▪︎7▪︎

158 17 7
                                    

Yattığım yerden komodinime uzanıp kar küresini elime aldım. Sallayıp kar tanesi dediğimiz köpüklerin aşağı doğru inişini seyrettim. O bunu bana almış ya, daha ne kadar fazla tatlı olabilir ki.

Sonra içindeki melek figürüne baktım. Kanatları kuş kanadı gibiydi. Asla böyle olmayacağını biliyordum.

Melekler kutsal yaratıklardı. Anneannem onların nurdan yaratıldığını ve kanatlarının olup olmadığından şüphe olduğunu söylerdi. Kanatları olsa bile, bence bu boyut, bu kutsal varlıklara göre değildi. Daha gösterişli, büyük kanatlara sahip olmalıydılar.

Ben bu saçma şeyleri düşünürken, kapım yavaşça açıldı. Elimdeki küreyi nereye saklayacağımı düşünürken istemsizce onu yatağımın altına attım. "Apla?"

Aranın loş ışığı onu hayal meyal görmeme neden oluyordu. "Kaya?"

Hızlıca kapıyı kapatıp yatağıma doğru koştu. "Apla, ben çok kötü bi rüya gördüm. Hatta kabustu." dedi gözlerini ovuştururken. Yatağın sol tarafına doğru kaydım. Pikeyi açarak onu kolumun altına aldım.

Şimdi iki kardeş sarmaş dolaş uzanıyorduk. "Ne gördün bakayım rüyanda sen?" diye sordum merakla. Kafasını iyice göğsüme yasladı. "Ben dinozor gördüm. Beni kovalıyordu."

"Sen çok mu çizgi film seyrediyorsun?" diye sorduğumda aklıma Nihat Hatipoğlu'ndaki çocuk gelmişti. Küçük bi kahkaha attım peşinden. "Ne gülüyosun be? Başına gelirse görürsün." diye çıkıştı Kaya hemen. Durur mu?

"Ya tamam, kızma. Aklıma bi şey geldi de ondan güldüm." diye toparladım. Sonra Kaya uyumak istediğini söyledi. Ve uyuduk.

Sabah güneşi yine yüzümü bulurken uyandım. Hemen kalkıp formamı giyindim. Annem de bu sırada uyanmış, her zamanki salı günleri gibi kahvaltı hazırlıyordu. Ama benim kahvaltı yapacak vaktim kalmamıştı.

"Anne, ben çıkıyorum." dedim ağzıma salatalık atarken. "Bi şeyler yeseydin be evladım. Böyle aç aç olur mu?" diye diretse de annem, ben çoktan ayakkabımı giymiştim. "Görüşürüz annem." diye bağırdım mutfağa doğru. "Hayırlı dersler kuzum. Hadi iyi çalış." diye de karşılık aldım.

Okul güzel miydi benim için, bilmiyorum. Aslında hayatımdaki tek kıpırtı o diyebilirim. Okulu sadece bu yüzden seviyorum. Git-gel, ödev yap, azar ye. Al sana günlük aktivite.

En sevdiğim ders edebiyat. Pek ilgilenmem ama severim. Algılaması zor olmayan tek ders bence. Sonra tarih severim, ingilizcem iyidir, tabi o karı olmasa. En sevmediğim de matematik haliyle. Sözelciyim ben.

4. dersim de bittiğinde açlıktan ölmek üzereydim. Kantine indiğimde milletin hunharca kavga ettiğini görmem beni sinir etmedi diyemem. Tam arkamı dönüp sınıfa çıkacakken arkamdan gelen sesle aniden durdurdum kendimi. "İşte bak, burada. Şura!"

Arkamdan gelen sesin sahibi sınıfımda olan en bad boy bad boydu. Kavga ettiği kişiyse geçen sene aynı sınıfta olduğumuz baby facedi. "Şura, biraz gelir misin?" diye sordu baby face Dorukhan.

Konuyu az çok kestirsem de yine de tam olarak anlamış değildim. O yüzden yanlarına gittim. "Noldu, hayırdır?"

Bad boy Necmi de, Dorukhan'ın gömleğini çekiştirip ona engel olmaya çalışıyor gibiydi. "Nolacak Şuracığım ya? Bi şey olduğu yok. Değil mi Doruk?"

Dorukhan sonunda kendini Necmi'den kurtarmış bana biraz daha yanaşmıştı. "Siz çıkıyor musunuz? Necmi öyle söylüyor." dedi imalı imalı. Nefes vererek güldüm. "Öyle değil mi hayatım?" deyince Necmi, dizinin arkasına minik bir tekme attım.

SEV LAN BENİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin