Tutsak kalplerin sesini duyacağınız bu hikayede birçok esir olmuş ruhları göreceksiniz.
Bedenlerinde prangalanmış ruhların gerçek sesini duyacaksınız, duyduğunuzda ise onların dünyalarına bir adım daha yaklaşacaksınız.
Özgürlük adına haykırışlarını...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
AYNA
Tenime değen ılık su zerrecikleriyle beraber vücudum iyice gevşemiş ve kafam birazda olsa rahata ermişti.Yekta'nın korkutucu gözleriyle ve Kaya'nın da aşağılayıcı laflarıyla uğraşmak zorunda kalmadığım güzel günlerden biriydi.Kendimi huzurun kollarına bırakmışçasına iyi hissediyordum.
Gözlerim yavaşça kapanıyor tenime işleyen sıcaklıkla beraber tekrar açılıyordu.Koca küvetin içinde kendimi hiç hissetmediğim kadar rahatlamış hissediyordum.Parmaklarımın arasına karışan suyla oynuyor ve onun beni sarıp sarmalamasana izin veriyordum.
Rengiyle açık kahve gözüken saçlarımı önüme düşüp rahatsız etmesin diye küçük bir topuz bile yapmıştım, günün en sevdiğim kısmı olan banyodan olabildiğince zevk almaya çalışıyordum.
Buharlar yavaşça nefesimi keserken bundan bile rahatsızlık duymuyordum, ilgilendiğim tek şey suyun içinde özgürleşmeye başlamış olan vücudum ve zihnimdi.Her ne kadar zihnim için emin olmasamda vücudumdan emindim.
Ellerimi suyun içinden çıkartıp küvetin yanlarından tutunduğumda kafamı biraz daha aşağıya çektim.Boynumu kaplayan su ne verirsem onu almaya her an hazırdı.
Bacaklarımı biraz daha kendime doğru çektiğimde diz kapaklarımın belirli bir kısmı suyun dışına çıktı.Küvetin içinde daha fazla kıpırdanmayı bırakıp gözlerimi yumduğumda düşünmeye başladım.
Suyun yavaşça damlayan sesiyle sanki içimdeki köşelerde bir yerlere çekildim.
Beynim çoğu zaman bana oyun oynamaktan vazgeçmiyor ve hatta hatırlamak istemediğim ne varsa gün yüzüne çıkarmaktan asla geri durmuyordu.Anıları bana zorla kabullendirmeye çalışıyor ve yaşarken bunları asla unutmamamı sağlıyordu.
Beni karanlığa gömerken aynı zamanda ışığın var olduğuna inandırmaya çalışıyordu oysa sadece karanlığa tanık olmuş bir insan ışığın varlığına ne denli inanabilirdi? Bana ışığı inandırmaya çalışmak yerine göstermeliydi ancak bu şekilde gerçekten var olduğuna inanabilirdim.
Kafamı suya daldırdığımda su saniyelerden daha kısa bir şekilde beni hiç itmeyecekmiş gibi kabullendi ben çıkmadığım sürece, vazgeçmediğim zamana kadar beni kabullendi.
Nefesimi tutarken aklımda bir çok şey karışmaya devam ediyordu, ne kadar çok bir şeyleri kurcalamaya devam edersem o kadar çok onu berbat ediyordum.Yekta içinde bu böyleydi onun ruhumda altüst etmediği tek bir nokta bile yoktu, elini uzatınca dokunamayacağı tek bir yer bile yoktu.
'Yek, Elimi tutar mısın? Ben çok korkuyorum. Beni yalnız bırakma olur mu? '
Kafamda hissettiğim elle yukarıdan daha da bastırıldığımda anın verdiği şokla suyun içinde çırpınmaya başladım. Başımdaki baskı giderek artarken nefesimi tutmak çok zor bir hal almaya başladı.Küvetin yanında tuttuğum ellerimi kafama götürerek bana baskı kuran eli ittirmek istedim ama bunun yerine daha da dibe bastırıldım.