"Sanırım çok konuştum," dedi sahnedeki adam sahte bir utançla. "Sözü biraz da gecenin yıldızlarına bırakmak istiyorum. Bu bağış kampanyasına en büyük desteği yapıp herkesi şevklendiren Zayn Malik, lütfen sahneye gelip bizim için bir şeyler söyleyin."
Kalbim tekledi. Küçük sahnenin önünde bir kalabalık toplandığı için geldiğini görmemiştim. Adam onu çağırdığında kalabalığın içinden çıkıp alkışlar eşliğinde iki basamağı tırmandı ve kürsünün arkasına geçti. Üzerinde asker yeşili, göğsü ve omzu armalarla dolu bir üniforma vardı. Çamur ve kan kokan asker üniforması, yerini altın gibi parlayan armalarıyla sadece rütbelilerin giyebildiği pahalı kumaşlara bırakmıştı. Kalabalığa ve masalara göz attı ama bizi görmedi. Sahneye vuran bir ışık olduğundan karanlıkta kalıyorduk.
Mükemmel gözüküyordu. Saçlarını tekrar üçe vurmuştu. Üniformasının yakasından ve bileklerinden dövmeler taşıyordu. Öylece dikilerek bile bir sanat gibi görünüyordu. Bende herkes gibi hayranca onu izliyordum. Senelerde geçse, aramazdaki nefret büyüse de ona olan hayranlığımı bir gün bile inkar edemezdim.
"Öncelikle hepinize teşekkür ederim," diye seslendi mikrofona doğru. Bu ses tonu oldukça garibime gitti çünkü konuşurken mırıldanan ve sesi hep uykulu çıkan o adam gitmiş, yerine milleti eğlendirmeyi bilen bir şovmen gelmişti. "Burada olmanız bile kampanya adına bir destektir. Bazı şeyleri parayla yapmak yetmiyor. Kimsesiz çocuklar için burada olduğunuzu gösterdiğiniz zaman, safınızı da belli etmiş ve sizi seven yüzlerce insana yol göstermiş olursunuz. Elimizden ne geliyorsa o kadarını vermemiz icap eder."
En ön sıralardan biri lafını böldü. "En iyi şarapları içip, en pahalı kıyafetlerimizi giyip kimsesiz çocuklara öyle mi destek olacağız?"
"Elbette hayır, Bay Blake. Bu sadece hangi safta olduğumuzu medyaya göstermemizin bir yolu o kadar. Hizmetlerimizden şüphe mi duyuyorsunuz?" Alayla sırıttı. Kameraları unutmuş ve adama haddini bildirme derdine düşmüştü. "Devletime ne kadar hizmet ettiğimi bilen bilir. Vatanımı korumak için evliliğimi kaybettim, iki çocuğumdan ayrı kaldım. Gerekirse daha da beterlerine katlanmaya hazırım. Devletime ne kadar hizmet ediyorsam, vatanımın çocuklarına da o kadar edeceğim. Beni sevenler de öyle yapacak."
Kalabalıktan gürültülü bir alkış tufanı koparken Bay Blake'in alayla sırıttığını gördüm. Kalabalığın arasından sıyrılıp içkisiyle beraber masasına döndü, Zayn'de konuşmasını küçük bir teşekkürle bitirip mikrofondan uzaklaştı. Gözlerimi üzerinden çekemiyordum. Hisler öyle karmaşık ve yoğundu ki vücudum kaskatı kesilmişti. Sonra sahnenin ortasında o da aynı ben gibi durdu ve hareket edemedi. Salonun ışıkları yanmıştı, doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. Elimi koluma sarıp omuzlarımı kaldırarak onu izledim. Nasıl tepki vereceğini, yüzünün alacağı hali, gözlerinde belirecek duyguları bir saniye bile kaçırmak istemiyordum.
İlk yaptığı gözlerini kazır gibi zorla üzerimden çekip sahneden inmek oldu. Hemen basamakların altında onu tebrik etmek için bekleyen iki ihtiyarın elini sıktı. İkisi de açık renkli takım elbiseler giymiş, pahalı saatler takmıştı ve karşılarında kat ve kat üstün biri var gibi saygı ve hayranlıkla Zayn'i izliyorlardı. Ağzına düşen bu insanlar için, şöhret için, sevilmek için tüm kimliğini kaybettiğine inanamıyordum.
Adamlarla konuşurken gözleri birkaç kere daha üzerime değdi ama içkimi yudumlarken bakışlarımı ondan koruyordum. Göremesem de bana baktığını hissedebiliyordum. Elleri değil, sadece bakışları bile bana değse beni titretmeye yetiyordu. Masanın üzerine eğilip Roman'ın sohbetine daha yakından tanık olmaya çalıştım. Eğer dikkatimi dağıtırsa, Zayn hesap sormaya geldiğinde daha doğal davranabilirdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
weapons and traumas 2 || zm
Fiksi PenggemarWEAPONS AND TRAUMAS 2. KİTABIDIR! "Lives in dreams and self-told lies, She saw world through jaded eyes. What can she do? It's her life."
