twelve

1.8K 212 247
                                        

Beomgyu

Okul biteli neredeyse yirmi dakika oluyordu. Soobini peşimden zorla ayırmıştım. Nereye gidersem beni takip edecekmiş gibi duruyordu. Sonunda onu hiçbir yere gitmeyeceğime ikna ettiğimde beni salmış, diğerleriyle beraber yanımdan ayrılmıştı.

Şimdi okulun arka bahçesinde futbol sahasına biraz uzak kalan banklardan birine oturmuştum. Başıma bela almıştım resmen. Çıkmaz yola girmiş, karanlıkta yolunu kaybetmiş gibi hissediyordum.

"Yaralara pansuman yapılmış bakıyorum." Çantasını yana atmış, kendisi de diğer tarafıma yayılarak oturmuştu. "Nereye gideceksen çabul ol, geç kalamam" demiş oturduğum yerden hızlıca kalkmıştım.

"Acelemiz yok Beomgyu," yana bıraktığı çantasını kendisine doğru çekmiş, eline alarak ayaklanmıştı. "evime gidiyoruz şimdi." Kaşlarım çatılırken uzaklaşan bedenini kolundan tutarak durdurmuştum. "Anlayamadım? Seninle evine falan gelmem Taehyun."

"Üzgünüm Beomgyu ama bugün tamamen benimlesin. İzin almanı söylemiştim."

"Ama" konuşmaya başladığımda lafımı kesmişti. "Aması falan yok, söylediğim gibi seni evine yetiştereceğim merak etme." Son laflarıyla histerik bir gülümseme belirdi dudaklarımda. "İnanır mısın bilmem ama senin laflarına gram güvenmiyorum."

"Ama buradasın Beomgyu ve ikiletmeden arkamca geleceksin." Yüzüme doğru sırıtarak konuştuğunda farketmeden dişlerimi sıkmaya başlamıştım. "Sanki yapabileceğim başka şey varmış gibi."

"Rahat ol, bir kaç saat seninle işim yok. Bugün eğlenme günüm."

"Ne eğlence ama" demiş önüne geçmiş, kafamı yere eğerek yürümeye başlamıştım. Hızlı adım seslerini duyduğumda kolunu omzuma atarak benimle yan yana yürümeye başlamıştı.

Omzuma geçirdiği elini tutmuş, yavaşça yere indirmiştim. "Dokunmazsan sevinirim." Yüzüne bakarak konuştuğum zaman kafasını yola dikmiş kafasını sallamıştı sadece.

Şu an defter kitap önümde bilmem kaçıncı sorumu çözmem gerekirken,kaç gündür onun etrafında dolaşıyordum. Yorgun hissediyordum da, çünkü sabahları onun yanında olduğumdan çalışabilmem için sadece geceleri boş oluyordum. Zaten bu durum da babamın pek bir keyfini yerine getirmişti. Üşenmeden geceleri belirli bir saatte kalkıyor odama gelerek çalışıp çalışmadığımı kontrol ediyordu.

İzin almak konusuna da gelirsek, babam hayatta izin vermezdi. Zaten babam beni sadece ders çalışırken görmek istiyor, sosyal aktivitelere katılma şansımı tamamen elimden alıyordu. Son 1 senede arkadaşlarımla bile toplasan iki ya da üç kere buluşmuştum. Belki de bu yüzden Taehyunun beni bir yerlere sürüklemesine bu kadar az ses çıkartıyordum.

Ona asla güvenmiyordum. Hatta istediklerini yapmaya devam etsem bile bir gün çıkıp elindekileri yayacağını düşünüyordum. Öğretmenlerin favorisi, bazı öğrencilerin imrendiği, bazı öğrencilerin de nefret ettiği, herkes tarafından parmakla gösterilen ailenin tek oğlunun bu şekilde tanınması hoş karşılanmazdı. Hatta sonum bile olabilirdi.

Korkuyordum. Korkmuyorum desem yalan olurdu. Her gece saat başı internet sitelerini, okul sitesini hatta itiraf sayfalarını bile kontrol ediyordum. Çünkü yaşanacak küçücük bir olay, ardı arkası kesilmeyen iftiralara yol açacaktı. Bunun yaşanma ihtimali bile sinirlerimi bozuyor, tüm sinirimi Taehyundan çıkarmama sebep oluyordu.

"Daldın gittin. İyi misin sen ya?" Hırkamın kapşönünden çekildiğimde sendeleyerek geriye doğru bir kaç adım atmıştım. "Çoktan geldik ve hâlâ yürüyorsun."

"Kafam doluydu, farketmemişim." Başını salladığında apartmana doğru adımlamaya başlamıştı. "Orasını anladım zaten. Tutmasam direğe çarpıyodun birde." Arkamı dönüp yürüdüğüm yola bakınca tam da önümde kocaman direk duruyordu.

sukidakara | taegyuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin