Önce herşeyi masaya yatırmak lazımdı. Mecazen. Şöyle bi doğruldum uzandığım yerden. Bağdaş kurup ellerimi kenetledim. Ne yapıyorum şu an mesela? Kim var yanımda?
Şarkı aklıma gelince ufak bi mırıldandım. Sonra öksürerek kendimi kendime getirdim. O nasıl cümle ya. Neyse, artık konumuza dönmek istiyorum.
Sapıttığımın farkına vardım. Saçma hayaller ve gereksiz kuruntularla kendimi ellerimle çıkmaza yolluyorum. Hayır, artık kendime geleceğim.
Çünkü bundan bir hafta önce hiç tanımadığım birine yardım etmiş, sonra onunla yeniden karşılaşmış, en sonunda da ona karşı hislerim olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ama bu doğru değil.
Birincisi, ben onu sevmiyorum, hoşlanmadım. İkincisiyse, onun zaten bi sevgilisi var. O yüzden o benim en fazla arkadaşım olabilir. O da en fazla.
Şimdi, kendime yaptığım destek konuşmasıyla ne düşündüğüme karar verince, artık sadece problemin Rana ve ailesi olduğunu söyleyebiliriz.
Çünkü az önce de Rana beni aramış, ona müsait olmadığımı ve daha sonra onu arayacağımı söylemiştim.
Cesaretimi topladım ve telefonumu aldım. Rana bana herşeyini anlatırdı, ben de ona anlatacağım yani ne var ki bunda.
"Kız! Ben de seni bekliyordum. Hadi anlat bana." diye telefonu açınca tereddüt ettim. Dedikodu yayma potansiyeli vardı tavrında. Şu kocakarılar gibi yani.
"Beni davet etti, ben de gittim. Allah aşkına, ben çocuk değilim. Nedir bu korumacı tavrınız?" derken biraz çıkışmışım gibi hissetsem de o öyle olduğunu düşünmemişti.
"Ya benim kızçem, neler düşünüyor böyle? Kız, ben sen ne yapsan arkanda durmadım mı bu zamana kadar?"
"Evet, durdun. Ama Talat amca hiç de öyle gibi değildi." dedim. Sonra da bütün herşeyi en başından anlattım.
"Bence siz iyi bi ikili olabilirsiniz. İyi birer arkadaş. Bak zaten numarasını da almışsın. Konuşun öyle." diyerek avuntu konuşmasını bitirdiğinde içeri annem girdi.
"Biz geldik tatlım...ah pardon." diyerek yeniden dışarı çıktı. "Rana, teşekkür ederim. İyi geldi konuşman. Şimdi daha iyi hissediyorum. Annem gelmiş de, benim kapatmam gerek." dedikten sonra vedalaşıp telefonu kapattım.
İçeri gittiğimde koltukta uyuyakalmış Kaya'nın üstünü örttüm. O sırada annem, üstünü değiştirmiş, yanıma gelmişti. "Günün nasıl geçti ay parçam?" dedi gülümseyerek.
"Güzeldi. Zaten hiç çıkmadım evden, nasıl kötü olabilir ki?" dedim ona sarılırken. "İçim el vermiyor." dediğinde kafamı göğsünden çekip yüzüne baktım. Konuşmaya devam etti. "Biz sürekli şirketteyiz, eve hiç vakit ayıramıyoruz. Özellikle ben. Her gün makarna ve ya çorba yemenize içim el vermedi. Ben de gelirken sebze falan aldım. Akşamları yaparım, ertesi gün de ısıtıp yersiniz artık." derken gözlerinin dolduğunu gördüm.
Bu durumdan gerçekten hoşnut değildi. Ama nedense istifa etmiyordu. Zaten babamın sekreteriydi ve işinde zorluk yaşamıyordu. Belki de bu yüzden orda çalışmak onun için en doğrusuydu.
"Anne, bu bizim için sorun değil, biliyorsun dimi?" derken gözlerini bana çevirdi. "Makarna, dünyanın en harika yemeği." dedim ardından. İkimiz de gülmüştük.
Bu sırada dış kapı açıldı ve babamın sesini duydum. Muhtemelen yine park yeri bulamamıştı. Asrın en büyük sorunu.
Bize selam verirken Kaya'yı görünce susup odasına gitti. Hep böyleydi o. Çok fazla konuşmaz, kimseyi de öyle oturup dinleyemezdi. Dedemle yaşadıkları tartışmaların çoğunun konusu da buydu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEV LAN BENİ
JugendliteraturSendeliyordu. Ama kimse ona yardım etmiyor, yanından geçip gidiyorlardı. Onu tanımıyordum. Daha önce de görmemiştim. Ama içimdeki bir güç beni ona itiyordu. Ona yardım etmeliydim. Teşekkür etmese bile ona yardım etmeliydim.