"Kalbimin ağrımasının sebebini buldum."
"Hm, iyi bakalım." dedi Felix onu takmadan. "Haber edersin."
Devam etti Chan. "Oğlum var ya, ben çok fena tutulmuşum. Tükürdüğümü yalattı Seungmin bana."
Felix yattığı yerden anında fırlamış şaşkınca onu dinlemişti. Ciddi miydi bu çocuk?
"Ne?"
"Ben aşık oldum galiba, bilmiyorum. Ona her yaklaştığımda kalbim hızlanıyor, kokusu güvende hissettiriyor. Bunu biliyorsun zaten hatta uykumu getiriyor demiştim. Sonra," Durdu iç çekip durmuştu. "Onu tekrar öpmemek için o kadar zor tutuyorum ki kendimi."
"Sen kimsin ve benim gerizekalı arkadaşıma ne yaptın?"
Chan oflayıp kafasını geriye attı. "Bana daha önce hiç böyle olmadı ki, nereden anlayıp bileyim?"
Felix onun haklı olduğunu bilse de bunu dile getirmedi. O da arkadaşını ilk defa ciddi görüyordu. Duygularını biraz daha açmasını istedi ondan. Sandığı kadar küçük bir hoşlantı değildi, gerçekten seviyordu mor saçlı oğlanı. Dinlemesine bile gerek yoktu aslında. Günlerdir gözlerinden okunuyordu.
"Şimdi ne yapacaksın peki, bence direkt söyle uzatmadan."
"Olmaz." dedi Chan, kafasını iki yana sallamıştı hızla. "Her ne kadar o iti atlatmış görünse de yaşadığı bazı olayları aşamamış, gözlerimle gördüm. O yüzden yavaş yavaş alıştıracağım kendimi ona, incitmeden ve onu sıkmadan."
"Vay anasını ya." Felix kısık gözlerle süzdü Chan'ı. "Aşk insanı aptallaştırıyor da seni filozof etmiş, öyle değişik herifsin ki."
Chan gülerken gözlerinin önüne Seungmin'in suratı gelmiş yine ağrımaya başlayan kalbini tutmuştu. "Başladı amına koyayım." dediğinde Felix ne olduğunu sormak için açtığı ağzını kapının çalmasıyla geri kapattı.
Chan'ı kalbiyle başbaşa bırakıp kapıya doğru ilerlemiş ve kapıyı açmasıyla karşısında çiçek buketiyle bekleyen Changbin'i bulmuştu. "Selam." diyip elindekini Felix'e uzattı. Felix iç çekip çiçeği alırken geri çekildi içeri girsin diye.
O arkada Changbin önde odaya girdiklerinde "Bir ara ona da öğret bu fikirlerini ve davranışlarını." dedi Felix, Chan'a bakıp. Chan bir az önce gelen arkadaşına bir de çiçeğe bakarken ne dediğini anlamıştı. Changbin ise anlamayarak ikisi arasında dolaştırıyordu bakışlarını.
Öte yandan bir türlü susmayan düşünceleri yüzünden ders çalışamayan Seungmin eşyalarını toplayıp kütüphaneden çıktı. Sürekli Chan'ı ve artık ona tuhaf gelmeyen hareketlerini düşünüp duruyordu. Evet, hareketleri artık ona tuhaf gelmiyordu çünkü Seungmin hepsine anlam veriyordu.
Bizzat kendi de o duyguları yaşıyordu, her ne kadar kabul etmese de.
Hava tamamen karardığında kendini rastgele bir banka bıraktı. Arkasına yaslandığında Jeongin'i aramış açması için beklemişti. "Buyurun benim." diye ses duydu hemen ardından.
"Jeongin'e versene lan, sen ne diye açıyorsun?"
"Sevgilim şu an çok meşgul, benimle idare etmek zorundasın." dediğinde Seungmin yüzünü buruşturdu. Tam kapatacaktı ki arkadaşının sesini duydu sonunda. "Ya salak salak konuşma, ver telefonumu."
"Bugün de gelmeyeceğim, bensiz ağlama sakın odada."
"Okul başladığından beri gelmiyorsun zaten."
"O da doğru." dediğinde arkadan gürültü sesi gelmişti. Bu seslerin sahiplerini tanıyordu. "Neredesin?" diye sordu utana sıkıla.
"Chan'ın evinde toplandık, haber vermedi mi sana?"
Chan'dan bir saat önce gelen mesaja hala bakmadığını fark etti. Belki de cevap verseydi davet edecekti onu da. "Hayır." Bir süre ses gelmedi Jeongin'den. "Festival öğrencileri bir süre daha bizim yurtta kalacakmış." dediğinde ise Hyunjin'le Chan aynı anda "Ne!" demişti.
Seungmin onun sesini duyarken gerildiğini hissetti. "Sorun değil, iyi eğlenceler size." diyip kapatacak oldu fakat anında hışırtılı sesler gelmiş ve kapatmaktan vazgeçmişti. Chan Jeongin'in elinden aldığı telefona baktı sanki karşısında Seungmin varmış gibi.
"Bana nerede olduğunu söyle lütfen, almaya geleceğim seni."
Nefesini tutan Seungmin ise cevap veremedi şaşkınlıktan bir süre. Sonrasında dilinin bağı çözüldü ve "Geçen gün oturduğumuz sahilin oradayım." diye konuştu.
"Geliyorum." diye yanıt aldığında telefonu kapatmış ve tuttuğu nefesi bırakıp öksürmeye başlamıştı. Bir gecede bütün gevşek hareketlerinden nasıl sıyrılmıştı bu herif? Niye birden bire bu kadar ciddi olmuştu?
Biliyordu ama her şeyi berbat etmemek için bilmemezlikten geliyordu.
Ellerini banka yaslayıp ayaklarını salladı onu beklemeye başlarken. İnsanlar gelip geçerken o mu geldi diye kafasını kaldırıp baktı sürekli. Birkaç dakikanın ardından motor sesi duyuldu sahilin girişinde, hemen ardından gürültü sesi geldi.
Seungmin anında ayaklanıp ne olduğuna baktı, az ileride motorla birlikte yere devrilen kişiyi görünce şaşkınlıkla koşturdu ona. "Seungmin!"
"Bir yerine bir şey oldu mu, iyi misin?" diye sordu mor saçlı oğlan telaşla. Chan'ın dudakları kıvrılırken "Nasıl yetiştim ama, anında geldim değil mi?" diyişi Seungmin'i kızdırmıştı.
"Aptal, ödümü kopardın. Niye acele ediyorsun! Hem sen motor sürüyor muydun?"
"Hep de kız zaten, bir kere de övme beni."
"Sus da bacağını kaldır şuradan, bir şey olmuş mu diye bakacağım." diyip eğildi Seungmin. Eğilmesiyle kalkması bir olmuştu. "Lan bacağın kanıyor!"
Chan'ın bacağına bakmasına kalmadan gözleri kaymış kendini Seungmin'in kucağına bırakmıştı. Seungmin kolları arasındaki kafayı korkuyla sarssa da oğlanın sesi çıkmamış bunun üzerine aceleyle ambulansı aramıştı.
Vazgeçti, hala aynı herifti bu karşısındaki.
bir gecede degisen(supheli) o sirada yillar sonra kaldigi yerden devam etmeye calisan gariban ben
onlarla birlikte ben de olgunlastim gercek bilgidir✋🏻
ŞİMDİ OKUDUĞUN
mitski, seungchan
Teen Fictionchan gittiği konserde yanlışlıkla öpüştüğü ve yüzünü bile göremeden kaçan kişiyi her yerde aramaya başlar. texting+düz yazı
