(Hazal'ın anlatımıyla)
Sakinleştirici etkisini yitireli saatler oluyordu. Şimdi ise annemin odasında tavanı izliyordum.
Öğrendiklerim o kadar can yakıcıydı ki... yüreğim yanıyordu. Sanki izin versem dünyayı kül edecekti o yangın.
Ama şimdi izin veremezdim, kül olmanında bir zamanı vardı...
Yattığım yerden kalktım ve sessizce odama gittim. Yeşim ve annesi beni o halde görünce kalmaya karar vermişlerdi. Yeşim salonda, annesi benim odamda yatıyordu. Bu yüzden olabildiğince sessiz hareket ediyordum.
Odama girdim ve yine aynı sessizlikle kalın bir eşofman buldum el yordamıyla. Annemin odasına geri dönüp pijamamı değiştirdim ve saçlarımı gelişi güzel toplayıp telefonumu alıp salona doğru ilerledim. Kafamı uzatıp Yeşim'i kontrol ettim. Uyuduğuna emin olunca askılıktan montumu alıp üzerime geçirdim. Kapıyı olabildiğince -gıcırdayan bir kapıya göre- sessiz olacak şekilde açtım ve yine aynı sessizlikle kapattım. Ayakkabılarımın topuk kısmına basarak aşağı indim ve apartmandan çıktım.
Ayakkabılarımı düzelttikten sonra hedefime ilerlemeye başladım.
Gecenin bir saatinde, ıssız sokakta tek başımda onu bulmaya gidiyordum. Neredeydi, ne yapıyordu bilmiyordum ama bulacak ve onu yaptığı her şeye pişman edecektim.
Ayaz Yalçın, çocukluk arkadaşım, çocukluk aşkım... ve şimdi intikam için peşinde olduğum adam. Bir insan nasıl aynı anda 3 kişi olabilirdi ki?
Evinin önüne geldiğimde penceresine baktım. Onun camının önünde açelyalar vardı, küçükken ben hediye etmiştim. Ne zaman solarsa koşarak gider yenisini alırdı...
(Yazarın anlatımıyla)
4 ağustos 1994
Küçük Hazal elinde tuttuğu kendinden büyük saksı ile arkadaşını arıyordu. Annesi onu elindeki pazar poşetleri ile evinin önünde bekliyordu, o ise yaşıtlarına kıyasla kısa kalan boyuyla önünü görmeden yürüyordu.
Ayağının taşa takılması sonucu az daha elindeki saksı ile düşüyordu, onu tutan bir çift el olmasaydı. Gerçi saksı minik ellerinden kayıp gitmiş ve yeri boylamıştı.
Hazal'ın doğrulmasını sağlayan eller bu sefer toprağı etrafa saçılmış olan saksıya uzandı ve kurtarabildiği kadar toprakla eline aldı.
"Senden büyük olan bu saksıyla nereye gidiyordun Ordu'lu?"
"Seni arıyordum." Sesi hafif peltekti, dil gelişimi biraz geriydi Hazal'ın.
"Beni mi? Neden ki?"
"Bunu sana vermek için." Dedi elindeki saksıyı göstererek.
"Bu bana mı?"
Kafasını hızlı hızlı salladı küçük kız. Gülümseyerek saksıyı daha sıkı tuttu Ayaz.
"Adı ne?"
Anlamadı küçük kız. Kaşları çatık bir şekilde çiçeğe baktı. Çiçeklerin ismi mi oluyordu ki?
"Bilmiyor musun?" Dedi Ayaz gülerek.
"Anneme sorup geleyim!" Dedi ve cevap beklemeden annesinin yanına koştu.
"Anne aldığımız çiçeğin adı ne?" Dedi merakla.
"Açelya, güzel kızım." Hazal başını salladı ve koşarak geri geldi Ayaz'ın yanına.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavisiz Mavi -𝓞𝓵𝓾𝓶 𝓜𝓮𝓵𝓮𝓴𝓵𝓮𝓻𝓲 -
Novela Juvenil"Mavi, kimileri için özgürlüktür. Benim içinse, mavi beni hapis eden bir renkti..." Ben, Hazal Hancı. Ve bu da benim maviye olan düşkünlüğüm. Gelin, birlikte mavinin nasıl bir insanı mahvoluşluğa sürdüğünü öğrenelim...