#8

49 16 1
                                        


Yarım adayı andıran, sahil şeridinin uç bir yüksekliğine gelmiştik. Manzara iç çektirecek güzellikteydi. Şanslı olacaktık ki gün batımı manzarası tam karşımıza duruyordu. Bulutları aşıp daha çok görülmek istenen o turunculuklar, araya karışmış kırmızı tonlar... Buraya geçmişe yolculuk yapmak için gelmiştik. Ortak bir geçmişimiz yoktu, gittiğimiz geçmişte kendimizi oldukça yabancı hissedecektik. Tabii işin içinde başka bir bit yeniği yoksa.

''Arın.. Burası harika! Ben burayı daha önce keşfetseydim, her moral bozukluğunda buraya koşardım. Tam öyle bir havası yok mu cidden?'' dedim gülümseyerek.

Arın yüzünde hiçbir mutluluk ifadesi olmadan manzarayı izliyordu. Sigara paketinden bir dal çıkarıp yaktı. Çektiği nefes, uzun süre su altında kalmış bir dalgıcınki kadar derindi. Araba kaputuna yaslandı ve göz ucuyla bana baktı. Sert ifadesi, yalnızca birkaç haftadır onu tanıyor olmama rağmen çok yabancıydı.

''Burası işte.'' Diye konuştu içinden.

''Burası ne?''

''İlk kez benim olduğun yer.'' Dedi gözlerimin içine bakarken.

Şaşkınlıkla kaşlarımı çattım. Neyden bahsediyordu? Burada bir baraka bile yoktu. Ah, takılmam gereken yer burası olmamalıydı.

''Ne saçmalıyorsun?'' dedim ifadesizce. İçimde, gizli bir yerlerde yatan ürkek kız çocuğu titremeye başlamıştı.

''Hatırla, Seçil.'' Dedi ve sigarasını yere atıp yaslandığı yerden ayrılıp üzerime yürümeye başladı. Korkuyla geriye doğru adım attım.

''İlk kez dokunmuştuk birbirimize, burada. Eşsiz bir geceydi. Şu an moral bozuklukları için iyi gelecek bir yer olduğunu düşünüyorsun,'' dedi beni birkaç adım daha geri gitmeye mecbur bırakırken.

''Ama biz burada en unutulmaz deneyimimizi yaşadık.''

''Arın, benim Esim. Bak, zannettiğin kişi değilim. Esim ben, hani şu on yedi yaşındaki yetimhane kızı.'' Dedim elimi yüzüne doğru sallarken.

Bir adım geriye gittiğimde ayağımın boşluğa adım attığından habersizdim. Boşta kalmamla dengemi kaybetmem bir oldu. Bir anda kendimi ayaklarım yerden kesilmiş buldum. Aşağısı uçurumdu. Sert kayalıkların arasında giren deniz suyu benim mezarım mı olacaktı?

Son anda taşlar arasından uzanmış bir ağaç köküne tutundum. Sağlam olduğundan emin değildim. Panikle sarıldım ağacın köküne.

''Arın! Yardım et!'' dedim yardım dilenircesine.

Arın dizlerinin üzerine çökmüş bir halde bana bakıyordu. Kilitlenmiş gibiydi. Gözleri ağaç kökünü kavramış ellerimdeydi.

''Arın! Sana diyorum! Bu kök beni taşımayacak!'' diye bağırdım daha yüksek sesle.

Arın'dan yardım ummak ne kadar mantıklıydı? O bu haldeyken, nasıl kurtulacaktım?

Tek elimle kayalığa tutunmak için bir elimi kökten çekince gövdemi taşa vurdum. Acıyla inleyince köke sarılmaktan başka çarem kalmamıştı.

''Arın! Kendine gel, hemen! Yardım et!'' dedim çatlayan sesimle.

Artık onu göremiyordum. İyice aşağı kaymıştım. Ağaç kökünü kavramaktan acıyan ellerimin daha fazla dayanıp dayanamayacağını düşündüm.

Ölüm benim için kötü bir son olur muydu? Belki başlamadan yarım kalan hayallerim sonsuza dek ulaşılamaz olurdu. Belki benim hiçbir şey başaramayacağıma inanan insanları hayal kırıklığını uğratamayabilirdim. Belki de cidden haklılardı. Benim buraya, beni eski sevgilisi zanneden bir adamla gelmem hataydı. O kadar aptaldım ki, korkuma yenik düşüp uçuruma yürümüştüm.

Özkan İldes'den sonra elime yaşamak için bir şans geçmişti, ben bu şansı o kadar hızlı tüketmiştim ki! Belki de ölüm benim için iyi bir sondur. Ölüm, daha fazla hayal kırıklığının acısından iyidir.

Muhtemelen içime doya doya çekeceğim son nefesi aldım. Kökten ellerimi çekmeye hazırlanırken veda edeceğim hiç kimsem yok diye düşündüm. Tam kendimi sonsuzluğa bırakacakken Arın'ı yukarıdan uzanan elini gördüm.

''Seçil! Dayan, kurtaracağım seni! Seçil!''

Tünelin ucundaki ışığı görmüş bir yolcu gibi kurtuluş ümidiyle gülümsedim. Tek elimi kaldırıp Arın'a ulaşabilmeyi diledim.

''Arın! Buradayım! Eline yetişemiyorum.'' Dedim korkuyla.

Yukarıya uzanmaya çalıştıkça kökü tutan elim kayıyordu.

''Arın düşeceğim, yardım et!'' dedim hıçkırıklarım arasında.

''Korkma! Başına bir şey gelmesine izin vermem!'' dedi ve ardından bir ip sarktı.Tam yanımda biten ipe tutundum.

''Sıkı tutun Seçil!'' diye bağırdığında 'Başlarım senin Seçiline' diye geçirdim.

Olağan gücümde kendimi yukarıya çektim. Sonunda kayaya tutunduğumda Arın koltuk altlarımdan tutarak beni yukarı çekti.

Rahatlama hissiyle yere serildiğimde Arın sırtımın yere değmesine müsaade etmeden beni sarmaladı.

''İzin vermedim, bak, bu sefer gitmene izin vermedim benden.'' Diye fısıldadı kulağıma. Boynumda hissettiğim ıslaklıkla irkildim. Arın ağlıyordu!

Hissettiğim korku ve minnetle ona sarıldım ve ağlarken onu yalnız bırakmadım.

Her zaman güçlü olmak zorunda değildim. Kendime toleransım olmalıydı.

En azından bu sefer için kendimi boş verebilirdim..

ESİMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin