinliği ve insanların telaşlarını izledi. Omzuna koyulan elle yaklaşık üç gündür durgun olan Woo'ya çevirdi bakışlarını. Başını tekrar önüne çevirdi. Derin bir nefes alıp verdi.




" Onu görmek iyi geliyor mu sana?"



Woo'nun sorduğu şeyle kızıl saçlı sırıttı. Sonra ise sırıtması bir gül misali yavaşça soldu. Bakışları yeri bulunca yutkundu. Aklına dün gibi gelen anılarla boğazı yanmaya başladı. Bakışlarını bu sefer gökyüzüne dikti.  Gözlerini sıkıca yumdu.



" Onun yüzünü gördükçe midem bulanıyor. Nasıl yaptı anlamış değilim. Gölge adının hakkını hakkıyla veriyor."



" Onu hâlâ daha seviyorsun."



Duyduğu şeyle dolan gözünden bir yaş düşünce gözlerini açtı. Başını sağa çevirip arabanın kaputuna onun gibi kalçasını yaslamış Wooyoung'a baktı. Onunda dönüp bakmasıyla önüne döndü.
" Sevmiyorum. İçimde ona karşı saf nefret var."
Woo'nun kahkah sesini işitince kaşlarını çattı.
" Komik olan ne Vale?"



" Daha çok aşık gibi duruyorsun. Örneğin dün gece odasından çıkman gibi."




Dün Gece;

Jongho yarın ki görev için hazırlık yapıyordu. Her türlü ameliyat, ilk yardım gibi şeylerin malzemelerini güzelce hazırlayınca son olarak keskin küçük neşterin üstüne öpücük koydu. Onu da yerine bırakınca ameliyathane adını verdikleri odadan çıktı. Şuan bodrum kattaydı. Ve kaç saattir bu kan kokan basık küçük odanın içindeydi bu yüzden hava almak adına bodrum katından yukarı çıktı. Kendini yola atınca ciğerlerine derin bir nefes çekti.



Kan kokusunu aşina iken, kırmızı lekeler hoşuna giderken kaç gündür o yerler ona dar geliyordu. Aklı hâlâ daha kaç gün önce dolapta ki öpüşmelerindeydi. Yeosang'ın sesini bile unutmuşken tekrar görmek ve onu öpmek deli etmişti. Aslında onu unuttuğu yoktu. Her zeresini, omzunda ki dikiş izini, bel boşluğun da ki ' Kara ' yazan dövmeyi, sesini, kokusunu, gözlerini unutamamıştı. Her zerresi bir ressamın portresinin her santimini bilmesi gibi aklındaydı.




Aklına düşen Yeosang ile adımları hangi ara onun odasının önünü buldu bilmiyordu. Ama içeri girdi. Kapıyı kapatınca bakışları yatakta uyuklayan bedeni buldu. Gece lambanın aydınlattığı odada yatağa adımladı. Dizlerinin üstüne çökünce titreyen eli Yeosang'ın saçlarına doğru uzandı. Eli dikiş atarken titremezdi, silah tutarken titremezdi ama Yeosang olunca ona dokunmaya kıyamıyordu.



Eli sarı yumuşak saçlara değince o an cennetini bulduğunu hissetti. Yavaşça okşadı sarı tutamları. Yavaşça yüzüne uzanıp gözünün yanında ki doğum lekesinden öptü. Geri çekilince ona bakan Yeosang ile derin bir nefes alıp verdi.




" Benimle uyu."



Yana kayıp konuşan Yeosang'a birde yatakta ki boş alana baktı. Yatağa uzanınca kollarının arasına giren bedeni sıkıca sarmaladı. Sarı saçların kokusunu derince içine çekti.
" Seni çok özledim."



Yeosang'ın bunu diyip çenesini göğsüne yaslayıp alttan gözlerine bakmasıyla ifadesiz bakışlarını sürdürdü. Sarı saçlının yanağından yavaşça düşen yaşla sesini çıkarmadı. Boyun girintisine başını yerleştirip ağlamaya başlayan küçükle hiç bir şey demedi. İç çekişe dönen ağlamayla bir süre daha bekledi. Uyuduğuna emin olunca yavaşça toparlanıp Yeosang'ı nazikçe yatağa yerleştirdi.
Üstüne pikeyi çekti ki elini tutup ' gitme ' diye fısıldayan küçüğün elini yatağa bırakıp odadan çıktı.



Mafia Ateez Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin