beomgyu
ruh eşi kavramını öğrenmemden ve yıllar sonrasında gerçekten bir ruh eşine sahip olmaya alışmaya başlamamdan sonra fark ediyorum ki bu kavram yıllarca bize olduğundan daha masalsı anlatılarak güzellenmiş. her insanın ruh eşiyle birlikte olmadığını biliyordum ve buna saygı duyuyordum ancak bunun daha basit bir şey olduğunu düşünmüştüm. şimdi gözümün önünde ruh eşi yüzünden ağlayan yewon'u görmek ne hissedeceğimi şaşırmama sebep oluyordu.
sırf kendimi erkeklerden hoşlanmadığıma ikna etmek için onunla yemeğe çıkmak ve ardından sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi ondan uzaklaşmak yaptığım en kalpsiz hareketlerden biriydi, bunu kabul ediyordum ve kendimden gerçekten utanıyordum. ama bu utanç şu an gidip onunla konuşmama da engel oluyordu. kaldı ki o soobin'in ablası olduğu için günün sonunda yine onunla bir araya gelmem gerekecekti.
yewon'u san sınıfıma dalıp bana bağırdığı günden beri etrafta görmemiştim. ama ikisinin kavga ettiğini çok sonra öğreniyordum (muhtemelen aşk sarhoşluğumdan ötürü) ve bu kavgada muhtemelen benim de istemeden de olsa parmağım vardı.
ruh eşinizi sevmek ve onunla birlikte olmak zorunda değilsiniz ancak onsuz olmanın da ağır getirileri olduğunun farkına varmak bazen insana ağır gelebiliyor. sanırım san ve yewon ikilisi için de durum böyle çünkü hayatım boyunca hiçbir insanı böyle ağlarken gördüğümü hatırlamıyorum.
ben ne yapacağımı düşünürken yewon'u sandalyeden kalkıp gitmesiyle kendimi koskoca kafeteryada onun boş sandalyesini izlerken buldum. sanırım şimdilik yapabileceğim hiçbir şey yoktu o yüzden boş vermeyi öğrenmem gerekiyordu.
son zamanlarda ruh eşi kavramının üzerinde fazla durduğumun farkındaydım ama birkaç gündür ancak fark edebildiğim diğer bir şey ise soobin'siz ve soobin'le olmanın benim ruh halimi nasıl etkilediğiydi. ondan uzak durduğum günler boyunca kendimi hep depresif, karamsar ve memnuniyetsiz hissediyordum ancak geçen haftaki kafe maceramızın üzerinden geçen bir hafta boyunca doğru düzgün görüşmememize rağmen yenilenmiş gibiydim. hyunjin bile en sonunda dayanamamış olacak ki bugün neden bu kadar ışıldadığımı sormuştu. aşk yüzünden hyunjinciğim, hepsi aşk ve sevgi yüzünden.
bugünün diğer bir önemli tarafı sonunda soobin'le ilk gerçek randevumuza çıkacak olmamızdı. nereye gideceğimizi ve ne yapacağımızı daha konuşmamıştık (anlık gelişmesi daha sağlıklı olacakmış gibi duruyordu) ama güzel geçeceğine inanıyordum. üstelik bir haftalık ayrılıktan sonra sadece oturup birbirimizi izlesek bile kalbimin buna hazır olduğunu sanmıyordum. ne ara bu denli bağımlı olduğumu pek anlamasam da ruh eşi olmanın bunda büyük payı olduğundan emindim. disney masalları dinleyerek büyümüş bir çocuğun disneyland'e gitmesi gibi bir şeydi bu.
kafeteryanın kapısından giren kai ve yeonjun'u görmeme ayaklandım, bu bir hafta içerisinde arkadaşlarımla da aramı iyice düzeltmeye başlamıştım. yuqi uzun zaman sonra ilk kez bende yatıya kalmıştı ve tüm gece çocukluğumuzdan bugüne kadar yaşadığımız acı tatlı anıları konuşarak ağlamıştık. süreç içerisinde bir kez de miyeon ve yuqi çiftinin üçüncü tekeri olmayı bile deneyimlemiştim. kai ve yeonjun'u ise birbirine adanmış gibilerdi. birinden biri olmadan bir yere gitmek adeta imkansızdı çünkü saniyeler içerisinde birbirlerini bulabiliyorlardı. sözlükte ruh eşi kelimesinin yanında ikisinin fotoğrafı olduğunu düşünmeye başlamıştım. sevgi iyileştirir sözü benim için hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.
"vay be, beomgyu hazretlerinin bizi beklediği günleri görecek ne yaptık acaba?"
tabii yeonjun'un sevgi dili diğer insanlarınkinden biraz farklıydı.
"öyle deme junie, baksana tatlı tatlı oturmuş mayışık gözleriyle bizi izliyor."
kai'ın elinin saçlarımı okşaması beni huylandırdığı için kıkırdamıştım. yeonjun'un bizi sırıtarak izlerken cebinden en sevdiğim çikolatayı çıkartıp masaya koyunca heyecanla gülümsedim. yuqi bana yeonjun'un ve kai'ın çocuğu diyordu ve sanırım bu konuda haklıydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
oh boy it's you, soogyu
Fanfictionbeomgyu ruh eşinin erkek olduğunu öğrenir. düzyazı rozeixs, 21.11.21
