Bazen sıcacık bir düşünce gelip çöreklenir insanın içine. Oturduğu yerde hayallere dalar. Neresinde, ne zaman, nasıl olduğunu düşünür. Hissettikleri dolup taşar ama dışarıya vuramaz.
Çok dokunuyor bazen içini dökememek. Bir faniden medet ummak da ö...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bu sözün çok anlamlı olduğunu düşünürüm hep... çünkü bir şekilde insan olarak yaşama çok adapte olmuş durumdayız..bazen yaşamdan koptuğumuzu düşünsek de.. ipler elimizden gidiyor gibi görünse de.. yakınımızda, yöremizde bir 'ölüm' olduğu zaman ürperiyoruz.. elde mi ki? Elbet değil. Bazen ölümü düşlüyor, onu arzuyla istiyoruz.. ama onun varlığını hissettiğimiz anda yaşama tutunmak istiyoruz. Neydi, ne oldum diyemeden.. gündelik hayatımızın arasından geçecek kadar kabadır çünkü ölüm..
Çünkü bir yerlerde yeşermeye başlayan hayat'ın, bir yerlerde son bulması gerekir ahir zamanda. İnsanız. Bazen aşırı isteklere boyun eğiyor, elde etme adı altında kimliğimizi kaybetme pahasına çaba veriyoruz. Bazılarımız..hayat yorgunu.. kılını kıpırdatamıyor.. bazılarımız hayat aktifi.. hayatı dolu dolu yaşıyor.. Bir ağacın birbirine benzeyen ama aslında birbirinden tamamen farklı olan yaprakları gibiyiz.. ölüm seçip alıyor içimizden vakti gelenleri.. Kimimizin hayatta en çok tutunduğu annesi ölüyor.. kimimizin güven duygusunu en iyi hissettiği babası.. kimimizin hayat boyu didiştiği ama canından bile öte sevdiği kardeşi.
Sorsan, temelde çekirdek ailemizin dışındaki hiçbir ölüme çok üzülmeyiz. Bir halamızın ölmesi, anne ölümü gibi etki yaratmaz hayatımızda. Kalplerimizde saf sevgi dediğimiz, onunla doğduğumuz bir bağ vardır her zaman.. Bir gün bir sabaha uyanırsınız.. güneşli bir gündür...hafif rüzgar vardır.. insanın aklına ölüm bile gelmez.. günün telaşına kapılıp gidersiniz.. işe giderken yanınızdan bir ambulans geçer.. veya okula giderken..otobüsün camına başınızı dayamış sizinle beraber akan trafiğe dalmışken siren sesleri duyulur.. şoför sağa sapar.. bir yol açılır.. sonra gözünüzün önünden ya bir yaşam akıp gider, ya da bir ölüm.. sadece bakarsınız.. etraftan "kim ölmüş" sesleri yükselir.. neden bir ambulans görüldüğünde ölüm düşünülür ki diye düşünmeye başlarsınız.. elleriniz titrer..
İnsan böyledir.. sadece bu kadarcık anda ölümü düşünür..sonra gün telaşına kaldığı yerden devam eder.. halbuki.. bir saniye içinde ölmüş olabiliriz... sadece bir dakika sonra bir kaza yapabilme olasılığımız ve ardından kan kaybından ölme gibi bir ihtimalimiz olabilir.. ama bunu düşünmek istemeyiz. Bazıları ölümü düşünürken "ölümden bahsetmeyelim, ölümü düşünmeyelim" diye ket vurur.. birden kara bir büyü çökmüştür sanki ve herkesin suratı düşer.. sanki ölümü anar isek, ölümü görürmüşüz gibi.. ama öyle değildir.. ya gerçekten öleceğimiz için bazen ölüm konusunu ister istemez açarız ya da ölümü hatırlamak için.. ölüm'ün saati vardır sonuçta.. ölümü andık diye öleceğiz değildir bu.. hayat ne gariptir.. ve bu hayatta en acı gerçek de ölümdür.. bir anne bir çocuğunu dünyaya getirdikten -şimdi hatırlayamadım ama- saatler ya da günler sonra 3,4 yaşındaki bir çocuğunu boğazına fıstık kaçtığı için kaybetmişti.. o çocuğu hatırladıkça ürperirim.. down sendromlu bir çocuk idi.. o tür çocukların neyin ne olduğunu bilmesine imkan yoktur.. bazen yoldaki bir taşı alır kemirir, bazen eline bir akrep alacak kadar cesaretli olabilirdi.. bazen kendini arabalardan sakınmaz onu yolun üzerinden biz kenara çekerdik.. yeni bir kız kardeşinin olduğu haberini, onun ölüm haberi ile beraber almıştık. Bu benim için çok acayip bir şeydir. Bir evde yeni bir nefesin sesleri duyulurken...aynı anda bir nefesin kesilmesi.. o günler mahallede sadece hüzün vardı.. sadece üzüntü.. seni de özlemle anıyorum Sefa'm benim, cennete gideceğine eminim.. o güzel gülümsemen hala gözlerimden gitmiyor..
Sela sesini her duyduğumda hayatın birini daha gönderdiğini bilmek sarsar beni.. o selanın ardından ölen kişinin isminin söylenmesi.. gömüleceği saati ve en sonunda söylenen söz Allah rahmet eyleye.. Allah'ın rahmeti sonsuzdur, şüphesiz.. fakat ölüm bu kadar basit bir şey midir? Yaşarken sessizce..birden yaşam savaşını bırakıp..yine sessizce ortadan kaybolmak mıdır? İnsan dünyaya geldiğinde ağlamaya, giderken de ağlatmaya neden mecburdur ki..
Yine bazı insanlar..ölümün yüzüne, verdiği hissizliğe tanık olduğundan karakterinde atlamalar yaşamaktadır.. annesi ölen bir kız ya bir genç, olgunluğa geçer birden. Acı, insanı olgunlaştırır derler.. aslında ölümdür insanı olgunlaştıran.. ölümün getirdiği acıdır...babası ölen bir genç, hayata artık hiçbir şey gözüyle bakmaktadır..çünkü ölümü en yakın o görmüştür.. ve hayatta her şeyin boşa olduğuna inanmıştır.. bu yüzden de öyle yaşamaktadır.. başkalarının ölümü bize hep sıradan gelmiştir.. gerçek değilmiş gibi hissettirmiştir..ama bizden birine uğradığı zaman artık ensemizde onun varlığıyla yaşarız.. hayat ne gariptir.. insanlar öleceğini bile bile bu hayata tutunmaya ne kadar heveslidir..
Gün olur, devran döner.. yeni canlar dünyaya gelir.. gün olur, bedeninden ayrılıp özgürlüğüne kavuşmuş ruhlar..göğe yükselir..
Öğretmenim, mezarlıkta üç gece kalır isen artık sesler duymaya başlarsın demişti..bunu tecrübe etmek istiyorum ama mümkün olur mu bilemiyorum.. kabir azabı sesleri..çığlıkları.. Cenk Enes Özer'in Hizmetkar serisi kitaplarının birisinde cehenneme benzer bir tasvirin içinde bağıran sesleri anlatışı..o çığlıkların avaz avaz yükselişini okurken de ürpermiştim.. bunu tecrübe etmek isterim ama içimdeki korku..
Önceden mezarlığa gider, arkadaşımın annesinin mezarı başında durup yasin okurdum..ancak mezarlığa giren fanilerden korkar fazla durmadan giderdim.. Aslında ben ölülerden değil ölmeyenlerden korkuyorum bir bayan olarak. Mezarlıklar ıssızdır çünkü.. orada biri seni öldürebilir ve sen de artık bir ölü olabilirsin.. Ama itiraf etmeliyim ki, o mezarlığa gidip herhangi bir mezarın yanında oturup yasin okumak.. tanıyıp tanımam önemli olmadan.. çok iyi hissettirirdi.. dakikalarca oturup ölümü düşünmek.. sonumuzun ne olacağını görmek.. Çok tuhaf hissettiriyor mezarlıklar.. bu dünya da yerleşim kuran bütün canlıların arasında yerleşim kuran bütün ölüler...
insan düşünmeden edemiyor... bir gün ölüp gideceğiz biz ölürken birisi doğacak.. bu kısır döngünün parçasında.. kendimizi ne tarafta ne şekilde bulacağız.. bir söz hakkımız olmadan, veda bile edemeden..belki göremeden hiçbir şey.. yok olup gideceğiz.. zaten yok'tan gelmiş idik, yine ona döneceğiz.. insan özüne dönüp bakmalı derken nasıl da güzel söylenir gerçekten. Özünde 'yok' olanın, yaşamda büyük bir egoyla büyümesi ne tuhaf, ne itici gelir.. yoktan var olup, inkar etmek.. dönüş noktamızın kıyısından geçmek içine düşeceğimizi görmezden gelerek.. ne yorucudur bunları düşünmek ... ne yorucu ne yorucu... neyse, bugün bir kişinin ölüm selasını duyunca etkilendim.. bunları yazmak geldi içimden..
Allah hepimize, ailemize, sevdiklerimize hayırlı ölüm nasip etsin.