İlk hangisinden başlayalım?

1.8K 123 51
                                    

Rusya okuduğu bir parça kağıttan başını kaldırdı sırıtarak. "İsmini yazmadığından emin misin? Benim kağıdımda senin adın vardı oysa."
  Benim kağadımda senin ismin vardı?
O kadar hızlı düşünmüştüm ki sözlerim ağzımdan çıkmıştı "MANYAK!" bizim çete benim bu hallerime alışık olduğu için durumu garipsememişlerdi ama sınıfın geri kalanının gözü hep üstümüzdeydi.
"KAĞDINA BENİM ADIMI MI YAZDIN SEN?" Rusya gayet sevecen ve sıcka bir tavıla evet dedi. Şokumu atlatmak için Rusyanın önündeki sıraya ters bir şekilde otrdum. "Rusya niye yaptın böyle bişey ya. Sen iki haftadır çalışıyodun . Şimdi kesin kötü gelir sınavın. Çorapla parmak arası terlik kadar kötü." Rusya sırıtarak "O kadar boktan geçti diyosun. O zaman iyi yapmışım." Yanağımı elime yalamış Rusyaya bakıyordum. "Gerek yoktu ama..." "Türkiye emin misin? Gereğinin olmadığından? Notların gerçekten kötü bir halde ve ben.. senin sınıfta kalmanı falan istemiyorum. Tamam mı?". "Ama senin notları  düşecek şimdi..." Rusya bir elini benim elimin üstüne koydu "Olsun. Düşsun. Senden daha değerli değil ya sonuçta." Bunu çok tatlı bir tonda söylemişti buselerime engel olamıyordum. "Teşekkür ederim." Bunu söylerken zil çalmıştı. Bende bunu daha yüksek sesle tekrarladım. Sonra bir şeklide ön sıranın sallanmasıyla Rusyanın kucağına düştüm. "Sakin ol şampiyon.Teşekkürün bunu yapmasan da kabul edilebilirdi." 
     "Kanka biz yanlış anlamadan çocuğu bıraksan diyorum hani."
Rusya gülerek "Tabii canım tabii- Bir dakika lan. Bırakmıyorum!" Dedi ve beni iyice yanına çektı. "Agh! Kurtarın beni şu büyük.. gezegenmsi.. tanımlayamayacagım kadar büyük olan yaratık beni kaçırdı." Kazakistan "Ooo olay var beyler." Diyerek hem herkezi çağırdı hemde beni bir bacağımdan tutarak çekiştirmeye başladı. Birkaç dakika sonra kurbanlık dana gibi herkez beni çekiştirmeye başlamıştı bile. Rusya kollarımı  altından beni iyice kavramıştı ve beni kendinde tutmak için pek bir çaba haramıyor gibiydi. Diğer tarafımda Kazakistan beni iki bacağımdan tutmuş çekiştiriyordu. Onun arkasından da Azerbaycan ona yardımcı oluyordu. Belarus ise. O kapıda bekliyordu. Öğretnen bizi böyle görürse halimiz yamandı çünkü. Biraz süren çekişmenin sonucunda ayakkabılarım çımış ve Azerbaycan ile Kazakistan yeri boylamıştı. Arkalarındaki iki sıraya çarpmıştılar. Bende Rusyanın kucağında bunlar ne bok yicek acaba diye etrafa bakınıyordum. İki salak ayağa kalktıklarında Kazakistan ayağını burkmuştu. Azerbaycan ise belini ovuşturuyordu. En sonunda Belarus bizim yanımıza geldi ve hocanın koridorun başında olduğu haberini verdi. Kazakistan ile Azerbaycan Viyanayı kuşatır gibi üzerine düştükleri sıraları ayağa kaldırıp yerine koydular. Onlar sırları düzeltirken bende ayakkabılarımı aldım ve giymeden sırama gittim. Sırada hallederim zaten.
    Derste ayakkabıyı giyerken ayakların sürekli Kazakistan'a değiyordu. En sonunda minik kartal dayanamadı ve "Oğlum ne yarım saatir bacağıma dokunuyosun. Yatağa yatalım orda halledersin!" dedi en kısık ve en sinirli sesiyle. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum ama ağzımdan biraz biraz kaçırıyordum. Fark edilebileceğimi düşünüp yüzümü sıraya gömdüm. Orada da biraz sessiz kahkahlar attım. Daha da zil çalana kadar ayakkalrımı bir santim oynatmadım. Yoksa Kazağımın tersi fenadır valla. Zil çalınca ayakkabılarımı giymiştim. Sorun şuydu ki benim ayakkabı bağcıklıydı. Ve ben bağcık bağlamayı henüz bilmiyordum. Ayaklarımı sürte sürte Rusya büyük volkanın yanına gittim. Beni böyle görüne ne istediğimi anladı ve eğildi. Bağlamaya başladı. "Yıldız, sana artık şunu öğretsek mi ve  yeni bir ayakkabı da alsak. Ortaokul sondan beni bunu giyorusun. Ayakkabı ayakkabıdan başla kerşye benziyor." "Çok konuşma sen. Ayakkabıyı bağla."
"Çik kinişmi sin iyikkibiyi biğli"
"Beni taklit etmek ha? Ne cüretle?"
"Tamam bağladım. Bu gün çıkışta kapıda beni bekle."
"Tamam da niye?"
"Sana yeni ayakkabı alıcaz da ondan"
"Hey! Ben bebeklerimden memnunum dört yıl idare etti işte gıcır gıcır."
"Gıcır gıcır? Çatır çatır ayakkabının  boyası dökülüyor. Futbol oynamaktan da canı çıkmış. Ben o ayakkabıdan genç insan tanıyorum. Artık onu bir müzeye kaldırsak falan? "içine sıçılan ama fark edilmeye gariban ayakkabılar" müzesi ha? İtiraz yok yeni ayakkabı alıcaz sana."
Ona tip tip bakmaya başladım ve o bakış kombini tamamlayacak dilimi çıkardım ve üç evetle yerime uğurlandım. Minnaklarıma elveda diyordum ha? Kantine inip tost almam gerekiyordu. Sonra o tostu adeta bir devlet sırrı gibi saklamam gerkiyoru. Yoksa tost telefonumun sarjından hızlı bitiyor.
        Kantine inerken bir omuzla çarpıştım.
"Agh! Hey derdin ne senin!"
"Asıl senin ne! Sen bana çarptın!"
"Bak Yunan delisi seninle uğraşacak vaktım yok. Yine bin altıyüzlerdeki gibi mutlu mesut yaşasak?" Dedim ve hızlı adımlarla yoluma devam ettim. Bin altıyüzlü yıllarda o babamın  kontrolu altındaydı...
      Tostumu en ücra köşede yedikten sonra yemek barım fullenmişti. Yeniden sınıfa çıkmam gerekiyordu.
Sınıfımız yine hayvanat bahçesinden farksız bir şeklideydi. Mükemmel. Aynı bıraktığım gibi. Ama bizim şu anda derste olmamız gerekmiyor muydu. Azerbaycanın yanına gidip kendimi çantaların üstüne attaım.
"Hilal ders boş."

"Hilal" "ders" ve "boş" heralde bi şu dünyada ençok sevdiğim üçlüydu. Yüzümü büyük bir sevinçle çantaları  arasından kaldırdım. Kendi sırama gidip çantama kitaplarımı defterlerimi ve biricik kalemkutumu koydum. Çantayı elime aldım ve döndüğum zaman mimari bir şahererle karşılaştım. Rusya önünde duyuyordu. Ben çantayı sırtıma takmaya yeltendiğim anda söze başladı. "Benimle geliyorsun canım."
"Niye canım?"
"Sana ayakkabı alcaz ya balık hafızalı yıldız."
"Aa- şey Rus cidden hiç gerek yok."
"Bence var yakına yağmurlar başlıcak. Bot almamız gerekiyor."
"Botun içinde ayağım hiç rahat etmiyor amaa."
Ben böyel mızmızlanırken Rusya beni bileğimden tutup sürüklemeye başlamıştı bile. Sınıfın kapısından çıkarken. "Kazak benim evin anahtarı sizde var değil mi? Orda görüşürüz."
      Rusya ile okuldan çıkmıştık ve o hala bileğimden tutuyordu. Neyse insanların beni çekiştirmesini severim.
"Sana bir iki kıyafette alacağız."
"Rusya sen hiç benimle gelmekle uğraşma istersen. Bir kredi kartını bide şifresini alsam bana yeter."
Güldü.
"Bunu yapıyor olmamızın asıl amacı birlikte gezmek zaten Kızıl."
Böyle muhabbet ederken gelen ilk gelen dolmuşa bindik ve hiç yer yoktu. Rusya binerken bileğimi bırakmıştı. Rusyadan önce davranıp cebimden yolculuk parasını verdim. Biraz gittikten sonra ani bir frenle durdu. Bende İkiz Kuleler gibi Ruyanın üstüne yıkıldım. Rusya beni dirseğimden kaldırdı. "İyi misin. Bışey oldu mu." Bende ylpalayarak cevapladım
"Yok ben iyiyim. Sağol. Tuttuğun için.
"Rica ederim."
        Yol bittiğinde alışveriş mağzasının önündeydik.
"Ee, ilk hangisinden başlayalım?"

-----------------------------------------------------------
Ne olusa olsun da Rusya gibi bi arkadaşım olsun T^T



○.•°Philopofobi°•.○Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin