Kader Tanrısı buradaydı. Tam Yeonjun'un karşısında.
Herkesten önce onunla konuşmak istiyor gibiydi, bu yüzden kimse onunla tek tek selamlaşmamıştı henüz.
"Merhaba Azrail. Beni tanıyorsundur umarım."
Yeonjun kadının konuşmasından bile garip biri olduğunu hissetmişti ama şimdilik sustu.
"Merhaba efendim. Evet tanıyorum sizi."
Doğru konuşup konuşmadığını teyit etmek için Sunghoon'a bakmak istedi ama sanki gözlerini karşısındaki kadından alırsa kötü olurmuş gibi düşündü.
"Güzel." demekle yetindi sadece kadın.
"Sizlere de merhaba." derken arkasını dönüyordu diğerlerini görmek için. "Uzun zaman oldu."
"Evet efendim. Bizi kırmayıp geldiğiniz için teşekkür ederiz." dedi Soobin.
***
Taht salonuna geçtiklerinde Azrail'in tahtı Kader Tanrısının dikkatini çekti.
"Bir Azrail için ne kadar da önemli bir taht." diye söylendi kendi kendine ama yüksek sesle.
"Biz de sizinle bu konuyu konuşacaktık zaten. Azrail ve gücü hakkında." dedi Sunoo.
Herkes yerine oturduğunda Soobin söze girdi.
"Son 2 haftadır yaşanılan şaşırtıcı bir durum söz konusu. İlk başta bu durumun sizinle ilgisi olduğunu düşünmüştük ama tekrar yaşanınca anladık ki yokmuş."
"Sadede gel." dedi aniden Hwasa.
Yeonjun kadının bu kadar gergin olduğunu görünce az kalsın şaşırdığını belli ediyordu.
"Peki, geçen hafta Tanrı Sunoo bir konu hakkında konuşmak için onun odasına gitti. Konuştuktan sonra Azrail'in gözleri kırmızıydı. Korkutucu derecede kırmızı."
Hwasa sessizleşti ve düşünmeye başladı. Durumun kendisiyle alakası bile yoktu. Ama bir Azrail nasıl kendi kendine bunu yapabilirdi?
"Bunun hakkında daha fazla konuşmayalım. Belli ki uzun bir süre burada kalacağım. Çıkabilirsiniz."
Söylediği üzerine herkes çıktı.
Kader Tanrısı bir süre bekledikten sonra Sunghoon'un odasına gitti.
"Sunghoon, onun yaptığı şey çok ilginç. O sadece bir Azrail ama bizim bile yapamadığımız bir şeyi yapıyor. Hangimiz 2 günde bu kadar güçlenmeyi başardık? Hiçbirimiz."
Tedirgin olduğu belli oluyordu.
"Bu yaptığını yalnızca özel olanlar yapabilir, çok özel olanlar ve daha önce böyle bir olay yaşandığını görmedim."
Uzunca konuştular ve Hwasa düşündüğü her şeyi anlattı. Diğer herkesin bilmesine gerek yoktu şimdilik.
Bu Azrail her kimse, çok tehlikeli biri olmalı, diye düşündü içinden Kader Tanrısı. Ve kendisine açılan odaya gitti.
***
Yeonjun odasında neler konuşulduğundan habersiz oturuyordu.
Özel biri olduğunun düşünüldüğünü bilmeden. Ve sadece düşünülüyor muydu yoksa öyle miydi?
Buraya geldiğinden beri her gün farklı derecede gerici şeyler yaşıyordu. İlk defa görev geldiğinde çok korkmuştu. Ama başarmıştı. Bir defasında Soobin, ondan kendi amcasını öldürmesini istemişti. Onu da yapmıştı.
Ve... Ve kardeşini öldürmesini söylemişti. Bu arada, uzun süredir bu konuyu ağızlarına almamışlardı. Acaba unutmuşlar mıydı görevi? Ya da belki unutmak istemişlerdi? Belki de sadece o görevden daha önemli olduğunu düşündükleri olaylar olduğu için sessizlerdi. Şimdilik.
Yeonjun bunları düşünürken uykuya daldı.
***
Uyandığında her yer karanlıktı ve hiç ses çıkmıyordu.
Üstündeki örtüyü kenara itti ve kalktı.
Sessiz adımlar atmaya çalışarak odasından çıktı ve taht salonuna açılan balkona gitti.
Kapıya geldiğinde orada birinin daha olduğunu gördü. Soobin.
"Neden uyumuyorsun?" dedi Soobin. O sessizlikte sesi yankılanmıştı.
Yeonjun yanına gitti ve onun gibi yaparak kollarını dayadı korkuluğa.
"Yeni uyandım. Sen neden uyumuyorsun?"
"Uyku tutmadı."
Yeonjun'a döndü Soobin.
"Bana bir şey mi söyleyeceksin?" dedi Yeonjun gökyüzündeki dolunaya bakmaya devam ederken.
"Hayır. Ben gidiyorum." diye yanıtladı Soobin.
Yeonjun neden böyle davrandığına bir anlam veremedi.
"Sorun ne?"
Soobin durdu ve arkasını döndü.
"Sorun yok. İyi geceler."
***
Boş ve gereksizce geçen 1 günün sonunda herkes düşünmüş taşınmıştı ve taht salonunda yerlerini alıp Kader Tanrısını beklemeye koyuldular.
Sunghoon Yeonjun'a baktı ve onu tekrar uyardı.
"Yine seninle konuşabilir. Dikkatli ol."
Soobin ikisinin arasından homurdandı.
"O dikkatli olsun asıl..."
Bir iki dakika sonra Hwasa geldi ve tahtına geçti.
"Azrail, fark ettim ki şimdiye kadar çok fazla görev yapmamışsın."
Yeonjun şaşırmıştı. Nasıl çok fazla yapmamış olabilirdi? Çok uzun süredir buradaydı ve neredeyse ona her hafta bir görev veriyorlardı. Ayrıca, kimse bilmese de Soobin'e adadığı kişiler de onun için görev sayılırdı.
"Anlamadım?" dedi Yeonjun. Sesini kavgaya hazırmış gibi yapmak istememişti ama öyle olmuştu.
İşte şimdi yandın, diye düşündü içinden.
"Anlamadıysan boşver, işini doğru düzgün yapman adına sana bir teklifim var. Bak Azrail, daha yeni olduğun için sana bir şey söylemek istiyorum. Dünya adil değildir, orada sadece iyi insanlar yaşayacak, diğerleri ölecek diye bir şey yok. Ve genellikle iyiler ölür, çünkü iyilik dedikleri şey kendilerine zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Her neyse. Teklifim şu, her gün dünyadaki iyi insanlardan öldüreceksin. Kabul mu?"
Yeonjun düşünmeden "Kabul." dedi.
Odadaki diğer tanrılardan birden 'aaa' sesleri çıktı. Hiçbiri neden böyle hızlı kabul ettiğini anlayamamıştı. Ama Yeonjun neden hızlıca kabul ettiğini çok iyi biliyordu.
Kimse o kadına kafa tutamıyordu korkusundan. Ve onlar böyle yaptıkça kadın da kendini gözünde büyütmüş olmalı ki üstünlük taslıyordu.
Bu yüzden kabul etmişti işte. Birinin o kadının havasını söndürmesi gerekiyordu.
Hwasa güldü Azrail'in bu hızlı cevabına.
"Kendine çok güveniyorsun sanırım. Emin misin?" diye sordu.
Cevabını da beklemeden aldı.
"Ateşle oynamayı her zaman sevmişimdir." dediğinde gözleri kırmızılaşmıştı bile.
-
•Selamlaarrrr
•Çok mutluyum çokkkk. Olcak bu iş inanıyorum
•Bu arada yeonjunum mükemmeellll
ŞİMDİ OKUDUĞUN
God is Azrael / Yeonbin
Fanfiction"Bu sefer sana itaat etmeyeceğim, Soobin." "Yapabiliyorsan neden olmasın? Tabii bağlılık yeminini bozabilirsen."
