satoru: suguru
satoru: lğtfen cevap ver
satoru: yoldayım oteline geliyorum
satoru: sadece görüldü atsam bile olur
satoru: şütfen
satoru: suguru...
satoru: offf
—
tw: kendine zarar verme bahsi geçiyor
kendini suguru'nun kaldığı otele attığı andan öncesini asla hatırlayamayan satoru, hızla resepsiyona koştu. önceki geceden sonra yedek otel kartını yanına alma ihtiyacı hissetmemişti ancak o an kendine bu yüzden kızmayı sonraya ertelemek zorunda kalacak kadar korkmuş hâldeydi. ona müşterileri hakkında bilgi paylaşmasının yasak olduğunu söyleyen genç resepsiyoniste yüklü miktarda bahşiş verdikten sonra, suguru'nun otelden çıkış yapmadığını ama o gün dışarı çıktığını öğrenebilmişti.
sevdiği adamla tanıştığı günü hatırladı. daha çok küçüklerdi, henüz satoru'nun kaldığı kimsesiz çocuklara özel kuruma yeni gelmişti. herkes onun da dahi bir çocuk olduğunun farkındaydı. dahi ve kimsesiz çocukların sonu genelde iyi olmazdı, aynı hikayelerinin başlangıcının da iyi olmadığı gibi. bu yüzden bir hayırsever tarafından açılmış bu kurum, onlara her anlamda yuva hissiyatını verebiliyordu.
suguru geto, daha önce bu hissi hiç tatmamıştı. geldiği gün mavi, keskin bakışlarını üzerine diken bu küçük, ukala ve zeki çocuğa uyuz olması gerektiğini biliyordu, aynı diğerleri gibi. ancak bir şey, ona karşı sevgi duymasına sebep olmuştu ve suguru bu hissi de ilk defa tadıyordu. ilgisiz görünmeye çalışan mavi gözlü çocuk, onunla konuşulduğundan memnun kalmış olacak ki hemen ısınmıştı suguru'ya. ikisinin öğretmenleri tarafından ayrılmaz ikili olarak tanımlanmaya başlamaları uzun sürmemişti.
henüz ergenliğe yeni girdikleri sıralarda satoru'nun odasının camından yıldızlı gökyüzünü seyrederken suguru, oraya gelmeden önceki hayatında başına neler geldiğini anlatmıştı satoru'ya. beyaz saçlı çocuk bambi öldüğünde ağlamamıştı, çok sevdiği öğretmeni emekli olduğunda da ağlamamıştı, hatta kendi ailesinin ölümünden bahsederken dahi ağlamazdı ancak suguru'nun hikayesi, gözlerindeki yaşlara hakim olamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamasına sebep olmuştu. kimsenin, onun suguru'suna böyle zarar vermeye hakkı yoktu ve bu denli çok canı yanmış bir çocuk nasıl olur da hayata karşı böylesine nazik olabilirdi?
eh, suguru anlatırken bir iki detayı atlamıştı belki ama o an en doğrusunun bu olacağını biliyordu. annesi kimseye söylememesini söylemişti. hem bu konunun bir daha karşısına çıkma olasılığı yoktu hem de satoru'nun ona gözlerinde iğrenme veya korkuyla bakmasını istememişti. satoru'nun sevgisine ve yeni yuvasının huzuruna layık bir insan olabilmek için elinden geleni yaptığı sürece hiçbir sorun yoktu.
liseye geçtiklerinde suguru, içindeki hislerin ne anlama geldiğini anlayabilmişti. sanki doğduğundan beri ordaymış, ruhunun bir parçasıymış gibi hissettiren bu şeylerin aşk olduğu kanısına varmıştı. sınıfında ona kimden hoşlandığını soran arkadaşlarına verecek bir cevabı olmaması ve gözünün önünde hep aynı kişinin belirmesi, yeni bir şey deneyimleyeceği zaman hep yanında onu istemesi ve onun öpücüğünün nasıl hissettirebileceğini düşlemesi onun ipuçları olmuştu. uzun süre boyunca arkadaşlığını bozmak istemediği satoru'suna belli etmemeyi başarabilmişti.
öte yandan satoru, hissettiği şeylerin herkesin arkadaşlarına karşı hissettiği şeyler olduğunu sanıyor, asla sorgulama ihtiyacı hissetmiyordu. ödevde partnere mi ihtiyacı var? suguru. birine kendi adına imza yetkisi mi vermesi gerekiyor? suguru. acil durumlarda aranması gereken kişi? suguru. mezuniyete kimle gitmek istiyor? suguru. yanında suguru olduğu sürece her daim mutlu olabileceğini biliyordu. arkadaşının onu zorla götürdüğü botanik bahçesinde onun sandığının aksine her şeyi özenle dinlemiş olan satoru, kendine hediye edilen ayracın içindeki çiçeklerin ne anlama geldiğini başından biliyordu. günleri bunu algılamaya çalışıp kendi hislerini fark etmekle geçmiş, sonunda gidip sevdiği çocuğu öpüvermişti.
üniversiteye başladıklarında (aynı bölüm ve aynı okulda okumaya karar vermişlerdi) henüz daha birkaç ay bile olmamışken suguru'nun hapisteki annesinin ölüm haberi gelmişti. suguru, annesini sevmezdi. yine de böyle bir haber insanı yıkıp geçebilecek güce sahipti. cenazeden sonra suguru bir daha asla eskisi gibi olmamıştı. eriyip gitmiş, hayata küsmüş, yapmaktan zevk aldığı tüm o şeyleri yapamaz olmuştu. tek vazgeçemediği şey satoru'ydu ve onun yanında olmadığı her saniye zihninin cehennemlerinde kayboluyor, kendine zarar vermeye kalkıyor, bunu satoru'ya yapamayacağını fark ediyor ve vazgeçiyordu.
satoru, onun yaralarını görüyordu. hep görmüştü. onu iyileştirmek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı. onun yüzünde tekrardan içten bir gülüş görmek için tüm dünyayı yakardı. bu kadar büyük bir aşkla bağlı olduğu adamın onu bırakıp gitmeye kalkmasına anlam verememişti. eğer isteseydi onunla dünyanın diğer ucuna da giderdi. neyin peşine düştüyse yanında olur, iyi olduğundan emin olurdu. öyle hassas bir bünyesi yoktu, her şeyi kaldırabilirdi, canından çok sevdiği adamın gidişi hariç.
şimdi 27 yaşındaki satoru, havaalanına giden yolda son sürat ilerlerken aklı sevdiğinin gitmeden önceki o son hâlindeydi. döndüğünden beri aynen öyle gözüküyor olmasına rağmen terapi en azından sosyalleşmesi açısından işe yaramış olacak ki bunu iyi gizlemeyi başarmıştı. satoru kendine kızıyordu, onun yaralarını tekrar gördüğünde ona karşı koyamadığı için de, onu o hâldeyken tek başına bırakıp gittiği için de. direksiyonu sıkmaktan belirginleşmiş parmak boğumlarına baktı. tek dileği sevdiğinin iyi olmasıydı, sonrasında onu bırakmaya niyeti yoktu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
nihilist | satosugu
أدب الهواة[texting] ayrıldıktan sonra birbirini atlatamayan ikili bir şekilde tekrar iletişim kurmaya başlar.
