final

2.9K 286 492
                                        

"Sayfa 52'yi açın."

Jimin, duyduğu şey ile başını bir anda kaldırdı. Gördükleri ile kafası karışmıştı, sınıfındaydı.

Sınıfında ne işi vardı?

Ellerine baktı, daha sonra etrafa. On sekiz yaşındaki bedeninde, 2018'de olduğunu fark edince yutkundu. Siktir.

Yanına döndüğünde Hoseok'u görünce çığlık atmamak için elleriyle ağzını kapattı hızla. Bu geçmişe bir fotoğraf aracılığıyla gitmemişti, bundan emindi. Bir rüya? Rüya gibi hissetmiyordu, rüyadan daha gerçekçiydi. Üç yıl öncesindeydi sahiden, hayatındaki dertlerin yavaşça arttığı dönem. Jeon Jungkook'u bulup, evrendeki her şeyi alt üst ettiği dönem.

Çaresiz hissediyordu, çaresiz ve yalnız. En son onun kollarındaydı, nasıl bir rüyaya hapsolmuştu böyle? Gözleri anında sırasına gitti. O meşhur zırhı, siyah kapüşonlusuyla yalnız başına oturuyordu. Jimin yutkundu, onu tanımadığı bir gerçeklikteydi. Kayıp hissediyordu, kendi hayatının içinden bir dönemde olması korkmasını engelleyemiyordu.

"Neler oluyor Jimin? Tuhaf bakıyorsun."

Hoseok'un seslenişiyle duraksadı, içindeki ani sızlamaya engel olamadı. Ona bakmadı, bunu kaldıramazdı. Eski, mutlu geçmişinin masum yoldaşına baktığında tüm cesetlerin ona saldıracağını, öldürmekten öte süründüreceğini biliyordu. Acıdan korkuyordu Jimin, acıyı tüm derinlikleriyle hissetmekten, kaybolmaktan, kanamaktan. Tecrübeleri onun korkusunu engelleyemiyordu, her seferinde kaderine güçsüz düşüyordu.

Gerçek değil, dedi içinden. Zihnin sana oyun oynuyor, cevap verme ona.

"Jimin?"

İkinci seslenişinde dişlerini sıktı, gözlerini sıkıca yumdu. Kan kokusunu şimdiden hissediyordu, özellikle parmak uçlarındaki yanmayı, evrenin dengesini alt üst eden cümleyi söyleyen dilinin acısını, boğazından yükselen sıvıyı... Boğulmak üzereydi. Her nefes alışında bunun yetmediğini fark ediyor ve olduğu yerde çırpınıyordu. Evet, bu yetmiyordu. Akciğerleri güçsüzdü sanki, benzini bitmiş bir araba hissediyordu kendini. Onu asla yalnız bırakmayan, şeytan olduğunu fısıldayan hayali bedenler üstüne çullanıyordu.

"Bayan Lee?"

O zamanlar fena halde uyuz olduğu yaşlı kadın ona döndüğünde gülümsemeye çalıştı;

"Yüzümü yıkamaya gidebilir miyim?"

Bayan Lee, onu uzunca süzdü. İğneleyici bakışları, tıpkı o zamanlardaki gibiydi. Bu ürpermesine sebep oldu. Fark etmeden dişlerini sıkarken bir şey belli etmemeye çalıştı. Başını salladığında bu gergin ortama dayanamayarak sınıftan çıktı, kapıyı kapatmadan önce çok kısa süreliğine Jungkook'a baktı. Nasıl da genç ve kırıktı, yardım çığlıkları bakışlarında boy göstermişti. Hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuktu, masumiyeti fazlaca belli oluyordu. Bir iç çekti, ardına döndü ve kapıyı kapattı.

Döner dönmez karşılaştığı şey okul koridoru değildi. Okulun çatısında bulmuştu birden kendini, üstelik Jungkook bu sefer sınıfta değil çatının ucunda, arkası dönük halde duruyordu. İyice karışmıştı kafası, onca yaşanmışlığın içinde yürüdükçe kayboluyordu. İlkbaharın hafif rüzgarı yüzüne çarptığında yutkundu. Geriye attığı, yok ettiğini düşündüğü onca kadere mi hapsolmuştu şimdi? Bu düşünce ile çığlık atmak istedi, buna katlanamıyordu.

Jungkook'un kendi kendine bir şeyler mırıldandığını duyunca birkaç adım yaklaştı, duyabilmek için hafifçe eğildi. Elleri her an geri alacakmış gibi tetikteydi, tüm bu anların bir kabus olduğu gerçeğinden uzaklaşmıştı. En saf gerçek, Tanrı'nın ona layık gördüğü kabustan farksız kaderler bütünü onu esir almıştı işte. Yaşama hevesi, içindeki duygulardan uzak, diğerleri gibi bir ceset haline gelme korkusu nefesini kesiverdi. Hıçkıracak gibi oldu, zorlukla ağzını kapattı. Jungkook ellerini iki yana açtığında, kül olan kanatlarını düşünmeden edememişti.

After the Storm | Jikook Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin