-2-

4.1K 415 235
                                        

Etraf karanlıktı, ayakları altındaki yerin titrediğini hissediyordu ve ürkütücü sesler duyuluyordu.

Neler olduğunu anlayamazken, telaş içinde etrafa bakındı. Nafileydi, yaklaşık yirmi veya otuz metre uzaklıktaki dev kasırga, tüm görüşünü kaplıyordu. Nasıl bu konuma geldiğini bile düşünmeden, uğultunun arasında sesini duyurmaya çalışarak bağırdı;

"Jungkook!"

Şaşkınlıkla titreyen bedeninin yanından nesneler uçup gidiyordu. Bir an için duraksayıp kollarına, üstündekilere baktı. On sekiz yaşındaki bedenindeydi, yırtık hastane önlüğüyle beraber. Yıkılan Seul tabelası, bir sürü ceset. Yine o keskin kan kokusu duyuluyordu ve gözleri kasırganın şiddetli rüzgarı yüzünden yanıyordu. Zamanda sıkıştığını sandı ve çığlık attı korkuyla. Ayakları çok fazla acıyordu ve en son üç yıl önce gördüğü manzaranın içinde oluşunu kabbulenemiyordu.

"Kimse yok mu?!" Cesetlerin ortasında bağırdı çaresiz beden. "Yardım edin!"

"Kendi cehenneminden mi korkuyorsun, Tanrı görünümlü şeytan?"

Hızla arkasını döndü, Jungkook dağılmış yolun ucunda, küçümser gözlerle onu izliyordu. Elleri, daha önce bıçaklandığı yerler kan içindeydi ve nefretle süzülen yaşları da kan kırmızısıydı. Daha önceki vizyonunda gördüğü siyah şortta yer yer yırtıklar vardı, ilk intihar girişiminin kesikleri kolunu donatmıştı. Jimin onu ilk defa bu kadar nefret dolu görmüştü ve bu daha çok korkutuyordu onu. Cevap bile veremedi sorusuna, sadece yutkundu ve merhametten yoksun bakışlar altında ezildi.

"Öldürdüğün insanların cesetleri arasında yardım mı dileniyorsun?"

Bir anda yoğunlaşan kan kokusuyla öğürmemek için ağzını tuttu. Artık bu andan kurtulmak istiyordu, hapsolmuştu koca kasırganın yıktığı şehirde. Canı yine o zamanlardaki gibi sancılı bir şekilde yanıyordu ve anlayamıyordu. Telaş tüm bedenini sarmıştı şimdi, Jungkook'a bile ulaşamıyordu. Sanki, Tanrı onun bedenini ele geçirmiş de, söylemek istediklerini sıralamak için kullanıyormuş gibiydi. Ya da o an buna inanmak istedi.

Bir şimşek çaktı kasırganın yakınlarında ve Jungkook'un altındaki yer, yavaşça çatlamaya başladı. O ise bunun farkında olmasına rağmen sakindi.

"Hayır!" Jimin, onca lafı ondan duymamış gibi bağırdı. "Çekil oradan Jungkook!"

Ona doğru adım atmaya çalışsa da yapamadı ve dizleri üstüne düşüverdi. Kasırganın şiddetini yıllardan sonra unutmuş gibiydi, Jungkook ise tam tersine, yıllardır kasırganın içinde yaşıyormuş gibi güçlü duruyordu olduğu yerde.

"İnsanların hak ettiği son bu, Jimin."

Göz kapakları kendi kontrolü altında olmadan kapanırken güçlü durmaya çalıştı, içindeki bir varlık onun enerjisini sömürüyor gibiydi ve bu varlığın zaman tanrısı olduğunu, ancak Tanrı anlıyordu. Sevgilisi uğruna insanların ölümüne göz yuman ruh, kendi kasırgası yüzünden yavaşça yok oluyordu.

"Arkadaşların, siktiğimin karavanında, senin kasırganın düşürdüğü ağaç yüzünden ölmeyi hak etmedi."

Yeni bir şimşek çaktığında bedeni şiddetle kasıldı ve acı içinde bağırdı. Gözü önünde kıvranırken ona elini uzattığında ise, Jungkook zalim bir kral gibi ona üstten baktı. Acıyan, küçümser bakışları yüzünün her santimini gezdi ve yer daha çok çatladığında, siyah, dev kanatları, yavaşça açıldı. Jimin'in yardım bekleyen eli havada kalmıştı. Jungkook şimdi tam anlamıyla melek gibi görünüyordu fakat onun değil, Tanrı'nın meleği gibiydi; öyle korkusuz, öyle kin doluydu bakışları.

After the Storm | Jikook Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin