Ellerini yüzüne kapamış öylece otururken onu izliyordum, güzel parmakları bütün kusursuzluğunu kapatmıştı. Derin ve sabırsızca bir nefes alarak oturduğum bankta arkama iyice yaslandım.
"Neden buradayız Justin?" Ses tonum beklediğimden de sıkılmış çıkmıştı. Gerçekten sıkılmıştım, bir anda beni evden almış ve kimsenin olmadığı bir uçurumun köşesine getirmişti. Oldukça yüksekte olmakta beni istemsizce geriyordu ama bunu ona asla belli etmeyi düşünmüyordum.
"Maisie, o günü Jaxon'a söylediğine inanamıyorum." Kaşlarımı çatıp dudaklarımın arasından alaycı bir gülüş kaçmasına izin verdim.
"Ne bekliyordun? Beni öylece öpeceksin ve hayatına devam edeceksin falan mı sanıyordun? Biliyor musun Justin, şerefsizin tekisin." Kollarımı göğüsümde birleştirip ona baktım, ellerini sinirle saçlarına soktu. Tek derdinin bu olmayacağını bilecek kadar tanıyordum Justin'i, buraya geldiysek kesinlikle başka bir derdi vardı. Rüzgar saçlarımı savururken ufak bir homurtu çıkardım, bileğimdeki toka yardımıyla saçlarımı dağınık bir topuz yaptım. Rüzgarın saçlarımı suratıma çarpmasını sevmiyordum.
"Biliyorum!" Ani çıkışı beni şaşırttığında bakışlarımı gökyüzünden çekip ona çevirdim. Ayağa kalkıp yerdeki taşlara sertçe bir tekme attı. "Her şeyin farkındayım tamam mı?!"
"O zaman neden hala aynı davranıyorsun?! Neden etrafındaki herkesi paramparça etmek zorundasın?"
"Seni ediyor muyum?" Bakışlarım aniden ona dönerken derin bir nefes verdim.
"Ne?"
"Seni paramparça ediyor muyum Maisie? Çünkü inan bana sen harici kimse umrumda değil."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fall / jb texting
FanfictionBilinmeyen Numara: Well let me tell you a story (Peki sana bir hikaye anlatayım.) Bilinmeyen Numara: About a girl and a boy (Bir kız ve bir erkek hakkında.) Bilinmeyen Numara: He fell in love with his best friend (O en yakın arkadaşına aşık oluyor...
