Yeni Bir Sayfa

86 7 0
                                        

İnsanlar toplanmıştı yola. Hemen koşarak içeri girdim. Bu olamazdı değil mi? Gördüğüm şey olmamış olsun. Her şey rüya olsun. Olduğum yerden kımıldayamıyordum. Ona koşup sarılmak istiyordum. Elini tutup her şey geçicek demek istiyordum. Ama bu imkansızdı. Kanlar içinde yatan bedenine bakarken donmuş kalmıştım. Ne ağlayabiliyor ne konuşabiliyordum.

Birinin bana bağırdığını duydum. Karşımdaki amca bana bir şeyler söylüyordu. Kendime gelmem için beni sarsıyordu. Daha fazla dayanamayıp kendimi yere bıraktım. Gözlerimden dökülen yaşlar onun kanlı yüzünü ıslatıyordu. Yüzünü okşayıp:

"Ne olursun aç gözlerini Emre.. Sana hiçbir şey sormayacağım Neden gittin demeyeceğim. Seni affedeceğim. Yeterki iyi ol. Bak ben burdayım..."

Ona bir şey olursa asla yaşayamazdım. Ben onu hala çok seviyordum. Onu bu halde görmeye dayanamıyordum. Sadece onsuz geçen yılların acısını çıkarmak istemiştim. Böyle olsun istememiştim. Ben ne olursa olsun onu bir daha kaybetmeyi göze alamazdım.

"Ambulansı arayın ne olur çok kan kaybediyor!"

Nerde kalmıştı bu ambulans. Nabzı atıyordu. Hala nefes alıyordu.

Eğer dün onu orda öylece bırakmasaydım belki de böyle olmazdı. Onun mesajına cevap verseydim belki de şimdi burda olmayacaktı. Hepsi benim yüzümdendi. Buraya neden gelmişti bilmiyorum ama karşıya geçerken dalgın olmalıydı. Çünkü Emre çok dikkatli biridir. Böyle bir hataya nasıl düşebilir. Arabayı nasıl göremez. Birden elindeki mektup dikkatimi çekti. Hemen onu aldım. Arkasında "Melis'ime" yazıyordu. Bana mı getiriyordu gerçekten..

Ambulansın sesini duyunca mektubu cebime koydum. Emre'yi sedyeye kaldırıp ambulansa bindirdiler. Ben de yanına girdim.

Hastaneye gelene kadar hem ağlıyor hem de elini sımsıkı tutuyordum. O iyi olacaktı. Ve biz eskisi gibi mutlu olacaktık..

Ameliyata girdiğinde cebimdeki mektubu çıkardım. Bana ne yazmış olabilirdi ki. Zarfı açtığımda içinden bir bileklik çıktı. Bu bileklik... Üstünde sonsuz işareti olan sade bir bileklikti. Ona doğum gününde vermiştim.. En sevdiğim bilekliğimdi. Sonsuza kadar mutlu olalım diyerek vermistim.. Bunu hep saklayacağına dair söz vermişti.. Ne yani bunu 3 sene boyunca saklamışmıydı.. Peki neden şimdi bana gönderiyordu. Daha fazla dayanamayıp mektubu açtım ve okumaya başladım:

Melis'im,

Biliyorum beni hiç affetmeyeceksin. Haklısın da. Hiçbir şey söylemeden çekip gittim değil mi? Ama buna çekip gitmek denmez Melis. Buna mecburdum. Neden mecbursun diye soracaksın. Ama bunu sana söyleyemem. Sadece şunu bil ki seni asla bırakmak istemezdim. Seni aramak istedim. Ama söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Bir açıklamam yoktu.

Sen hiç aklımdan çıkmadın Melis. Seni düşünerek koydum yastığa kafamı. Uyuyamadım çoğu gün. Ben sana bir söz verdim bitanem. Sonsuza kadar mutlu olucaz diye. O bilekliği hep saklayacağım diye. Belki seni çok üzdüm mutlu edemedim. Ama bu bilekliği her gördüğümde senin ne halde olabileceğin aklıma geldi ve bir kez daha öldüm. Ben çok büyük hatalar yaptım Melis. En büyüğü de seni bırakmamdı. Ama çok pişmanım. Beni affetmesen de benden nefret etsen de ben seni hep seveceğim..

Dün bizim yerimize geldiğinde bir an olsun beni affettiğini düşünmüştüm. Ama sen hiçbir şey demeden çekip gittin. Ve ben ondan sonra çok düşündüm. Beni görmek istemiyorsan bir daha karşına çıkmam. Ama seni sevmekten asla vazgeçmedim ve vazgeçmeyeceğim. Eğer bir gün beni affedersen seni hep bekliyor olacağım..

Emre

Gözyaşlarım kağıdı ıslatmıştı. Onu affedebilir miyim gerçekten. 3 seneyi geride bırakabilecek miyim?

Ona bir şans daha verebilecek miyim?

***

Kaç saat olmuştu hala haber yoktu. Birden kapı açılma sesiyle sıçradım. Doktor ameliyathaneden çıkmıştı. Hemen peşinden koştum ve bağırmaya başladım:

"Emre iyi mi neler oluyor!!"

"Elimizden gelen her şeyi yaptık. Fakat hasta çok kan kaybetmiş. Acil kan bulmamız gerekiyor. Eğer acele etmezsek hastayı kaybedebiliriz."

Hayır buna asla izin veremezdim. Ben ona bir şey olmasına dayanamazdım.

"Onu görebilir miyim peki.." Ağlarken sesim o kadar boğuk çıkmıştı ki doktor biraz düşündükten sonra:

"Tamam. Sadece yarım saat."

Yoğum bakıma girdiğimde onun makinalara bağlanmış yorgun vücudunu görünce bir kez daha kendimi suçladım. Böyle bir cezayı haketmiyordu. Belki de beni bırakmasının mantıklı bir açıklaması vardı. Benim üzülmemi hiçbir zaman istememişti. Belki de bu seferde böyle olmasını istememişti. Peki neden bana hiçbir şey anlatmamıştı? Beni bırakmasına neden olan şey ne olabilirdi?

Elini tuttuğumda eski günlerimiz geldi gözümün önüne. Ne kadar mutluyduk o zamanlar. Hiç kavga etmezdik. Onun yanındayken kalbim çok hızlı atardı. Şimdi ise bir başka atıyor. Yıpranmış, çaresiz..

Bu iki yorgun insan tekrar eskisi gibi olabilecek mi peki? Tekrar aynı sevgiyle bakacak mı gözlerimiz. Yeni bir sayfa açabilicekmiyiz?

***

Yoğumbakımdan çıktım. Doktorun yanına gidip ne yapma gerektiğini soracaktım. Tam kapıya geldiğimde içeriden doktorun sesini duydum:

"Sen nasıl istersen oğlum."

"O zaman hemen halledelim şu işi."

Bu ses.. Çok tanıdık bir sesti. Bir dakika onun ne işi vardı burada. Kapı birden açıldığında tekrar o mavi gözlerle karşılaştım..

Tek Suçum SevmektiBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin