"özür dilerim ama benim gittiğim zamanda otelde bulunmuyordu." ten, yine toplantı salonunda büyük monitörün önüne oturmuştu. johnny'nin öldürülmesini isteyen adam başarısız olduğu için ona bağırıyordu, bu yüzden sıkılmıştı.
tırnaklarını koluna geçirdi, istenilen kişiyi öldüremediği gerçeği canını sıkıyordu. ve bunların hepsi, bir öpücük yüzündendi. bir de bunların üstüne onu daha da çıldırtan şey, ekrandaki adamın dedikleriydi, "seni bi daha gönderiyorum. bu sefer onu öldür ve geri dön."
kurbanını sevemezdi. ten, sevmenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyordu bile. bu yüzden, bir dahaki karşılaşmalarında johnny'nin ona hissettireceklerinden korkuyordu. bir seferliğine başaramazsa, tekrar iyi bir suikastçı olarak ün kazanması için neler yapması gerekiyordu? bunları şimdiden düşünmeye başlamıştı.
monitör kapanıp ekran tekrar siyaha döndüğünde, ten sırtını dikleştirdi ve derin bir nefes aldı. donghyuck bacak bacak üstüne atarak ten'e döndü, "bu sefer de başarısız olmayacaksın, değil mi?"
ten sandalyesinden kalktı, "bu tek seferlik bir şeydi. bir daha böyle bir şey yapmayacağım."
kısa boylu çocuk odadan ayrılırken donghyuck onun sırtını izledi, "umarım."
----
bu sefer bir kumarhanenin önündeydiler, ten'in işini bir an önce halledip gelmesini bekliyolardı. ten arabadan indi ve kapıyı sertçe kapattı. ellerini kotunun cebine yerleştirdi ve rahatça yürümeye başladı, artık görünüşüne daha az önem veriyordu.
içeri girdiğinde, ağır tütün kokusu midesini bulandırmıştı. içki içecek havada değildi, bar tezgahını pas geçerek üç kişinin dikildiği kumar masasına yerleşti. masanın başındaki görevli kart destesini karıştırırken, ten de tanıdık yüzü arıyordu.
ten'in yanındaki kadın, kartların dağıtılmasını beklerken içtiği sigarasının dumanını ten'e doğru üflüyordu. ten nefesini tuttu, ne kadar gitmek istese de daha yeni oturmuştu, hemen kalkamazdı.
oynamaya başladıktan birkaç dakika sonra, ten sıkıldı ve tek kelime bile etmeden masadan kalktı. sigara kokusundan bıkmıştı ve johnny'yi hâlâ görememiş olması onu sinirlendirmişti.
biraz daha kumarhanenin içinde dolaştı. ayrılmayı ve donghyuck'a johnny'nin bu sefer de olmadığını söylemeyi düşündü. hem bu defa yalan söylememiş olacaktı.
en azından, slot makinesinin oradan gelen tanıdık sesi ve gülüşü duyana kadar böyle düşünüyordu. ten, johnny'nin yanından geçerek lobiye ilerledi. johnny, kısa çocuğu son anda görmüştü. elindeki içkiyi herhangi bir masaya bıraktı ve ten'in peşinden kumar salonundan çıktı.
johnny, ten'in lobiye varıp içine temiz havayı çekmeye başladığını görünce durdu. restorana çıkan merdivenlere sırtını dayadı, "sigara bağımlısı değilsin sanırım."
ten arkasını döndü, uzun çocukla gözlerini buluşturdu, "kokusu mide bulandırıcı."
johnny ellerini cebine koyarak rahat bir pozisyon aldı, "burada bulunman, bu gece öleceğim anlamına mı geliyor? üzgünüm ama bu kadar kısa bir hayat sürmeyi planlamıyorum."
ten, johnny'nin yanından geçerken oyuncu bir gülümsemeyle omzunda yavaşça parmaklarını gezdirdi ve orada daha fazla durmadan merdivenlere yöneldi.
johnny onu tekrar görebilmek için arkasını döndü, "nereye gidiyorsun?"
"yaşaman ya da ölmen umrumda değil, lobi sigara kokmaya başladı."
----
gece boyunca johnny, tıpkı bir evcil hayvanın sahibinin peşinden gittiği gibi ten'i takip etti. sanki hayatları boyunca tanışıyorlarmış gibi ten ile sohbet etti. ten, onun neden böyle davrandığını anlayamamıştı. neden gecenin sonunda onu öldürecek kişiye bu kadar yakın davranıyor? kötü tarafı ise, ten bundan zevk alıyordu. johnny'nin söyledikleriyle gülümsüyor, hatta bazen gülmekten gözleri yaşarıyordu. bunlar, bir suikastçı olarak asla yapmaması gereken şeylerdi, ama kendisini tutamıyordu.
ten yürümeyi bıraktı ve johnny'ye baktı. oğlanın yakışıklı yüzüne bakarken birkaç saniye dalmıştı. onunla konuşurken kalbinin ritmini bozan, yanaklarını kızartan bu duygunun adı neydi? bunları bilmiyordu ama emin olduğu bir şey vardı, o da bu duyguları başka birine asla hissetmemiş olmasıydı.
suikastçıların hedeflerine aşık olmaması, yazılı olmayan bir kuraldı. bu nedenle, ten yaşadığı şeyin aşk olduğunu daha fark edememişti. onun sesini duymayı sevmesinin, onu tekrar öldürmek için gönderileceğini duyunca heyecanlanmasının ve johnny'nin ona böyle farklı hissettirmesinin tek nedeni, ten'in onu sevmeye başlamasıydı. aşık olduğunu söylemek için erken olsa bile, johnny'den fazlasıyla hoşlandığını söylemek için erken değildi.
johnny de ten'e baktı ve güldü, "bir şey mi var?"
ten, saatine baktı ve iki saatten fazla bir süre geçirdiğini fark etti, düşündüğü şeyi yapmanın vakti artık gelmişti, "şimdi gitmek zorundayım."
"çok erken ayrılıyorsun, kül kedisi. umarım bir dahaki sefere daha uzun süre kalabilirsin."
ten, johnny'nin yanından geçerken planladığı gibi cebinden küçük bıçağını çıkardı, kendisini engellememesi için johnny'nin bileğini tuttu ve bıçağı karnına saplamaya çalıştı. bunu yapmadan önce onun bunu tahmin etmemesi için yüzündeki ifadeyi sabit tutsa da, johnny'nin refleksleri hızlıydı; ten'in kendisine doğrulttuğu bıçağı görünce koluna sert bir şekilde vurarak bıçağın yere düşmesini sağlamış ve ten'in daha fazla hareket edip kendisine başka bir hamle yapmasını önlemek için bedenini kendisine yaslamıştı. "bu kötü bir fikirdi. sana, beni öldürme şansın olmadığını söyledim."
ten güldü; bir yarısı ikinci kez başarısız olmasıyla utanıyor, diğer yarısı ise johnny yerde kanlar içinde yatmadığı için seviniyordu.
sessizce johnny'den ayrıldı, yere düşen bıçağını tekrar aldı ve kumarhaneden çıktı.
"bir dahaki öldürme planını dört gözle bekliyor olacağım."
ten, dışarı çıktığında hissettiği soğuk havayla titredi. hızlıca arabaya, onu iki saat bekleyecek sabrı olmayan donghyuck'un yanına yürüdü. fark etmese de, yüzünde ufak bir gülümseme vardı.
arabaya bindi ve donghyuck'un yanına oturdu, "burada de-"
donghyuck sözünü kesti, "bu akşam çok eğlenmiş gibi gözüküyorsun."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
impassive::johnten
Fanfictionhedefini bul, baştan çıkar ve öldür. all rights belong to @jaegersbf
