"Onu getirmeye çalışırım. Eğer bir aksilik olursa da mesaj atarım." Theo elini David'in omzuna koyup diğer eliyle de arabasının anahtarlarını çıkardı. Çocuklarla güzel bir gece geçirmek için hazırlık yapmıştık ki onun karakola gitmesi gerektiğini söylemiş ve onu almak için evimin adresini sormuştu. Oldukça yorgun ve bitkin duruyordu. Eliyle selam verdikten sonra bahçenin çıkışına doğru uzaklaştılar.
Kapıyı örtüp içeri geçtim. Jake'in keyfi kaçmıştı. Beraber izleyeceğimiz filmi seçmek için neredeyse yarım saattir hararetle tartışıyorlardı ve tam karar verdikleri an David'in gitmesi kötü olmuştu. Bende bugün pek film havamda değildim. Sehpanın üzerini boşaltıp cips ve kuru yemiş doldurduğum kaseleri köşelere bıraktım, herkes için içeceklerini dizdim ve boş bir şişeyi ortaya bırakırken güldüm. "Hadi oyun oynayalım. Filmi yarın David varken izleriz."
Jane neşeyle sehpanın bir kenarına oturdu. Ellerini birbirine çarpıyor ve sırıtıyordu. Jake biraz şüpheyle yaklaştı ve ortadaki şişeyi uzunca süzdü ama ikiletmeden o da oturdu. Kendi kolasını önüne çekti. Koltukta oturmuş telefonuna bakan Zayn'i dürttüm. "Oynayacak mısın?"
"Ne oynuyoruz?"
Elimdeki kartları masanın üzerine bıraktım. "Doğruluk mu cesaretlik mi?"
Kaşları hayretle kalktı. "Çocuklarımızla oynamak için en ideal oyun bu olmalı."
Arada sırada oynamak için kart oyunları alırdım. Jake'in en sevdiği oyunlar bunlardı. Bazen UNO oynar, bazen tavla atardık. Beraber oynayabileceğimiz birkaç oyun ve bin parçalık paybozlara bakarken doğruluk mu cesaretlik mi için hazırlanmış sorulardan oluşan kart desteleri görmüş ve belki eğleniriz diye almıştım. Ardından, soruları tek tek okurken ayıp olanları bir kenara çıkarmam gerekmişti.
Zayn'in dalga geçmesini umursamadan Jane'in karşısına oturdum. Şişeyi çevirdiğimizde iki kişinin ortasında durursa, saat yönünde kimi geçmişse ona gelmiş sayacaktık, böylece herkes birbirine sorabilmiş olacaktı. Ağzıma birkaç tane süt mısırlı cips atarken şişeyi çevirdim.
"Ben ağabeyime soruyorum," diye şakıdı Jane. "Ama ben ortadaki sorulardan sormak istemiyorum ki."
"Tamam sen istediğini sor. Aklına soru gelmeyen kart çeksin."
"Tamam soruyorum. William benimle küstükten sonra gidip onunla konuşan sen miydin? Gelip benden özür diledi ve birinin ona ders verdiğini söyledi. Eğer sensen, gerçekten seni öldürürüm."
"Sana iyilik yapıyordum Jane!"
"Kesin benim seni yolladığımı ve bir çocuk olduğumu düşünmüştür."
Jake gözlerini devirdi. "Sonuca bak, benim sayemde barıştınız."
Uzanıp şişeyi çevirdi. Elimi çenemin altına koymuş kıkırdayarak ikisini izliyordum. Öyle saçma şeyler için kavga ediyorlardı ki çoğu zaman ciddi kalamayarak ikisinin de oklarını kendi üzerime çekiyordum. Şimdi üzerime dönen ok, şişeye aitti. Jane sırıtarak bana baktı. "Doğruluk mu?"
"Cesaretlik," dedim dil çıkararak.
"Otuz saniye boyunca seni gıdıklamama izin vereceksin."
"Jane!" Ofladım. Gıdıklanmaktan nefret ediyordum. Çocuklar bu huyumu o kadar seviyorlardı ki her fırsatta karşıma çıkıyordu. Jake de kardeşi gibi sırıttı. Sonra Zayn sesli şekilde otuza kadar sayarken dudaklarımı birbirine kenetleyip saldırılarına karşı çığlık atmamaya çalıştım. Zayn'in kahkahaları dışarıdan pek de iyi görünmediğimi düşünmeme yol açıyordu.
"Kızardın," diye bağırdı yerine otururken. Çocuklar üzerimden kalkıp yerlerine geçtiler. "Tatbikat sırasında bizde böyle duruyorduk. Ellerimiz başımızın üzerinde. Gıdıklanıyor musun, depremden mi korunmaya çalışıyorsun belli değil."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
weapons and traumas 2 || zm
FanfictionWEAPONS AND TRAUMAS 2. KİTABIDIR! "Lives in dreams and self-told lies, She saw world through jaded eyes. What can she do? It's her life."
