♣️BÖLÜM 12♣️

30 3 2
                                    

=Davet=
Arabadan inip binanın kapısına gelince ihtişamlı binaya tekrar göz gezdirdim binanın dışı gibi içinde zıt renklerin uyumu ile göz alıyordu kapıdaki görevliye üstümdeki kabanı uzatıp ahşap kapının pervazinda beni bekleyen kerime doğru yürüdüm

Kısa bir selamlaşmanın ardından önce elime küçük iki parça kağıt tutuşturup canımı sıkması. ardından da güzel sözleri eşliğinde elini beline koyup beni içeri yönlendirmesi ile ahşap kapının ardındaki muhteşemliğin incelemeye başladım etrafta onar kişilik yuvarlak masalar ve masaların üzerinde o saten masa örtüleri sahneye kadar her yere serpiştirilmiş kırmızı gül yaprakları ile süslenmiş olması muhtemelen buradan masasına kadar yürüyen her bayana özel hissettirmek içindi aynı gül yaprakları masaların üzerinde de yerini almışken her servis tabağının yanında bir adet gül bulunuyodu

Kerim beni sahneye en yakın masaya götürürken masada yankıyla bir çocuğun konuştuğunu gördüm biraz gergindim ve onun burada olması gerginliğimi azaltmıştı üzerine giydiği smokin ile muhteşem görünüyodu masada biraz daha göz gezdirirken kendi başına oturan beyaz sakallı ellilerinin ortalarında olmasına rağmen yakışıklılığını koruyan bir adam ve iki sandaliyesinden yan yana oturan adam ve kadın dikkatimi çekti kerimin belimdeki eli huylanmama sebep olurken adımlarına ayak uydurup hızlı adımlarla masaya doğru yürüdük.

Beni masada ilk fark eden kişi yankı olmuştu seri adımlarla masadan kalkıp yanıma gelmesi ve elimi tutup minik bir öpücük kondurması ardından kulağıma yaklaşıp kimsenin duyamayacağından ama benim duyabileceğim kısıklıkta sesiyle

- işte şimdi seninle sadece arkadaş olduğuma üzüldüm

diyip kıkırdamaya başladı ardından çekilip kerimin elini çektiği yere koyup beni yaşlı adama doğru ilerletti yaşlı adamın yanına durduğumuzda adam sandaliyesinden kalkıp takımının ön düğmesi kapattı ardından tuttuğu elime minik bir öpücük kondurdu ve yanındaki boş sandaliyesinden çekti adamın çektiği sandaliyeden yerimi alirken yankı yanımdaki sandaliyedeki yerini aldı ve yanındaki çocukla konuşmaya devam etti

Yaşlı adam bana baktığını fark ettiğimde ben de ona baktım
- siz gerçekten çok güzel bir bayansınız dediğinde annemin bize söylediği dibi yaparak ağır başlı davrandım ve yaşlı adama minik bir tebessümle karşılık verdim adam ısrarla muhabbetini sürdürüyordu bu da benim canımı sıkmaya yetiyordu
- cidden dış görünüm açısından annenizin aynısını ama bu ağır başlı oturmuş kişiliğini kesinlikle babandan almışsın

tebesümle beraber teşekkürlerimi iletirken kerim gelip beni o sıkıcı adamın elinden çekip aldı ve başka sıkıcı insanların eline attı

- dolunay hanım bu beyefendi Rıza Yılmazer bu da oğlu güney yılmazer bu da eşi sinem yılmazer ve yılmazer ailesi bizim bursa bağlantimiz dediğinde kırkllı yaşların sonundaki adama elimi uzatıp
- memnun oldum ben de dolunay karaca dediğimde adam uzattığım elimi dudaklarına götürüp zarifçe öptü ardından da yavaşça bıraktı ardından benden birkaç yaş küçük olduğunu tahmin ettiğim güneyde babası gibi elimi zarifçe öptükten sonra kısa konuşma faslinin ardından başka masaya doğru yol aldık

- dolunay hanım bu da safir adlı moda dergisinin sahibi ayrıca takı tasarımcısı dır özel tasarımlara imza attığı gibi boynunuzda taşıdığınız kolyede Ahmet beyin genç yaşlarında kaleme aldığı eserlerinden biridir dedğinde adamın masaya geldiğimizde beri neden kolyeden gözünü alamadığı belli olmuştu adam elimi zarifçe öpüp bıraktıktan sonra adamla daha çok iş hakkında muhabbet etmiştik ...

Kapıdan giren yüz sayesinde zaman durmuş mekan kavramı unutulmuştu giren oydu yakışıklılığını hiç bir şey kaybetmemişti en son bir ay önce gördüğüm savaş önündeki anne ve babasının ardından izliyordu etrafı

- o...onun burada ne işi var diye sorduğumda kerim gayet sakin tavırlarıyla - biliyorsun ki babası gayet iyi tanınan bir iş adamı ve uzun süredir bu davetimize eşi ile katılıyor ilk kez oğlunuda getirmiş dediğinde şok olmuştum...

- şimdi hazır ol sıradaki masa onların masası ve adama asla ismiyle hitap etme lakabından daha çok hoşlanır dediğinde anladığımı belirtircesine kafamı aşşağı yukarı salladim uzun süredir boş olan belimi yine yumuşak parmaklarıyla doldurup beni karşımda ki masaya yönlendirdi

Karşımda işte katil...katilim karşımda
O masada oturuyor işte umursamaz tavırlarıyla
Bilmiyor hayatımı nasıl mahvettiğim
Bilmiyor her yatağıma yattığımda doğduğum güne lanet ettiğimi bilse vicdanı susar mi geceleri o yastığa koyabilirmi başını düşünmeden bi saniye durabilirmi öldürdüğü insanlari

Aman allahım bu adama neden kesik kulak dediklerini şimdi anladım daha önceden sadece saçma bir lakap zannetmiştim ama bu adamın cidden bir kulaği yok olması bu lakabın saçma olmadığının göstergesiydi acaba diğer lakaplarda böyle eksik organların üzerine mi kurulmuştu

Masaya vardiğimizda kesik kulak kalkıp elimi o kocaman nasırlı elinin içine alıp kocaman dudaklarına götürüp bir öpücük kondurdu ardından önündeki yeleğin ceplerini ilikleyip
- tanıştığım memnun oldum hanım efendi diyip memnuniyetini dile getirirken ben memnuniyetsizliği nasıl dile getireceğimi bilmiyodum
- bende tanıştığıma çok memnun oldum diyip elimi çekince karşimdaki adamda sol elini cebine koyup sağ eliyle öndeki düğmesini açıp bir adım sağa kayınca arkasindaydı işte umutlarını yok eden hayallerimi yakan yıkan... En değerlilerimi benden alan bana sonsuz yalnızlığı bahşeden ölümüm ve küllerimden yeniden doğmama sebep olan oradaydi işte.....

- bu yakışıklının da adı doruk kendisi benim veliahtımdır dediğinde arkasında siyah smokiniyle doruk bizi izliyordu yaşlı adamın kendini tanıtmasıyla aramizdaki bir adımlık mesafeyi kapatıp elimi elinin içine hapsetti az önceki nasırlı ellerin aksine bu eller bi muhteşemdi dudaklarıyla elimin üstün zarif bir öpücük kondurup elimi zarifçe bırakınca gözlerini gözlerime dikti bu sefer

Ben...ben o kahvelerin en hoş tonunda boğulmaya başladım ve işte o an kahve renginden nefret eden ben o kahvelerin müptelası olucaktım...

AŞK ve İNTİKAM Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin