Duydukları ses ile yattıkları yerlerden kalktılar. Safiye Hanım kızları hızlıca yanına aldı ve kendince güvenceye aldı onları.
"Anne... Bu ses ne?" Diye fısıldadı Yeşim.
"Bilmiyorum kızım. Siz koltuğun arkasına geçip saklanın. Ben bakayım." Derken onları koltuğun arkasına itikledi.
Kızlar hızlıca koltuğun arkasına girdi ve neler olduğunu dinlemeye başladılar.
Safiye Hanım sessizce koridora doğru ilerlemeye başladı. Tam kapıdan çıkacakken kendini koruması gerektiğini fark etti ve hemen yanında duran boş vazoyu eline aldı. Sessiz adımlarla koridora doğru ilerlemeye devam etti.
Mutfaktan bazı tıkırtılar geliyordu. Sessizce o taraf doğru gitmeye başladı bu sefer.
Çok temkinli yürüyordu yaşlı kadın. Mutfağa yaklaştığında kapının yanındaki duvara yaslandı ve elindeki vazoyu daha sıkı kavradı. Yavaşça kafasını içeri doğru uzattı ve içeriyi gözetledi. Gariptir ki görünürde kimse yoktu.
İçeri girdi sessizce. İlerlerken ayağına bir şeyin değdiğini hissederek çığlık attı. Sesi duyan kızlar koşarak kadının yanına vardı.
"Ah, canım, bizi çok korkuttun." Diyerek eğildi Safiye Hanım. Bu tekir cinsinden bir kediydi.
Kızlar da yanına gittiler ve kediyi sevmeye başladılar.
"Buraya nereden girdin sen bakalım?" Diyerek başını okşadı Yeşim.
"Benimle girmiş olmalı." Dedi Hazal kedinin patisiyle oynarken. Biraz daha sevdikten sonra Safiye Hanım, "Hadi, onu dışarı çıkarayım ben. Sizde ellerinizi yıkayıp yatın." Diyerek ayaklandı. Bunun üzerine kızlar ellerini yıkamaya gitti ve kediyi evden çıkardı yaşlı olan.
Yaşadıkları bu ufak gerilimden sonra uyumaya geçtiler...
(Öğlen)
Kızlar anca öğlen uyanabilmişti. Safiye Hanım ise onlardan yarım saat önce. Birlikte bir şeyler yiyip salona geçtiler.
"Hazal, biz bugün kafeyi açmaya gidelim. Sen evde kal istersen olur mu güzel kızım?" Dedi Safiye Hanım.
"Olur Safiye Teyze." Her ne kadar dün Ayaz ile konuşmuş olsa bile, hâlâ yaralı hissediyordu genç kız.
Bu yara fiziksel değil, ruhsaldı. Geçmezdi; geçse bile izi kalırdı. Hep en derinlerde, hep en bilinmedik yerlerde kalırdı o iz. Ne zaman ki, insanın karşısına o yarayı hatırlatacak bir şey çıksa kendini belli ederdi. "Ama geçmişti?" Der insan kendine. O zaman anlar ya o izin hep onunla kalacağını. Sarsan sarılmaz, diken dikilmez bir yaradır o. Hazal'ın yarasıda öyle bir yaraydı.
Kızıl saçlı kız arkadaşına sıkıca sarılmış ve ona veda etmişti. Safiye Hanım'da kızının arkadaşına sarılmış ve akşama geleceklerini söylemişti. Her ne kadar gerek olmadığını, artık daha iyi olduğunu söylese bile Safiye Hanım bunu kabul etmemişti. Ona veda edip kafenin anahtarını vestiyerden aldı ve kızı ile beraber evden çıktı.
Yalnız kalmıştı. Tekrar ve tekrar, yalnız kalmıştı...
Salona geçip koltuğa uzandı ve tavanı izlemeye başladı. Annesiyle olan anıları geliyordu gözünün önüne. Birlikte dans edişleri, birlikte yemek yapışları, birlikte sohbet etmeleri ve en güzeli, birlikte geçirdikleri her an...
Gözlerinin dolduğunu hissetti. Sağ tarafına dönerek cenin pozisyonunu aldı ve gözyaşlarının akmasına izin verdi.
(Yarım saat sonra...)

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavisiz Mavi -𝓞𝓵𝓾𝓶 𝓜𝓮𝓵𝓮𝓴𝓵𝓮𝓻𝓲 -
Teen Fiction"Mavi, kimileri için özgürlüktür. Benim içinse, mavi beni hapis eden bir renkti..." Ben, Hazal Hancı. Ve bu da benim maviye olan düşkünlüğüm. Gelin, birlikte mavinin nasıl bir insanı mahvoluşluğa sürdüğünü öğrenelim...