2. BÖLÜM: UFAK BİR MERAK

53 25 75
                                    

Sabahları uyanmanın bir sürü yolu vardır. Kimileri alarmla, kimileri kendiliğinden, kimileri ise birisi tarafından uyandırılır. Ama benim gibi yerde, halının üstünde uyanmazlar. Sabah yere düşmem sonucu çıkardığım ses ve acıyan kafamla uyanmıştım. İlk önce ne olduğunu anlamamış, kendimi yatakta zannedip "Benim yatak ne ara bu kadar sert oldu?" Diye söylenmiştim. Sonrasında -biraz da olsa- kendime gelip yere düştüğümün bilincine varmıştım.

Şimdi ise tepeden topuz yaptığım saçlarımla salonda halının desenlerini inceliyordum. Bir süre sonra temiz havanın beni kendime getireceğini düşünüp camı açıp dışarıyı izlemeye başladım. Millet kalkmış işe gidiyor, ben  daha yeni uyanıyorum. Bu nasıl iştir arkadaş?

Ben dışarıyı izlerken Hatice Nine ve Fatma Nine'nin dedikodu yaptığını duydum. Bu ikisi farklı yerlerdeydi, nasıl birbirlerini duyuyorlardı ki?

"Kız Hatice! Senin torun ne yaptı? Evlendi mi o gavur oğlanla?" Diye sordu Fatma Nine, kendinden 5 bina ötesindeki Hatice Nine'ye. "Yok kız! Oğlan din değiştirmeyi reddedince bizim kız da bundan ayrıldı!" Dedi Hatice Nine. "İyi yapmış gız! Vallahi o gavur oğlandan o gızana hayır gelmezdi!" Dedi birisi. Ama bu Fatma Nine değildi. Bu Hatice Nine'den 6 bina ötedeki Asiye Nine'ydi. Bu kadına normal bir şey anlatsak sağır taklidi yapar, ama konu dedikoduysa kulakları en iyi duyan insan oluverirdi. Sinsi Asiye!

Sıkılıp içeri geçtim ve camı kapattım. Mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladım. Annem evde değildi. Yeşim'in annesi Safiye Teyze ile kafeye gitmişti. Bugün benim izin günümdü bir nebi. Kahvaltımı ettikten sonra salona geçtim. Şarkı açıp biraz eğlendim. Bir süre sonra yoruldum ve şarkıyı kapatıp kendimi koltuğa attım. Biraz dinlendikten sonra odama gittim ve üzerimi değiştirdim. Kırmızı bir V yaka tişört ile bol, yaz mevsimine uygun bir pantolon giydim. Saçımı toplayıp taradım. Anahtarımı, telefonumu ve cüzdanımı alıp evden çıktım. Mahallenin durumunu kontrol etmekte fayda var, değil mi?

Kafama gelen topla neye uğradığımı şaşırdım. "Ay ne oluyor!?" Diyerek saçma bir tepki verdim. "Özür dileriz Hazal abla! Topu geri atar mısın?" Dedi Safiye Teyze'nin yeğeni Koray. Topu ona geri yolladım, o da arkadaşlarıyla oynamaya devam etti. 

Ben yürümeye devam ederken yanıma Doğan geldi. "Hazal,  Ayaz'ı gördün mü?  Sabahtan beri ulaşamıyorum." Dedi telaşla. "Hayır, ben zaten yeni çıktım mahalleye. Belki şarjı falan bitmiştir. Merak etme." Dedim ona. "Ben biraz daha turlayacağım mahalleyi. Görüşürüz." "Görüşürüz."

Doğan yanımdan ayrılınca ben de yürümeye devam ettim...

Yazarın anlatımıyla...

Bulunduğu ortamdan nefret ediyordu genç adam. Bu soğuk yer, yaz olmasına rağmen rahatsız edici bir soğukluğa sahipti. Karşısındaki sandalyede oturan 60'larındaki adam ona dik dik bakıyordu. "Senden istediğim şeyi yapmaya başladın mı?" Dedi adam, yaşlı olmasına rağmen kalın çıkan sesiyle. Cevap vermedi genç adam. "Eğer yapmazsan ne olacağını biliyorsun." Diyerek sözlerine ekleme yaptı adam. "Biliyorum..." Diye mırıldandı genç olan.  Yaşlı adam kalktı ve demir kapıya doğru ilerlemeye başladı.

Oraya vardığında arkasını dönerek, "Her şey ailen için, unutma oğlum." Dedi. Demir kapının kapanma sesiyle irkilen genç adam ayağı kalktı ve kapıya yöneldi. Göz yaşları sessizce akıyordu. Arabasına binip depodan uzaklaşmaya başladı. "Umarım..." diye geçiriyordu içinden. "Umarım bu işten sen zararlı çıkarsın." Dedi kinle...

Hazal'ın anlatımıyla...

Yeşim, Lina ve Gökçe ile oturmuş çekirdek çitleyip limonata içiyorduk. Bir yandan da sohbet ediyorduk. "Neyse işte ben bunu bir daha görmedim. Ta ki lisede aynı sınıfa düşene kadar. Kim sorarsa düşmanız ama görseniz nasıl yakınız. Aradan bir kaç ay geçti bu bana 'Geçmişi unutalım ve birlikte olalım, ne dersin?' Dedi. Ben de düşündüm dedim neden olmasın. O gün bugündür sevgilim olur kendisi." Diye sözlerini bitirdi Gökçe. Düşmanlıktan aşka dönüşen anısını anlatmıştı bize. İlginç olan yanı bu hikayede herkes birinin tarafını tutuyordu. Öğretmenler bile.

Biraz daha oturduktan sonra kalkıp dolaşmaya başladık. Telefonuma gelen bildirim sesiyle telefonumu elime aldım.

"Eve gidip temizlik yap. Akşam Teresa Hanımlar gelecek, unutma." Diyordu mesajda.

"Kızlar annem mesaj atmış. Eve gitmem gerek. Görüşürüz!" Diyerek kızlarla vedalaştım. Eve geldiğimde hemen temizliğe başladım.

Annemin odasını süpürürken sakarlığım kendini gösterdi ve sonuç olarak makyaj aynasına çarparak ne var ne yoksa her şeyi devirdim.

Sakarlığıma söverken dağılan makyaj kutusunu toplamaya başladım. Bir tane fırça yatağın altına gitmişti.  Elimi yatağın altına uzattığımda elime fırçadan başka bir şey de gelmişti. Biraz yokladıktan sonra bunun kutu olduğunu anladım. Fırçayla birlikte onuda aldım. Kutu eski,  tozlanmış ve ahşap bir kutuydu. Üzerinde "Sır" yazıyordu. Üfleyerek tozu biraz temizledim. Açsam mı ki? Ama ya annem görürse? Görmez ya. O işte şu an. Kutuyu yere koyup kapağına uzandım. Tam açmak üzereydim ki arkamdan bir ses, "Hazal!" Dedi. Arkamı döndüğümde annemi gördüm. Hızla yanıma gelip oturdu ve kutuyu kendine çekti.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?!" Diyerek bana kızmaya başladı. "Anne-" sözümü kesen annemin bana, "Üzerinde koskoca 'sır' yazıyor görmüyor musun?" Demesi oldu. "Anne kapağını açmadım bile!" "Sen bu kutuya nasıl ulaştın? Orada olduğunu nereden biliyordun?" "Bilmiyordum sadece denk geldim!" Titremeye başlamıştım. Ellerim tir tir titriyordu. Annem halimi görüp kendini sakinleştirmeye çalıştı.

"Tamam, sakin olalım, derin nefesler alalım ve 50'ye kadar sayalım. Hadi, 1... 2... 3..." saymaya başlamıştık birlikte. Benim sakinleşmemin yoluydu bu.

Saymamız bitince sakinleşmiştim. Annem kutuyu yatağın altına geri itti ve ayağa kalktı. Beni de kaldırdıktan sonra salona yöneldik.

"Anne, o kutuda ne vardı?" Diye sordum koltuğa uzanırken. "Şimdi sırası değil anneciğim. Vakti gelince anlatacağım." Dedi annem, yanıma oturup saçlarımı okşarken.

Bir süre sonra annem kalkıp işleri bitirdi. Tatlı yapmaya başladığında kalkıp yanına gittim ve birlikte yapmaya başladık.

Akşam yemeği vakti geldiğinde çabucak bir şeyler yedik ve çayı koyduk. Yarım saat sonrada Teresa Hanım, kocası Mahmut Abi ve Lina gelmişti. Hoş geldin faslından sonra hep birlikte salona geçtik.

Mahmut Abi işi için Amerika'ya gittiğinde Teresa Hanım ile tanışmış. 1 yıl sevgili kaldıktan sonra evlenmişler ve Türkiye'ye gelmişler. Teresa Hanım din değiştirmiş, ama adını değiştirmek istememiş. Evlendiklerinden 2 yıl sonra Lina doğmuş. Annem bana öyle anlatmıştı.

Biraz sohbet ettikten sonra annemle birlikte çayları ve tatlıları koymaya gittik. Servis yaptıktan sonra oturup sohbete kaldığımız yerden devam ettik.

Mahmut Abi bizim dedikodulara katılmaya bayılırdı. Lotus'un dedikodusu bitmeyen bir aktivitedir. Her an her yerden bir dedikodu olayı patlak verebilir. Bu yüzden kadın erkek, genç yaşlı fark etmeksizin dedikodu yapardı.

Bizim sohbet koyukaştıkça koyulaşıyordu. Hatta bir ara Mahmut Abi'nin şirketinde olan olaylarında dedikodusu dönmüştü ortamda. Çaylar yenilendikçe sohbet uzuyordu. Kahve faslına geçtiğimizde Teresa Hanım'ın Amerika'daki olaylarının dedikodusuna geçmiştik. Yani dedikodumuz uluslararası bir seviyeye çıkmıştı.

"Biz kalkalım artık Eda'cığım. Saat geç oldu." Dedi Teresa Hanım. "Ay nereye? Daha meyve yiyecektik." "Kalkalım canım. Hafta sonu günde görüşürüz." "İyi, siz bilirsiniz. Hafta sonu görüşürüz!" Onları geçirdikten sonra salonu toparladık.

"Anne..." "Efendim uşağum?" "O kutu..." "Yarın anlatacağım kızım. Artık bir şeyleri öğrenmen gerek." Dedi annem. "Hadi, odana gitte uyu. İyi uykular." Diyerek yanağımdan öptü beni. "İyi uykular, annem."

Odama gidip yatağıma uzandım. Bir süre sonrada uyumuşum zaten.

Yarın, bazı şeylerin gün yüzüne çıkacağı gündü. O kutu, benim geçmişimdi, hissediyordum...

Elimden geldiğince güzel bir kurgu yapmaya çalışıyorum. Umarım bölümü hoşunuza gitmiştir... Kendinize iyi bakın, yusufçuklarımm

Mavisiz Mavi  -𝓞𝓵𝓾𝓶 𝓜𝓮𝓵𝓮𝓴𝓵𝓮𝓻𝓲 -Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin