Taehyun:
Mesajlarıma cevap vermeyişi gitgide daha da endişelendiriyordu. Son mesajımı attıktan sonra anında ayaklanmış, hızlıca odamdan hırkamı alarak ayakkabılarımı giymiştim.
Şu an o evde neler döndüğünü deli gibi merak ediyordum. Belki hiçbir şey yoktu ama ben yine de endişeden kafayı yiyecekmiş gibi hissediyordum. Her şey yeterince üstüste gelmişti zaten.
Ona yaptıklarım tam olarak deli saçmasıydı. Kendimi asla haklı çıkartamazdım. Tehditlerle istemediği şeyleri yaptırmıştım ve özür dilesem bile affedip affetmeyeceğinden emin değildim.
Aceleyle evden çıkmış asansörün gelmesini beklemeden merdivenlere doğru yönelmiştim. Apartmanda yarattığım sesi umursamadan olabildiğince hızlı bir şekilde iniyordum.
Kendimi dışarıya attığım gibi yüzüme çarpan soğuk rüzgar ve çiseleyen yağmurla görüş açım bir anlık bulanıklaşmıştı. İlkbahar günü neredeyse fırtına çıkacağının habercisiyi gibiydi hava.
Arabamı park ettiğim yere doğru koşmaya başladım. Ta ki bir bedenle çarpışana kadar hızımı azaltmamıştım. Omzum bir tarafa savrulurken göz ucu çarpıştığım kişiye bakmıştım.
Üzerine geçirdiği gri hırkası yer yer tamamen ıslanarak koyulaşmıştı. Savsak ve yavaş adımlarla öylece ilerliyordu. Sert çarpışmamıza rağmen tepki bile vermemişti. Rüzgar şiddetlenmiş aynı zamanda önümde yürüyen bedenin iç çekişleri sıklaşmıştı.
Tanıdık bedenle daha fazla yerimde durmamış ona doğru koşmaya başlamıştım. "Gyu" demiş önünü kesmiştim. Yerdeki bakışları yavaşça yüzüme tırmandığında istemsizce nefesimi tutmuştum.
"Taehyun" sesi o kadar kısık çıkmıştı ki, duyabildiğime bile şaşırmıştım. "Senin gelmene izin vermek hataydı. Ben gelmeliydim yanına. Tanrım, bu halin ne?" Elim istemsizce havalanmıştı. Çenesini parmaklarım arasına alarak yüzünü kaldırmıştım.
Yağmur yüzünü ıslatırken daha fazla onu dışarda tutmak istemedim. Arkamı dönmüş dizimi yere yaslayarak eğilmiştim. "Sırtıma bin."
"İyiyim ben, hiç gerek yok" omzumdan tutarak kaldırmaya çalışsa da, boşunaydı. "Topallayarak yürüyorsun. Hadi, acele et yağmur iyice güçlendi."
Kollarını boynuma, ayaklarını da belime doladığında yerden kalkmış adımlarımı hızlandırarak apartmana doğru ilerlemiştim.
"Ne oldu?"dedim belki anlatır diye ama kafasını yüzünü gizlercesine omzuma dayamıştı. "Tamam, eve gidince konuşuruz."
Apartmana girmiş asansöre doğru adımlarken kollarını sıkılaştırmıştı. "Korkuyor musun?" dememle kafasını bedenime sürterek onaylamıştı. Bacaklarını aralamış inmek için haraketlenmişti. "Aklından bile geçirme." Ayaklarını sıkıca tutmuş merdivenlere doğru ilerlemiştim.
Sonunda eve girmiş ayakkabılarımı gelişi güzel çıkartarak salona geçmiştim. Sırtımdaki bedeni koltuğa yerleştirdikten sonra koşarak banyodan pansuman için gerekli malzemeler almaya gittim. Elime ilk geçen bir kaç malzemeyi almış tekrar salona dönmüştüm.
Salonda öylece yatan bedenin hemen yanına geçmiş, malzemeleri önümdeki masaya yerleştirmiştim. "Beomgyu, hadi kalk yaralarını temizleyelim." Kapalı gözleri usulca açılmış bir kaç saniye yüzümde oyalanmıştı.
Yüzündeki kurumuş kan lekelerini temizlemek için ıslattığım havluyu elime alarak yaralarının etrafına hafifçe bastırmaya başlamıştım.
Yüzü bu defa çok daha kötü haldeydi. Belki yüzünden başka yerlerde de yaraları vardı. Yanağındaki kızarıklık bile çok acı vermiş gibi duruyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
sukidakara | taegyu
Fanfictiontaehyun: napsak ki beomgyu not defterinde baya ilgi çekiciydi söylesene ilgi alanında resim var mı? -texting
