Saat 4'te. En bi sevmediğim cafede beni bekleyecek. Gidecekmiyim? Belki. Ama evet ya. Çünkü neden beni beklediğini merak ediyorum.
Gardrobumu açıp bi göz gezdirdim. 'Giyecek hiçbir şeyim yok' diyen şımarık kızlardan değildim. Bi şeyi 10 defa da giyebilirdim. O yüzden sorun yoktu.
Siyah bir jean ve çiçek desenli efil efil bir gömlek giydim. Bu havalarda kesinlikle en iyisi buydu. Telefonumu alıp saate baktım. 4 olmak üzereydi. Son kez aynaya bakıp kendime göz kırptıktan sonra -ki bunu yapmadan kendimi kötü hissederim- artık hazırdım.
Ama Rüzgar için hazır olmak biraz zordu. Bilmiyorum ama, onu göreceğim için saçma bi şekilde içim kıpır kıpır oluyordu. O sevmediğim cafeye de sadece onu görmek için gidiyorum zaten. Başka şartlarda asla gitmezdim.
Çantamı alıp çıktığımda gözlerim önce sokak oğlanı olan biricik kardeşim Kaya'yı aradı. "Mehmet, Kaya nerde?" diye sordum kankisine. Elindeki meybuzu hüpleterek kafasını iki yana salladı bir omzunu yukarı kaldırırken.
Nerdeydi bu çocuk? Telefonumu çıkarıp saate baktım, 4.12. Geç kaldım bile.
"Kaya! Kaya!" Önceden arka sokaklardan birinde maç yaptıklarını hatırladığım için biraz olsun şanslıydım. "Nerdesin sen? Niye bana söylemiyorsun?" diye çıkıştım çocuğa. Gözünü kaşımak için elini gözüne götürüyordu ki, bileğinden tutup engelledim onu. "Pis ellerini oraya buraya sürme."
"Apla, sen nereye gidiyorsun böyle, güzel güzel?" diye sordu sırıtarak. "Gidiyorum işte. Hem de geç kaldım senin yüzünden." diyerek arkamı döndüğüm gibi koşmaya başladım.
Cafeye vardığımda saati kontrol ettim, 4.21. Bayağı geç kalmış olmam onu vazgeçirmiş olabilir miydi? Beklemekten sıkılıp girmiş olabilir miydi cidden?
Bütün masalarda göz gezdirdim. Ve en sondaki masada buldum onu. Ama yanında biri daha vardı ve o biri bir kızdı!
Beni görmediğini umarak hızla çıktım cafeden. Orada daha fazla durmadan gitmek istiyordum. Ne olursa olsun, onları yalnız bırakmam gerektiğini düşünüyordum. Belki de yanlış düşünüyordum. Bilmiyorum.
O gün içimdeki şey, beni ona itmişti, şimdi ise uzaklaşmam için beni zorluyordu. Tam sokağı dönmüştüm ki, arkamdan gelen sesle aniden durmak zorunda kaldım.
"Şura! Nereye gidiyorsun?"
Arkama döndüm yavaşça. Ordaydı. Öylece durmuş, sorgulayan gözlerle bana bakıyordu. İstemsizce gülümsedim. "B-ben geliyordum. Yani cafeye geliyordum.." dedim kekelememe içimden küfrederek.
"Seni gördüm. Biliyorsun dimi?" dedi. Sesi garip geliyordu. "Bizi görünce geri döndün, öyle değil mi?" diye sorunca peşinden, önce biraz afalladım. Ne diyeceğimi bilemezken devam etti. "Yoksa sen...kıskandın mı?"
Küçük bir kahkaha attım ruh halimin aksine. "Niye kıskanayım Allah aşkına?" derken onunda gülümsediğini gördüm. "Rüzgar...biz sadece arkadaşız, farkındasın değil mi?" diye sordum kollarımı önünde bağlarken.
Sonra o da küçük bir kahkaha attı benim gibi. "Tabi ki öyle." dedi. Öyleydi tabi. Arkadaştık biz. "Gel hadi, gidelim." derken elini uzatmıştı. Bu da iyi alıştı elimi tutmaya, diye düşünerekten önünden geçip gittim. O da takip etti beni.
Cafenin kapısından girer girmez, az önce oturdukları yere gitti gözüm. O kız hala ordaydı! Rüzgar'a döndüm. Rahatsız hissettiğimi anlamıştı. Ya da ben öyle sanmışım. "Gel, tanıştırayım sizi." diyerek eliyle yol göstermişti. İstemeyerek de olsa masaya doğru ilerledim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEV LAN BENİ
Fiksi RemajaSendeliyordu. Ama kimse ona yardım etmiyor, yanından geçip gidiyorlardı. Onu tanımıyordum. Daha önce de görmemiştim. Ama içimdeki bir güç beni ona itiyordu. Ona yardım etmeliydim. Teşekkür etmese bile ona yardım etmeliydim.