Gözlerimi gözlerine daha da dikebilecekmişim gibi gözlerine bakmaya başladım. Tek bir duygu yoktu. Sıkıntı, sevinç, hüzün, alay dahi yoktu. Yine vakit dolmuştu sanırım, gözlerini gözlerimden ayırmada ikilemde kaldı bir an sonra hızla çekti gözlerimden mavilerini. Parkelerden destek alarak ayağa kaktı bende sessiz hareketlerle ardından kalktım. Mutfağa doğru ilerlerken öylece parkelere bakarak yürüyordum.
Mutfak masasına oturdu. Dünden kalma kahvaltılıklara öylece bir göz attı. Sonra yememi beklercesine gözlerini tekrar dikti gözlerime. Bende tam on üç gündür yapmadığımı yapıp gözlerimi kaçırıp bu sefer masada yerini bilmem kaç gün önce almış olan muhtemelen şu an çayın yakınından uzağından geçmeyen çayı aldım göz hapsine.
On üç gündür böyleydik. Beni kendime dürüst olmaya zorlamasından sonra ben ne zaman ağlamak istesem sessizce, görünmez olup hıçkıra hıçkıra ağlamak istesem de ağlayamasam, hem unutmuşluğun hem de ağlamayı garipsediğimden artık ağlayamadığım da her yaptığım gibi. Odamın bir köşesine çekilip bacaklarımı uzatıp bedenimi de iki duvarın arasına yerleştirdikten sonra kendi kedimi biraz daha yıkacakken onu gördüm benim gibi uzatmış ayaklarını, dikmişti mavilerini bana.
On üç böyle sabah herkes kendi köşesine geçmiş, iki saat on yedi dakika boyunca böyle birbirimize bakmıştık. Sonra beni aşağı sürüklemişti ilk gün kahvaltı için ertesi gün ya beni sürüklemesinden yada bana dokunmasından emin olmadım o an ama rahatsız olduğumdan o hareketlendiğinde ben de kalkmıştım ayağa. Her neyse o, ben kahvaltı edeyim diye bekliyor, bende kahvaltı faslı bitsin diye bekliyordum. İkizmiz de birbirimizin boğazından iki yudum bir şey geçmediğinden emin olduğumuzda ayaklanıyorduk. Ben bazen o merdivenleri çıkmaktayken bir bardak su içiyordum. Sonra yine herkes köşelerine. Akşam hava kararana kadar, hava karardıktan en fazla yirmi dakika sonra sanki evimin kapısı yokmuş gibi dolabımın kenarına sıkıştırdığı, o her gece yatağımın yanına kurulurken başının altına koyduğu minderi de kolunun altına alıyor ve penceremden atlayıp gidiyordu.
Bu on üç gün boyunca o son gün gibi yapmadı hiç. Ne geç kaldı, ne de üstünde bir kadın parfümü vardı, ne de içki kokusu. Ben o gittikten sonra yatağıma giriyordum. O da yine penceremden girip kendi kendine tarzancılık oynadıktan sonra beni öyle görünce yatağımın yanına yere yatıyordu aynı şekilde. Sonra sabah ezanına kadar böyle. Bakıp dur tavana. Ben tavana boş boş bakarken, arada yan gözle bakıyordum ona, o ise benim tam tersim şeklinde büyük bir dikkatle bakıyordu tavana sanki dünyanın en önemli işi o tavandaymış gibi, en güzel sanat eseri, en büyük mutluluk oradaymış gibi. Arada da dudaklarının kıvrıldığını görmüyor değildim tabii, ama öylesine alaydan uzak.
Sabah ezanı okunduğu gibi ikimizde birbirimize sırtlarımızı dönüp uyuyorduk. Öğlene kadar. Ben uyandığımda onu yine tavanla bakışıyor buluyordum. Ben banyoya gidiyordum. O beni yattığı yerde bekliyordu ben işlerimi hallettikten sonra yine köşelere çekiliyorduk. On üç gün böyle geçmişti ya. Ne ben ne o tek kelime edilmemişti. Ama çenem ağrıyordu kimi zaman, bir de omuzlarım,anlamsız bakışları tüm o anlamsızlığa rağmen büyük bir yük bırakıyordu omuzlarıma ondandı sanırım omuz ağrılarım.
Yine kahvaltı faslıydı bu on dördüncü günün. Baktı gördü yine tek yudum atmıyorum ağzıma musluğa uzandı koca bir bardak su koydu önüme baştan bir yabani baktım bardağa. Sonra aldım usulca içtim bir su da yıkmazdı ya beni.
Sonra yine yukarı, yine herkes köşelerine. Dayanamadım galiba sessizliğe ben bozdum ilk.
''Anlaşma istiyorum.''
Bir süre baktı yüzüme aval aval. Sanırım asla konuşmayacağımı düşünüyordu. Gerçi ilk gün bende öyle düşünüyordum. Direncim de umutlarım gibi kırılmıştı sanırım gün be gün.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BİA.
JugendliteraturHerkes siyah ve beyazdan bahseder. Siyah ve beyazın uyumundan. Ve birbirlerine karşı bir o kadar zıt oluşundan. Siyah ve beyaz birbirlerine bir o kadar yakın ve bir o kadar uzak. Aralarındaki o ince çizgi. Ölüm ve hayat gibi. Bir o kadar yakın, v...