4🌌 Tuhaf Hisler

138 15 10
                                    




Jongin

Gözlerimi açmadan uyuşmuş bedenimi yana çevirmeye çalıştım. Sol tarafa dönmeye uğraşırken boynumdaki acı kendini belli etmeye başladı. Tıslayarak gözlerimi açtım.

Aklıma sonradan dank etti. Lanet olası kemerlerle lanet olası bir laboratuardaydım ve ne kadar zaman geçti bilmediğim bir süre önce lanet olası bir deney üzerimde yapılmıştı.

Üzerimde bir rahatsızlık hissettim ve sağıma dönmemle irkilmem bir oldu.

Kyungsoo yanıma oturmuş, yüzüme bir karış mesafeden beni izliyordu. Duygusuz, kendiyle savaşır bir şekilde.

Hiçbir şey demeden yüzüne bakmaya devam ettim. Gözlerine kenetlenmiş gözlerimle ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordum. Başaramayınca, geldiğimden beri ilk defa yüzünü dikkatlice ve yakından incelemeye başladım.

Normale göre iri olan gözleri, kirpikleri, dudakları, saçları...

Demekten utansam bile, Kyungsoo mükemmel güzellikteydi. Ve onun kötü kalbi Kyungsoo'nun güzelliğini saklıyordu.

Anlamlandırılamaz bir his ile kalbim tekledi ve bakışlarımı kaçırdım. Tanıdık gelmeyen bu his beni korkutmuştu.

Birbirimize biraz daha bakarsak iyi şeyler olmayacak gibi hissediyordum.
O da beni anlamış gibi son kez gözlerimin içine baktı ve bir şey demeden odadan çıkıp gitti.

Kyungsoo

Kontrol etmek için Jongin'in olduğu odaya girdiğimde hala baygın olduğunu anladım. Yanına yaklaşıp yüzüne baktım. Deneye karşı bayılmadan başka tepki vermemişti. Önümüzde birkaç deney olacak gibi gözüküyordu.

Odadan çıkmak için haraketlenecektim ki bir şey beni Jongin'e çekti, ve kendimi onun başucunda otururken buldum.

Nasıl olduğuna bende şaşırmıştım. Beynim ve mantığım durmuş, vücudum özgürlüğünü ilan etmişçesine hakaret ediyordu.

Yine aynı şey oldu. Ellerim benden bağımsız, ellerine gitti. Parmaklarını inceledim, elini tuttum. Ve oradan yüzüne. Çenesinden başlayarak saçlarına doğru bir yol çizdim. Önüne gelen birkaç tutamı çektim ve anlını açıkta bıraktım.

Her şey çok mantıksızdı. Yerine gelen mantığımla irkilerek ellerimi çektim. Aynı andan Jongin, hiçbir şeyden habersiz benim olmadığım tarafa dönmeye çalıştı.

Gerizekalı.

İrkilerek uyandı. 2-3 dakika mal mal tavana baktıktan sonra beni yeni farketti.

Nefesini tuttu. Hiç rahatsızlık duymadan gözlerinin derinliklerine bakmaya devam ettim.

Benim bu mantıksız hareketlerim de neydi öyle? Deneyi yapamamıştım. Bir şırıngayı bu aptalın boynuna saplayamamıştım.

Şimdiki haller peki? Yanına çöküp ona dokunmak da neyin nesiydi? Yabancı bir his bedenimi ele geçirmiş ve Jongin'e karşı haraketlerimi yönetiyor gibiydi. Kendim olmaktan çıkıyordum. Böyle olmamalıydı. İzin veremezdin.

Sinir bütün bedenimi ele geçirdi. Jongin'e değil daha çok kendimeydi bu sinir.

Gözlerine son kez baktım ve bir şey demeden odadan çıktım.

Jongdae'nin odasına doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Kapıyı sertçe çarptırarak açtım ve laboratuarda olan Jongdae'ye doğru seslendim.

"Karışımı hazırla, 2. deneyi şimdi yapacağım."

Jongdae sakin bir ifadeyle bir şey demeden, hazırladı.

Beraber Jongin'in yanına giderken bile içimdeki iki farklı ruh birbiriyle savaşıyordu. Bir tarafım çabucak onu gebertmek için acele et derken, bir tarafım 'Yapma!' diye avaz avaz bağırıyordu.

İyi tarafı def ettim. Beyazlığı gitti ve kalbim bir ton daha koyulaştı. Önümde şırıngayı saplamamak için hiç engel kalmamıştı.

Kapıyı açtım ve sırıtarak içeri girdim.

Jongin'in gözleri çoktan bize dönmüştü. Nefretle bakan gözleri gördükçe daha çok zevk alıyor ve gülüşüm yüzümde gittikçe genişliyordu.

"Sizi piçler! Bırakın artık gideyim! Hiçbir boka yaramayacak işte!"

Bir yandan ellerindeki kemerleri zorluyor bir yandan tükürürcesine konuşuyordu.

"Zaten bizden ne istediğinizi anlamış değilim! Ne yaptık biz size he! NE YAPTIK?!"

Geçmiş anılar günyüzüne çıktı. Flow kabilesinin bize yaptıkları perdeye yansırmışçasına gözümün önünde belirdi. Sinir damarlarıma karışırken içimdeki hırs büyüdü.

"Jongdae, şunun kafasını tut!"

Şırıngayı elimde bir kaç kere salladım ve boynuna yaklaştırdım. İğneyi batırdığımda hafif inlese de ağzını kapatan Dae yüzünden sesi boğuk çıkıyordu. Yavaş yavaş gözleri kaymaya başlayınca Jongdae ellerini çekti.

Elimdeki boş şırıngayı bıraktım ve Jongdae'nin arkasından çıktım.

"Seni aciz pislik."

×××××

Gözlerini açtı. Bu sefer bir farklılık varmış hissine kapıldı ve hemen etrafına bakındı. Daha özgür bir his. Ellerindeki ve boynundaki kemerlerin gittiğini ve normal bir odada olduğunu farketti. Yataktan zorla kalktı. Uyuşmuş bedeni ve morarmış bilekleri zorluk yaratıyordu.

Boynundaki hafif yanmayı es geçti ve dengesini sağlamaya çalışarak kapıya ilerledi.

Zorladığı zaman açılmayan kapı onu çok şaşırtmışa benzemiyordu.

Hemen oturdu ve planlamaya başladı.

İlk olarak camdan dışarıya ve kaçıncı katta olduğuna baktı.

Ağaçlıkların arasında dev beton bir evde ve 2.kat. Camdan atlanabilir, diye düşündü.

Parmaklaklıkları olan cam umutsuz gözükse de kendini teselli etmeye çalıştı. İllaki parmaklıksız bir cam vardır.

Kapıdan çıkma şıkkını direk eliyordu. Kapıyı açık bırakacaklarını hiç sanmıyordu. Ama bir şey eksikti: Jongin'in 2.kattan atlayacak kadar çılgın olduğunu unutmuşlardı.

"Bu cehennemden kaçacağım!" Diye haykırdı.

Ve içinden geçirdi,

"Tabi son deneyde ölmezsem..."
××××

Kyungsoo

Hazırladığım sıvıyı son olarak şırıngaya çektikten sonra bu sefer onu kilitlediğimiz odaya gittim. Jongdae benden önce gitmiş ve onu tekrardan bağlamıştı.

İçeriye girdiğimde Jongin gayet sakin bir şekilde oturuyordu. Ne direniyordu ne de sövüyordu.

Herhalde buradan kurtulamayacağını anlamış olmalı, diye düşündüm. Aksi takdirde hiçbir canlı ölüme bu şekilde kucak açmazdı.

Hiç sorunsuz enjekte ettikten sonra yine herzamanki gibi normal bayılmasını bekledim. Fakat bu sefer bir şeyler farklı gidiyordu.

Jongin'in teni yavaş yavaş beyazlamaya başlamış. Bağlı olan bedeni el verdiği şekilde titriyor, dişleri birbirine vuruyordu. Nefes alışverişleri yavaşladı ve en sonunda bilincini kaybetti.

Bu farklılığın anlamını biliyordum.

Jongin'in son bir deneyi kalmıştı.

the accessible | KaiSooHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin