Kapı kırılmak ister gibi çalarken uyandım. Komodinin üzerindeki telefonumun da ışığı yanıyordu. Uzanıp ekrana bakınca hali hazırda bir arama olduğunu ve üç çağrının da cevapsız kaldığını gördüm ama aramaları duymamıştım. Şimdi bu kapıyı yumruklayan ve saatin gece üç olduğunu fark etmeyen kişinin, telefonumun ekranında yazan isim, yani Zayn olmasını umuyordum.
Uykumdan böyle uyandığım anlar çarpıntım tutuyordu. İki çocuğu olan biri için uykudan korkuyla uyanmak basit bir şey değildi. Hemen aklımda binlerce senaryo dönüyor, kendimi onlar için endişelenirken buluyordum. Üstelik bu gece kendimi David'den de sorumlu hissediyordum ve Theo gece onu getirmeyeceğini söylediğinden beri huzursuzca bir haber bekliyordum.
Üzerime geceliğimi geçirip iplerini hızla bağlarken kendimi odadan dışarı attım. Jane ortalıkta yoktu ama Jake öfkeyle kapısından çıkmış merdivenlerden aşağı bakıyordu. Tedbirli olması gerektiğini hissetmiş olmalıydı. Onu omuzlarından ittirip odasını gösterdim. "Uyumaya devam et."
"Tek mi açacaksın, asla olmaz."
"Zayn olmalı," diye fısıldadım. Bakışları anlamsızca karardı ama öfkesini gömüp dediğimi yaptı. O odasına girince hala zili çalan ve kapıyı yumruklayan kişiyi susturmak için delikten bakmadan açtım. Birde Jane uyansın, komşular şikayete gelsin istemiyordum.
Kollarımı geceliğime sarmış çatık kaşlarla ve korkuyla ona bakıyordum. Telaşlı çalan zil diğer her şeyi duymamı engellemişti, misal kapıyı açana kadar dışarıda deli gibi yağan yağmurun farkında değildim. Kapının eşiğine yağmur damlaları vuruyordu ve Zayn'de baştan aşağı sırılsıklam olmuştu. Islak saçları alnına, gömleği üzerine yapışmıştı. Gözlerindeki kızarıklığı görünce hemen içtiğini anladım. Dudakları da sarhoşken olduğu gibi kızarmış ve şişmişti. Hareketleri sakin değildi.
Onu yavaşça içeri alıp kapıyı arkasından örtmek, onunla sakince konuşmak, onu kurutup hasta olmasını engellemek istiyordum. Belli ki benim yüzümden bu hale gelmişti. Üstelik o kadar yorgundum ve o kadar uykum vardı ki onunla kavga edecek gücüm de yoktu.
Ancak o benim şefkatimi elinin tersiyle iterken ıslak ayakkabılarıyla her yeri çamur yaparak içeri girdi. Öfkeden deliriyordu. Gözlerindeki kızarıklığın bir nebze hislerinden dolayı da olabileceğini düşündüm.
"Attım nişanı!" diye bağırdı kimseyi umursamadan. "Ona gidip en başından beri haklı olduğunu, en başından beri seni sevdiğimi söyledim. Ne var biliyor musun, şaşırmadı bile!"
Kapıyı kapattım. Islak ayak izlerini takip edip ona doğru üç korkak adım attım. Sesi ve bende yarattığı korku yüzünden uykum açılmıştı ama yine de gözlerimi zar zor açık tutuyordum.
"Artık nişanlı değilim. Bir seçim yaptım. Seni sevdiğimi ispatlamam için bu yeter mi, yoksa başka bir şey daha ister misin? Söyle, yapacağım!"
"Zayn," diye fısıldadım onun bile zor duyabileceği bir tonda. "Gecenin üçünde böyle bağıramazsın. Yarın erken kalkması gereken iki tane çocuğumuz var."
Korkak bakışlarım ya da söylediklerim onu sakinleştirdi. Solukları biraz derinleşip kaşları anlamsızca çatılınca beni dinlediğini anladım. Salonun ortasında öylece duruyordu. Kırmızı gömleği üzerine yapışınca teninin ve dövmelerinin şeklini almıştı. O kadar ıslaktı ki ona bakarken bile hasta olacağımı hissettim.
Açık tutmak için zorladığım gözlerimi kapatıp ona yaslandım. Üst kattaki sensörlü ışıklar yanmıyordu, bu yüzden çocukların odadan çıkmadığına emindim ve en azından onları düşünerek de kafamı yormuyordum. Gece üç, canım ne isterse onu yapmak ve mantıksız olmak için harika bir saatti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
weapons and traumas 2 || zm
FanfictionWEAPONS AND TRAUMAS 2. KİTABIDIR! "Lives in dreams and self-told lies, She saw world through jaded eyes. What can she do? It's her life."
