#29, yani bence opmemeliydi

133 17 10
                                        

icimde kopan cigliklari
sen duy ya rabbim

dusan;
grup kontrol her sey hazir mi

bakin yarim saat sonra havalimaninda olacaksiniz di mi

panik oldum bari ekonomi ucmasaydik
seb ya agliyorum

sebastian;
bana agzimi actirma dusan

hazirim cikiyorum simdi

dominik;
neyle geliyon lan

sebastian;
sence dominik

alexander;
YA OTOBUSLE GELIYORUM DEME

sebastian;
hoooppp bastim akbili

dusan;
ilk durakta in geliyorum

sebastian;
birak kolum aciyoo

dominik;
pauahahxlsbxlsbxl salak

sebastian;
konum attim

gel

kole

haha

-

Arabamı yolun kenarına, sebastian'ın beklediği otobüs durağının önüne, çeker çekmez beni fark eden sarışın oğlan hızlı adımlarla içeriden sarkıp açtığım kapıdan içeri atıyor kendisini. "Bin lan göt." Diyorum o içeri girerken, grupta bana köle demesine karşılık yaptığım şaka ile karışık bir cevap.

Gülümseyerek arkasına yaslanıyor ve Dominik'den aldığı ne olduğunu tam bilmediğim bir kokuyu sıkıyor üstüne. Dominik'ten aldığını biliyorum çünkü bizim oğlan işinde iyi, imzasını nasıl bırakacağını iyi biliyor.

"Ee naber ?" Diyor yolculuk sus pus geçmesin diye, gün içerisinde çokça konuşuyor olduğumuz gerçeğini görmezden geliyoruz tabii.

"İyidir canım senden naber ?" Diyorum ben de, gözlerim yolda, 20 dakika içerisinde havalimanında olmamız gerekiyor. "Ben de iyiyim, dün neler oldu Edin ile ?" Sahici bir merak ile benden tarafa dönüyor kafası. Derin bir nefes alıp yüzüme istemsiz bir gülümseme konduruyorum. "Kahve alıp odama geldi, sohbet ettik biraz sonra da oynaştık." Son kelimeme kadar müthiş bir dikkat ile beni izleyen Sebastian son kelime ağzımdan çıkar çıkmaz müthiş bir abartı ile kahkaha atmaya başlıyor.

Oturduğu yerde kayıyor biraz, gözlerini kapatıyor sıkı sıkı ve omzunu sallıyor tıkır tıkır -gülerken yaptığı komik bir hareket- ve ağzının içinde nerenin köylüsü olduğumu falan soruyor. Beni zorbalayabilmek için biz yapsak yedi kuşak çapraz ateşe tutacağı birkaç şaka yapıyor ve ben 'abartma göt' gibi bir uyarı ile kahkahalarının yaklaşık 5. dakikasında onu durdurmayı başarıyorum.

Yolculuk onun gülüşlerinin sessiz kıkırtılara dönüşmesi harici sessiz devam ediyor ve sonunda havalimanına geliyoruz. Alexander ve Ryan'ın bizi bekliyor olduklarını fark edince yanlarına ilerliyoruz. "Valizlerimiz hazır, gerekli evrakları aldık... hassiktir. E Dominik yok?" Uçağın kalkmasına hayli az vakit kaldı ve ortalıkta hafif uzun boylu, beyaz tenli, kumral bir oğlan yok. "Ben konuştum yolda geliyor." Diyor Alexander.

Biraz geriliyorum çünkü uçağı kaçırma fikrimiz hiç hoşuma gitmiyor. Dakik biriyim biraz, bir keresinde Edin bu huyumun çok takdir edilesi olduğunu söylemişti.

Biraz bekliyoruz, Alexander baya rahat, kim bilir kaç kere gitti Sebastian'ın değişi ile o şer yuvasına. Ryan'ın gözleri ansızın Sebastian'ın kombinine düşüyor. "Koyu yeşil sana yakışıyor." Diyor. "Komunist yeşili." Alexander ağzının içinde mırıldanırken ufukta bir Dominik görünüyor. Genç adam resmen topuklarını vura vura koşuyor bize doğru. Kendisini fark etmemişiz gibi el sallıyor bize, oysa ki yanından geçtiği her insan ona bakıyor. Bir anime karakterini andırıyor şuan.

Nefes nefese yanımızda durduktan sonra resmen bayılırcasına olduğu yerde 90° dönüyor ve kendisini Alexander'a bırakıyor. Alex gülerek onu yakalıyor ve ben geciktiğimizden şikayet edene kadar gülüşüyorlar. Her şeyin yolunda gitmesini umarak uçağa biniyoruz ve Alexander'ın da ekonomi uçmamız konusunda benimle aynı fikirde olduğunu söylenmelerinden anlıyorum. Uzun bir yolculuk bizi bekliyor.

-

Hiç de zevk almadığım geçen saatlerin ardından Dominik'in omzuma düşmüş kafasını kaldırıp inmemize az kaldığını belirtiyorum. Alexander kulağındaki kulaklığı ile öylece etrafına bakıyor mahkeme duvarından hallice suratı ile.

Ryan ise beklediğimden daha enerjik, diğer yanındaki Sebastian'a sataşıp duruyor.

İndikten sonra Dominik yeni uyandırılmış bir bebek gibi aptal aptal çevresini izlerken Alexander'ın bizim için hazırlattığı arabaya biniyoruz ve kalacağımız otele gidiyoruz. Şoför koltuğunda Alexander, yanında ben ve arkada dizilmiş Dominik, Sebastian ve Ryan ile sandığımdan sessiz bir yolculuk ile otele varıyoruz.

Odalarımıza geçerken Dominik'in Alexander'ı dirseği ile dürterek yaptığı 'sadece 4 tane boş odaları kalmış, biz mecbur aynı odada tek yatakta kalmak zorundayız' şakasına gülüşüyoruz. Sebastian ikisi baş başa aynı yatakta uyurlarsa sevişmeme ihtimallerinin yüzdesinin düşüklüğünden bahsediyor ve Dominik reddetmeyeceğini söylüyor. "Gerçekten erkeklere en ufak ilgi duysaydım inan Dominik sabahları getiremezdik." Diyor Alexander ise. Ben kahkaha atıyorum ve Ryan'ın ile karşılıklı odalara geçiyoruz.

Yerleşme sürecimiz bittikten sonra yan tarafımdan gelen duvara tıklama sesi ile gözlerimi deviriyorum. Dominik telefonun icadını keşfetmemiş olacak ki bana bir şeyler anlatmak istiyor. Onu arıyorum.

"Acıktım bir şeyler yiyelim." Diyor telefonu açar açmaz. "Ee in ye ben uyuyacağım maça kadar." Deyince bağırıyor. Baya. Çığlık gibi de değil sadece bağırıyor. "Bağırma kulağımın dibinde piç, git Alexander'a o iner seninle." Deyince "Aaa evet o iner benimle." Deyip yüzüme kapatıyor telefonu. Yaşı 15.

Ve dediğim gibi kendimi direkt olarak yatağa atıyorum ve sessizdeki telefonuma gelen aramalrı görmezden gelip güzelce uyuyorum.

-

sonraki bolum final

daddy's companyBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin