Büyük Savaş

1.3K 55 10
                                        

Koşarak Kilise ye gittim. Dua etmem lazımdı. Tanrı ve İsa'nın bizi koruması gerekiyordu. En azından ben öyle düşünüyordum ama bizim gibi şeytanları nasıl koruyacaklardı? Cehennemden kaçan şeytan melekleri gibiydik. Papa orada durmuş dua ederken arkasına ben de oturdum ve onunla birlikte dua etmeye başladım. İçeriye Shelby nin girmesiyle neye uğradığımı şaşırdım. Papa yerinden kalkıp ona doğru gittiğin de ne kadar yanlış bir şey yaptığını bilmiyordu?

''Buraya elini kolunu sallayarak giremezsin evlat.''

Daha cümlesini tamamlamadan onu fırlattı.

''Demek buradasın. Seni burada bulacağımı düşünmüyordun değil mi? Ama ne kadar inançlı olduğunu gördüm.''

''Buradan gitmelisin.''

''Neden yoksa beni öldürür müsün?''

Papa yanımıza gelirken elinde kutsal su olduğunu bildiğim bir sıvıyla yanımıza koşmaya başladı. Oradan hemen uzaklaşmalıydım. Koşacakken Shelby kolumdan tutup beni olduğum yere çivileyince kaçacak deliğim olmadığını anladım.

''Eğer yanacaksam seninle birlikte yanacağım.''

Papa elindeki tüm suyu üstümüze boşalttığın da Shelby nin inlemesini duydum. Beni bıraktığı andan itibaren koşmaya başladım. Ama kolum feci yanıyordu. Koluma birkaç damla gelmişti ve hemen kabarmıştı. Eve geldiğim de kimse yoktu. Anlaşılan meydana gitmişlerdi. Kolumu hemen soğuk suyun altına tuttum. Onların arkasından ben de çıktım. Meydana geldiğim de herkesin birbiri ile dövüştüğünü gördüm. Bir kenarda oturup kolumun geçmesini bekledim. Bu sırada da herkesin zayıf yanlarını görüyordum. O an önüme Conan düşünce onu kendime doğru çektim. Her tarafı yara bere içindeydi ve daha fazla gücü kalmamış gibiydi.

''Dakota sen nerelerdesin?''

''Kilisedeydim.''

''Orada ne işin var? Kolunun halini görüyor musun?''

''Shelby orada beni başınca Papa da bizi kutsal suyla bir güzel yıkadı. Sen biraz burada bekle. Ben bazılarını buraya yönlendiririm sen de parçalarsın.''

''Tamam, sabırsızlıkla bekliyorum.''

Conan'ın yanından çekip gittiğim de herkes bana bakmaya başladı. Aslında bana bakmıyorlar. Koluma bakıyorlar. Önüme gelen ilk kişiyi o acıyla vücudundan kafasını rahatlıkla kopardığım da içimin ne kadar rahatladığını fark ettim. Vampirlerle dövüşmenin her zaman çok kötü olacağını düşünüyordum ama değilmiş. Onları öldürmek için illa kazığa gerek yokmuş. Önümde Aida yı gördüğüm de ona koşmaya başladığım anda kolunu yaralı koluma bastırdı. Kolumun acısıyla inleyerek yere düştüğüm de birisinin ismimi söylediği duydum. Bu Desmond du.

''Dakotaaa!!!''

Aida üstüme çıkıp bana öldürücü darbeler atmaya başladığın da kendimi koruyacak gücüm kalmadı. Kolumu hareket ettiremiyorum. En son gözlerimi kapatıp ölmemi bekliyordum. Üstümden bir anda yük kalkınca gözlerimi açtım ve Eartha nın Aida yı nasıl paramparça ettiğini gördüm. Midem bulandı. Genel de asla böyle büyük mide bulantıları yaşamam ama bu sefer midem alt üst oldu.

''Gel bakalım buraya. Seni de Conan'ın yanına götüreyim.''

''Conan nerede?''

''Senden sonra o da savaşa katıldı ve senden daha ağır yaraları var ama merak etme iyileşiyor. Az sonra yeniden bize katılabilir. Ama seni bilmiyorum. Belki de bu saatten sonra savaş senin için tam anlamıyla bitmiş olabilir. Zihnimde bir sürü insanın sesi vardı. Hepsi zihnimde öylece dolaşıyordu. Tabii ya neden aklıma gelmedi? Arakhaneler şuan burada değil. Eğer onlara haber verirsek ve Eartha'nın grubuna sözüm geçerse onlar da bizimle birlikte savaşmaya gelebilir.

Vampir AkademisiBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin