thirty four (F)

1.7K 133 328
                                        

"Sence takım elbise gerçekten iyi bir fikir miydi?"

"Sus ve önüne bak Taehyun. Yola çıktığımızdan beri yüzünü kez aynı şeyi soruyorsun." Oflayarak önüne dönmüş arabayı sürmeye devam etmişti.

Söylediği gibi yemeğe çıkarmıştı. Sabahtan beri ne giyeceğimi nereye gideceğimizi düşünmekten kafayı yemiştim. Onun takım elbise giymesini istediğim için ona da uyum sağlamak adına gömlek ve pantolon giymekle yetinmiştim.

Bunlarla uğraşırken Taehyun çoktan beni beklemeye koyulmuştu. Elim ayağım birbirine dolaşırken aceleyle hazırlanmayı başarmıştım.

Yola koyulduğumuzdan beri Taehyunun sızlanışlarını arabada yankılanıyordu. Tekrar ağzını açmıştı ki lafını kesmiştim. "Ay yeter ama ya. Çok yakışıklı oldun böyle. Konuş konuş bitiremedin. Çıkarmayacaksın üzerindekileri." Siyah kravatımı gevşeterek geriye yaslandığımda bıkkınlıkla konuşmuştum.

"Başka bir şey söyleyecektim aslında" derken mahcubiyyetle yüzünü bakmıştım. "Pardon, öyle yapınca sandım ki" parmaklarımla oynamaya başlamıştım konuşurken.

"Sorun yok. Şey diyecektim. Yemekten önce lunaparka gitmek ister misin?"

"Ne?"

"İkimiz diyorum. Gidelim mi? Yakın buraya zaten." Dediğinde heyecanla kafa sallamıştım. "Olur, gidelim." Ne kadar heyecanımı gizlemeye çalışsam da sesimden belli oluyordu. Aynı zamanda Taehyun hafifçe gülümsemişti bana bakarken. Elini kucağıma yerleştirmişti ardından. Beklentiyle yüzüme bakmış, kaşlarıyla elini işaret etmişti.

Elimi yavaşça avucuna bıraktığımda sıkıca kavramıştı. Gülümsemem büyürken ellerimizi izlemiştim bir süre. "Kalem var mı?" diye sorduğumda kaşlarını çatmıştı. "Torpido da olması gerek. Napıyorsun kalemi?"

"Sana ne be." Torpidoyo açmış siyah tükenmez kalemi elimi almıştım. Kafasını sallayarak önüne dönmüştü. Ben de onu izlemeyi bir kenara bırakmış elimdeki kalemle elinin üzerine bir şeyler çizmeye başlamıştım.

"Gerçekten mi?" dediğinde yandan bakış atmıştım. "Yola bak." Sessizliğimiz devam ederken sonunda araba durmuştu. "Geldik."

"Dur biraz bitiriyorum hemen." Bir kaç ekleme daha yapmış elini serbest bırakmıştım.

"Beomgyu, sen gerçekten..." elini incelerken aynı zamanda da konuşmuştu. "Noldu? Beğenemedin mi?"

"Çok beğendim. Hiç boşluk bırakmamışsın resmen."

"Bir sürü yıldız işte. İyi bak onlara." Kalemi torpidoya geri bırakmış onu beklemeden arabadan inmiştim. O da inmiş, kapıları kilitlemişti. "İlk kez geliyorum, biliyor musun?" Önümdeki kalabalığı izlerken yanıma ulaşan bedene doğru konuşmuştum.

"O zaman ilklere yakışır bir şekilde davranalım." Tekrar elini bana uzattığında bekletmeden tutmuştum. "Dur diğer elimi tut. Şimdi yıldızlarım falan silinir." Yıldızlarla dolu elini çekmiş diğer tarafıma geçerek sağ elimi tutmuştu. Arkasından gülümserken yürümeye başlamıştık. Biletleri hallederek kalabalığın arasına karıştık. "Neye binelim?"

"Gondola binelim mi? Hep görüyordum."

"Tamamdır, kaptan. Bugün sen ne dersen o." Yanaklarım yanmaya başladığında kafamı yere indirmiştim.

"En tepeye oturalım" derken onu onaylayarak kafa sallamıştım. En tepeye yerleşmiş harakete geçmesini bekliyorduk. Heyecanlıydım. Nasıl bir his olduğunu merak ediyordum. Taehyun hâlâ elimi sıkıca tutuyordu. Haraketlendiğimizde de bırakmamıştı.

sukidakara | taegyuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin