Ne yani? Uygar abinin kardeşi miydi Rüzgar? Fotoğrafı biraz daha yaklaşırdım. Aslında olabilirdi çünkü Uygar abiyle biraz olsun benziyorlardı.
Ama bunun bir diğer anlamı, onu görebilecektim. Ve bu süreçte sürekli görebilecektim. Çocuğa bak sen ya, seni görmek isterim diyor, en yakın arkadaşımın kaynı oluyor.
Buna inanamazken Rana'ya bir cevap yazmadığımı farkettim. O bana bi mesaj daha atmıştı. 'Noldu düştün herhalde çocuğa yazmadığına göre'
'Hee düştüm' yazdım çabucak. 'Bu o kadar yakışıklı değil' yazdım peşinden. Sonra fotoğrafa yeniden baktım. Kumral saçları alnına düşüyordu, yeşile çalan mavi badem gözleri vardı. Sahi, yakışıklı değil mi demiştim?
Sonra telefonun kapat tuşuna basıp yatağa fırlattım. Açık olan camın pervazına oturdum yeniden. Ne olmuştu böyle? Hiç tanımadığım birine yardım etmiş, sonra o tanımadığım biri, birden bire Uygar abinin kardeşi çıkmıştı.
Taptaze havayı içime çektim. Başım ağrımaya başlamıştı. Şakaklarımı ovuşturup rahatlatmaya çalıştıysam da daha da şiddetlenmişti. Biraz dinlenmem gerekecekti. Işığı ve camı kapatıp kendimi yatağa attım.
Kısa bir süre sonra uyuya kalmışım. Çok ilerden gelen ama sanki odamdaymış gibi gelen horozun sesiyle uyandım. Sucuklu yumurta kokuyordu bir de. Telefonuma uzanıp saate baktım. Yedi buçuktu. Geç uyuyup erken uyanmak bu aralar hobimdi zaten.
Hemen kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Saçımı başımı düzeltip mutfağa gittim. "Mübarek! Bu nasıl bir kahvaltı sofrası?" diyerek sulu sulu öpücükler kondurdum anneannemin yanaklarına. "Nasıl ki? Her gün böyle yapıyorum." dedi alayla.
O sırada dedem 'ooo' lamalarıyla içeri girdi. "Oyy karıcığım." diyerek önce anneannem sonra bana sarıldı. "Güzel kızım."
Kahvaltımızı bitirmek üzereydik. Çayımdan bir yudum daha alıp konuşmaya başladım. "Ben gideceğim bugün. Pazartesi okul var. Ama sizi çok özleyeceğim." diyerek ikisinin de ellerini sıkıca tuttum. "Tabi kızım, oku baban gibi eşek olma." dedi dedem. Babama olan garezini ölçmeye çalıştım. "Sen virgülü nereye koyuyorsun?"
Kahkaha attı. "Oku, baban gibi eşek olma."
Ben de gülümsemiştim. Ama dedemin babamı sevmemesi beni gıcık ediyordu. "Ona haksızlık ediyorsun dede." dedim ciddiyetle. O da ciddiyete büründü. "Seninle bunun için kavga edemem bebeğim."
"Çay içmiyor musunuz ya?" diyen anneannemin, ortamı yumuşatmaya çalıştığı kesindi. "Ben içerim bir tane daha." dedim. Dedem de bardağını anneannemin önüne koydu.
Kahvaltı bitince odadaki tüm eşyalarımı toplayıp çantalarımı girişe bıraktım. Hala televizyonun başında olan dedem ve örgüsünü yapmaya devam eden anneannemi son kez görmek için salona girdim. "Ben gidiyorum." dedim hüzün dolu sesimle. Ne kadar 5 gün kalmış olsamda onlara alışmıştım.
"Kendine dikkat et evlat." dedi dedem kalkarken. Anneannem çoktan boynuma sarılmıştı. "Oy kuzum, seni özleyeceğim." dedi içtenlikle. "Ben de sizi çok özleyeceğim." dedim dedeme de sarılırken.
"Dede, sonuçlarını masanın üstüne koymuştum. Söylemeyi unuttum." dedim. Kafa salladı önce. "Aldım, sağol." dedi. Vedalaşmak zor gelmişti ama sonunda kendimi atabilmiştim dışarı.
Minibüs, bugün erkenden geldi. 25 dakika sonra evdeydim. Annemle babam haftasonu da çalışıyordu. Evde sadece Kaya vardı.
Önce eşyalarımı yerleştirdim, sonra ılık bir duş aldım. Saçlarımı havluya sarıp oturdum ki, telefonuma mesaj geldi. Rana'ydı. Geldin mi, diye soruyordu. Yanıtladım. İçerden Kaya'nın seslerini duyunca yanına gittim. Beni çok özlemiş gibi boynuma atladı. Sulu sulu öptü yanaklarımdan. Sonra da ona kahvaltı hazırladım. Hiç beklemeden yeyip hemen dışarı attı kendini. Bu çocuk iflah olmaz.
Ben de notlarımı yükseltmek için yeni aldığım soru bankasını çözmeye başladım. Bu sene notlarım iyice düşmüştü. Bir de araya disiplin cezası gelince iyice arayı açtım. Şimdi odaklanmak da zor olacak. Ve bir de söz için hazırlıklar girecek araya.
°°°
Cuma, söz günü..Hazırlıkları tamamlamak için bugün okula gitmemiştim. Hafta boyu da yetişemediğim derslerin notlarını almıştım. Bu hafta yapılan testlerden de iyi notlar almıştım.
Ne yalan söyleyeyim, Rüzgar'ı göreceğim için heyecanlıydım. Ve tepkisini de merak ediyordum.
Üstüme giydiğim beyaz, askılı, dizlerimden aşağıya kadar gelen elbiseyi çekiştirerek aynaya son bi kez baktım. Çok sade bi elbiseydi, tam bahar elbisesiydi. Bunun yeterli olacağını düşünmüştüm.
Rana hızla gelip kapıyı açtı. "Lan, geldiler koş!" Bense onları kapıda karşılamak istemiyordum. "Ya ben sıkıştım biraz, sen aç kapıyı." diyerek banyoya koştum. Önce makyajımı, saçımı kontrol ettim. Sonra kulağımı kapıya yasladım.
Salona geçmelerini bekleyecektim. Sonra da ben de onu gördüğüme şaşırmış gibi davranacaktım. O nasıl olacaksa.
Sesler kesilip, salona geçtiklerini duyduğumda banyodan çıktım. "Hadi gel kızım." diyen Nazan teyzenin peşinden salona girdim. Kalbim küt küt atıyordu.
"Hoşgeldiniz." derken önce büyüklerin üstünde gezdirdim gözlerimi. Sonra Uygar abi ve onun tam yanına oturmuş Rüzgar'da. Kaşlarımı çatıp rolüme geçtim. "Hoş buluduk" diyen annesiydi. Ardından babası ve sonra da Uygar abi. "Hoş bulduk kızılcık." diyerek göz kırptı.
Saçlarım kızıl falan değil. Aramızdaki muhabbet sadece kızılcık şerbetine dayanıyor. Rüzgar, bunun üzerine abisine dönüp 'kızılcık ne ya?' demişti. Sadece dudaklarını okudum. Uygar abi buna karşılık elini 'boşver' anlamında salladı.
Ben de heyecandan ölmek üzere olan Rana'nın yanına oturdum. Muhabbet sohbet derken Rana'yla kahve yapıp dağıtmıştık. Şimdi de kızı önce istemeleri gerekiyordu. Olayı uzatmamak adına sözü de beraberinde yapacaklardı. Klasik Türk şeysi.
Sevgili kardeşim, arkadaşım, dostum, biricik ablam Rana'yı verdi Talat amca. Sonra biz ikramları hazırlamaya mutfağa gittik. Rana, bir süre kendine gelemese de hazırlık neredeyse bitmişti.
"Kız ben bi banyoya gideceğim." der demez koşarak yanımdan ayrıldı Rana. Sonra kapıda yine belirince, bir dakika. Bu Rüzgar'dı. Hazır olan tabakları bir kenara bıraktım ve ona döndüm. Gülümsüyordu. Hem de pis pis. "Noldu?" diye sordum gülerken.
"Güzel olmuşsun." dedi, sonra da kafasını yere eğdi. Ben de onu süzdüm bir müddet. Yakasız beyaz bir gömlek ve lacivert keten bir pantolon giymişti. Saçlarını da özenle taramış olmalıydı. "Ben senin için aynısını diyemeyeceğim ama." dedim pişkin pişkin.
Yaslandığı duvardan çekilip üstüne başına baktı. "Kötü mü olmuşum?"
"Hayır, gayet iyisin. Ama saçına yaprak düşmüş." dedim gülerek. Yoldan geçerken düşmüş, saçlarının arasında kalmış olan minik yaprağı çıkardım. "Şimdi oldu." dedim. O da gülümseyerek konuştu. "Şimdi yakışıklı mıyım?" diye sordu yaramaz çocuk edasıyla.
Tam cevap verecektim ki, Rana kapıda belirdi. Rüzgar da yüzümün halinden birinin geldiğini anlamıştı. "Su alacaktım da, zahmet olmazsa." diyerek kapıyı da kollamayı da ihmal etmedi. "Tabi."
"Suyunuz da güzelmiş." dedi Rana'ya dönerek. Bize sorgular gibi bakıyordu Rana. "Arıtma işte yani." dedi Rüzgar'a dönerken.
"Bunlar hazır götürelim mi?" derken elime iki tabak almıştım. Rüzgar önde, biz arkada salona geçtik. Herkes bir güzel karnını doğurduğunda söz kesmeye hazırdık artık.
Söz kesildi, fotoğraf çekildi, gitmek için ayaklanmışlardı. Veda vaktiydi. Herkes birbirine sarılırken ben de sırayla herkesi öptüm. Uygar abiyle tokalaştık ve sıra Rüzgar'daydı. Elimi tutup sallamaya başladığında çaktırmadan beni biraz daha kendine çekti.
"Yarın seni köşedeki cafede bekleyeceğim. Saat 4'te."
•••••
Merhaba dostlarım!
Harika bir bölüm oldu. Ben bayıldım. Ve sanki Şura'nın yerindeymişim gibi hissetmekten dolayı sürekli gülümsüyorum.Ne olacak, ben de bilmiyorum. Bi sonraki bölümde göreceğiz.
🍁🍁

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEV LAN BENİ
Teen FictionSendeliyordu. Ama kimse ona yardım etmiyor, yanından geçip gidiyorlardı. Onu tanımıyordum. Daha önce de görmemiştim. Ama içimdeki bir güç beni ona itiyordu. Ona yardım etmeliydim. Teşekkür etmese bile ona yardım etmeliydim.