Resim Polen :))
Kelimeler beynimde yavaş yavaş yankılanırken, hemşireye su isteğimi söyleyip arkasını dönünce koluma bağlı olan serumu kopardım. Canımın yanmasına aldırış etmeden Polenin odasına doğru hızlı adımlarla yürüyordum.. Koridorda Mertle karşılaştığımda ona biraz yalnız kalmak isteğimi söyleyip odaya girdim.. Polene karşı ne kadar sinirli olsam da onun uyuyuşunu, kızıl saçlarını, çillerini özlediğimi farkettim.. Normalde evde deli gibi yatardı nasıl nefes aldığını bile anlamazdım, düğüm olurdu adeta.. Ama burda kolundaki serumlar, makinelerin kabloları yüzünden dümdüz yatmak zorunda kalmıştı, kendinde olsaydı eminim ki o kabloları koparıp bacağını kafasına kadar çıkarırdı.. Düşüncelere daldığımda çok vaktim olmadığını farketmiştim, en son hemşire görmeden odadan kaçtığımı unutmamalıydım..
Elimi yavaşça Polenin karnına koyduğumda ona karşı ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Kızsam içim el vermezdi, belki kendisi bile bilmiyordu bu masum bebeğin vücuduna tutunduğunu, yaşamaya çalıştığını.. Polenin birkaç ay önce sevgilisinden ayrıldığı biliyordum ama uzun zaman olmuştu, Polen onun adını uzun zamandır ağzına almamıştı.. Benden birşeyini saklamazdı ama bunu niye anlatmadığını tahmin edemiyordum. Belki o da son zamanlarda benden sıkılmış, kendisine daha iyi arkadaşlar bulmuştu. Bunları düşünmek bile üzülmeme yetiyordu.. Polenle konuşmayı özlemiştim. Uzun dumduz saçlarım onun eline deydiğinde yuzune öpücük kondurmak için uzanmıştım ki, hemşirenin çatallı sesiyle yerimden fırlamam bir oldu. Bana yeni bir oda ayarladığını kalp atışlarımım normal olmadığını söylediğinde hiçbir tepki vermemiştim. Sadece ayarladığı odayı merak ediyordum.
Onu takip ederken kapısı açık odaların içindeki hastalara merakla göz gezdiriyordum. Merte seslendiğimde mavi gözlerini okuduğu futbol dergisinden ayırıp bana baktı. 'Uyanırsa haber ver aklım onda kaldı' diye mırıldandım. Mert ifadesiz bir şekilde başını salladı. Peşime takıldığını görmem geç olmuştu. Odaya ilk o girdi. Girdiği gibi hemşireye 'bu oda olmaz, başka odanız yok mu' diye haykırması bir olmuştu. Neler olduğunu anlamak için kafamı içeri doğru uzattığımda kenarda uzanmış, ellerini başının üstünde birleştirmis yakılşıklı bir çift göz bana bakıyordu.. Hemşire başka odamız yok dediğinde Mert de sadece benim duyabileceğim bir sesle 'o zaman ben de bu odada kalıyorum.' dedi. Kıskandığı her halinden belliydi.
Onun beni kıskanması benim cok hoşuma giderdi her zaman. İçinde yaşardı kızgınlıklarını, laflarıyla beni sıkmazdı. Ben eşyalarımı yerleştirirken 'merak etme çok kalıcı değiliz.' Mertin sesi beni etkilemişti. Çocuk sakin bir şekilde 'ben Berk' dediğinde çok tatlı bir ses tonu olduğu dikkatimi çekmişti. Yatağa uzanırken doktorların gelmesi için dua ediyordum, bu gerginliğin dinmesi beni bir nebze rahatlatabilirdi. 'Ben de Bade, bu da erkek ardaşım Mert' diye gayet neşeli bir ses tonuyla konuşaya dikkat etmiştim. Mertin biraz anlayışlı olması için gözlerin üzgün bir bakış atıp 'biraz Polenin yanında olsan olmaz mı? Aklım onda uyandı mı, durumu iyi mi merak ediyorum hayatım.' diyerek ortalığı biraz sakinleştirmeyi başarmıştım.
Mert yanağıma ufak bir öpücük kondururken Berkin kalbini tuttuğunu farkettim. Suratını buruşturmuş bana bakıyordu. Mert 'birazdan geleceğim, fazla özletmem' diye tatlı tatlı sırıtarak kapıdan çıkıp gittiğinde Berke dönüp 'Sen iyi misin?' diye sorarken Berk kendi kendine bişeyler fısıldadı. Ne dediğini duyamamış olmam beni pek alakadar etmedi çünkü aklım Polendeydi..
Berk
Odaya hemşire gelince ilaçlarımı getirdi sandım. Hafif doğrulurken arkasından bir çocuk içeri girip 'bu oda olmaz, başka odanız yok mu?' diye haykırdığında da pek oralı olmamıştım. Uzun yıllar önce Türkiyeyi kanser tedavim için terketmek zorunda kalmıştım. Geçen hafta doktorum, vücudumun tedaviyi reddettiğini söyleyince, daha fazla uğraşmak istemediğimi ilk uçakla Türkiyeye gidip onu aramak istediğimi söylemiştim. Dediğimi de yapmıştım. Havaalanına girdiğimde burnuma İstanbulun kokusu geldiğinde rahatlamış hissettim adeta.. Kalbim olduğundan hızlı atmaya başlamıştı. İlk zamanlar bir anlık heyecan sanmıştım. Sonra bir çeşit nöbet geçirdiğimi anladığımda çok geç kalmıştım. Kimseden yardım isteyemeden kendimi yerde bulmuştum bile.. Gözlerimi açtığımda yine bir hastane odasında olduğumu farkedince kalbim ağrıdı. Çocuğun arkasından 'sakin ol Mertcim' diyen tatlı ses kulaklarımda yankılandı. İçeri giren kızın sevgilisiyle çok yakıştığını düşünmüştüm içimden. Aklımı biraz olsun dağıttıkları için onlara teşekkür etmeyi bile düşünmüştüm. Kız kendisini tanıttığında surat ifadesi tanıdık geldi. Ama hiçbiyerden çıkaramıyordum. Kızın son cümlesi beni dakikalarca düşündürmüştü 'biraz Polenin yanında olsan olmaz mı? Aklım onda uyandı mı, durumu iyi mi merak ediyorum hayatım.' Bişeyler söylemek için ağzımı açtığımda ağzımdan kelime çıkmıyordu adeta. Konuşmak için çırpındığımı anladığında kız koridora çıkıp doktor aramaya başlamıştı.
(iyi okumalar :)))) yorumlarınızı bekliyoruum)

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Hafıza
Teen FictionBade o ufak trafık kazasıyla arkadası Polen'in hayatının mahfoldugunu düşünürken asıl mahfolanın kimin hayatı olduğunun farkında bile degildi!