İlerideki puslu manzarada bir kaçış noktası, ufak bir çıkış, ya da en azından bir yer bulmak umuduyla elindeki sigarasına daha da sarılarak ritmik bir şekilde salladığı bacağının belli ettiği stresle, büyük bir ustanın elinden çıkmışçasına karmaşık olan tabloyu izliyordu Kai.
Sehunu Luhanın yanına bıraktıktan sonra işi olduğunu söyleyerek,kimsenin ne dediğini dinlemeden işte tam şu an olduğu yere, onları karşıdan gören kaldırıma gelmişti.
Bu kadar yaralayacağına ihtimal dahi vermiyordu. Evet Sehuna aşık olduğunu anlamıştı, onun Luhanla olmasının onu sarsacağını da biliyordu.
Fakat gerçekte Kai aşkın ne olduğunu dahi bilmiyordu ki, acının bu kadar derin olabileceğini bilsin.
Tam olarak kelimelere dökmek gerekliyse. Tırnakları uzun bir kadının her defasında kalbinizi tırnaklarının arasında ezdiğini, daha fazla can alıcı olsun diye o tırnakları teker teker kalbinizin kanayan yerlerine sürttüğünü, oymaya çalıştığını düşünün.
Hatta bu tırnakların tuzlu olduğunu hayal edin.
İşte Kainin hissettiği buydu. Eğer böyle olacağını bilseydi Sehunu hep kendine saklardı.
Hayır aslında böyle yakacağını önceden deneyimlemiş olsaydı da gene onu buraya getirirdi.Çünkü Kai anlamıştı ki aşk bunu gerektiriyordu. Yavaş yavaş anlamaya başlasa da anlıyordu artık.
Şu an kendine bir liste bile hazırlayabilirdi. Birincisi aşk kendinden vazgeçmekti,ikincisi platonik aşık olmak akıl karı değildi, üçüncüsü eğer aşık olduğunu anladıysan hızla aşık olduğun kişiden uzaklaşmak şarttı, dördüncüsü şimdi yaptığı hataları kimsenin yapmaması olurdu, beşincisi ise yaptığın ve ya yapacağın bütün listeleri siktir etmekti.
Evet her zaman ki gibi kendine mantıklı bir yolda yürümek için konum çiziyor daha sonra kendi yarattığı yolları kendi elleriyle yakıyordu.
Ve komikti ki Kai bunları Sehunu anlayabildiği için yapıyordu. Kai eşittir Sehundu bu aralar. Hissettikleri, yaptıkları, düşünceleri,bulundukları hal. Hepsi ama hepsi neredeyse aynıydı. Belki işler Sehun için bir tık daha yukarıdaydı.
Yüzünü görmediği birini seviyordu fakat Kaide yüzünü görmeyen birini seviyordu. Bu şekilde yinede eşitlenmiş sayılmazlar mıydı?
Sehun hastaysa, Kaide Sehuna hastaydı. Bir şekilde ikiside platonik aşıklar torbasındaydı öyle değil mi.
Düşüncelerini kapıdan çıkan ikili bozmuştu. Bütün ihtimallere hazır hissediyordu kendini Kai bu yüzden Luhanın ayrılmasıyla titrek bacaklarını Sehunun yanına sürükledi.
"Sehun"
İstemeden özlem dolu çıkan sesine gülümsedi Kai. Sadece dakikalardır uzak kalmış olsa da, hatta gözle görülecek mesafede olmasına karşın birden bu duygu esir etmişti bütün hücrelerini.
"Seni seviyorum Jongin"
Bu sözler Kainin baştan aşağıya ürpermesine neden olmuştu, ya da Sehunun sarılması bunu tetikleyen asıl nedendi.
Bilmiyordu, kendini anın akışına bırakmıştı ki Sehunun heyecanlı sesi gene kulaklarından içeriye doluştu.
"Onun gerçekten iyi biri olduğunu biliyordum Jongin. Ona onu sevdiğimi söyledim ve bana teşekkür etti"
Bir süre durakladı Sehun geri çekilip gözündeki mutluluk gözyaşlarını sildi.
"İnanabiliyor musun Jongin bana teşekkür etti. O kadar nazikti ki ona orada sarılmak bir daha bırakmamak istedim"
Kai Sehunun bir an önce neticeye gelmesini bekliyordu. Bu azap çabucak bitmeliydi, öyle umut ediyordu.
"Kabul etti mi peki"
Sehun derin bir iç çekip ellerini Kainin suratında gezdirdi.
"Hayır ama arada görüşmemizin sorun olmayacağını söyledi. Çok şey beklemiyordum zaten"
Elleri bütün yüzde gezinip en sonunda yanakları bulduğunda iki eliyle yanakları kıstırıp etrafı çınlatan neşeli bir kahkaha attı.
"Tanrım şu an ne kadar sevimli göründüğünü görmek istiyorum"
Kai berbat göründüğüne yemin edebilirdi.
"Hadi hava soğuk eve gidelim"
Yalnızca bu sözcükleri söyleyip gerisin geri döndü . Bu kadardı işte yaşayabilecekleri ten teması bu kadardı, duygusal alışveriş ise hiç yoktu, olmayacaktı.
"Jongin beni bekle üşüyorum"
Kai olduğu yere çakılıp Sehunun gelmesini öylece beklerken sarsılan koluna şaşırdı. Sehun onun koluna girmiş, bir kedi gibi ısınmak için sürtünüp gülümsüyordu.
Tanrı Kainin şahidiydi ki şu an ona aşkını itiraf edip sarmalamamak için kendini zor tutuyordu. Yüreğinin derinlerinden yükselen yağmurlar Sehunun yüreğine akmamak için zor duruyordu.Ellerini tutup tam gözlerin içerisine bakmamak için kafasını çeviriyordu,her yüzüne bakma isteği onu boğduğunda direnip bakmamaya çabalıyordu.
Kai hayatında ilk defa tam anlamıyda zorlanıyordu,bunu en derinlerinde hissediyordu.
Hoşçakal deyip çekip gitmek istiyordu şu an,geriye doğru bir kere dönüp bakmadan hoşçakalların olduğu bir ülkeye yol almak istiyordu(yazar burada kendi one shotun'a atıfta bulundu evet ^^). Ama yapamazdı...
Kendide bunun bilincindeydi,bu öyle bir şeydi ki öleceksin deseler kollarını açıp gidebilecekti. Öyle bir çaresizlik, öyle bir farkındadeğillik.
"Ne düşünüyorsun Jongin?"
Düşüncelere daldırdığı gibi, düşüncelerle boğuşmaktan kurtaran Sehuna gülümsedi Kai. Hem derdi,hem devası gene oydu. İronikti fakat aynı zamanda da gerçek.
"Belki buralardan gitmeyi"
Sehunun yüzünde gördüğü korku Kainin ilgisini çekmişti. Ne yani korkmuş muydu? Neden?
"Jongin gitme"
Bu yeterliydi Kainin aklının kenarında duran o ufacık gitme ihtimali böylece tarihin tozlu sayfalarına karışmıştı.
"Neden Sehun. Neden gitmeyeyim"
Cevap farketmesede duymak istiyordu. İçinden minik bir umut parçası çıkarmak içindi belkide.
"Ben sana alıştım Jongin"
Sehun bencil miydi? Bir ihtimal.Fakat bu herhangi bir sorun teşkil etmiyordu. Sehun onu yanında istiyorsa yeterdi.
"O zaman seni bırakamam değil mi Sehun"
Kainin gülümseyerek söylediği şey aslında bir gerçekti.
"Beni bırakmamalısın Jongin. Sen bana hayatımdaki en önemli dileğimi bahşettin. Benimse elimden yalnızca yanında kalıp, her ne olursa olsun sana bakmak gelir.Bu yüzden kesinlikle gitmemelisin"
Ucu Luhana dokunan bütün cümlelerin gelmişine geçmişine yeterli miktarda sallıyordu Kai. Başı,sonu her hangi bir noktasında, Sehunun ağzından çıkan herhangi bir cümlede geçen Luhan konusuna hatrı sayılır derecede sövüyordu.
"Seni bırakmamı istemiyorsan bana bir şey vermelisin Sehun"
Sehun cevabı merak ediyordu ki dolu bir yoğunlukla Kaiyi izliyordu.
"Ne istiyorsun Jongin,sana vereceğim"
Kai derin bir nefes aldı.
"Bedenini"
Öyle yazdım ben gene. Severek okursunuz umarım.
Beni yalnız bırakmayan biricik okuyucularım. Bir kaç tane olsa da olsundu. Sizi seviyorum :*

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sokak Prensi
أدب الهواةÖnümdeki ışıklı tabelanın yazısında gezdirdim gözlerimi. Günahın ve şehvetin buram buram belirdiği kırmızı rengini inceledim. Cebimdeki parayı son kuruşuna kadar saydım. Günah işlemek için bile yeterince param olmasa da umursamadım. "Sendenim" Beden...