Rüzgar'ı evine gönderdikten sonra, kendi evimin yolunu tuttum. Şehir merkezine daha yakındı, Kanatlı mahallesine nazaran. O yüzden de eve ulaşmam biraz zaman almıştı.
Sokağın başındaki cafede tanıdık birilerini görüp kıkırdadım. Bunlar sevgili arkadaşım Rana ve sevgili sevgilisi Uygar abiydi. Rana, benden hemen hemen 1-2 yaş büyük olmasına rağmen, Uygar abiyle evlilik planları yapıyordu.
Rana, okulunu yeni bitirmişti. Yeni yetme bir hemşireydi kendisi. Bugün de izin günüydü. Biraz da bu yüzden bugün buraya gelmek istemiştim. Onunla görüşmek için.
Uygar abiyse, Rana'nın çalıştığı hastanede danışmanlık yapıyordu. Ordan birbirini tanıdıklarını söylemişlerdi ama zaten Uygar abi, bizim mahalleye yakın bir yerlerde oturuyordu. Yani zaten de, ikisinin arasında değişik söylemlerde var.
Ama Rana, bence bana en doğrusunu anlatıyordur. Onu uzun zamandır tanıyorum. Ablam gibi.
Evin önüne geldiğimde, girişteki basamaklarda pasaklı kardeşimin oturduğunu gördüm. Dizleri yer yer yaralı, kaprisinden arta kalan çıplak bacakları da kirden simsiyah olmuştu. Her gün eve böyle gelir, annem onu banyoda bir güzel yıkardı. Yıkar, yıkar da bir yere kadar yani.
Küçük de değil artık. 10 yaşında olacak bu sene. 3'e gidiyor. Dersleri desen orta düzeyde. Ama o hala sokakta oyun oynuyor.
Ama bir de söyle düşünmek lazım, zamane çocukları -belki ben de dahil- bilgisayar oyunlarıyla eve kilitleniyorlar. Şimdi bu yüzden bu çocuğa kızmayacağım.
"Aplaaa!" diyerek bana doğru koştu Kaya. Onu bana sarsılmadan önce durdurmamla beraber son anda fren yapmış kamyon gibi zorla durdu.
"Hayırdır? Ne bu halin Kaya?" dediğimde o minnak mavi gözleriyle bana baktı. "Napayım apla, annemle babam geç dönüyo. Ben de evde sıkılıyorum." dedi. Sonra iki elini önünde birleştirerek ufak ufak sallanmaya başladı. "Hem, sen de yoksun."
Çömelip onunla aynı hizaya geldim. "Sen...yoksa beni özledin mi?" dedim küçük bir çocuk edasıyla. "Sana sarılmama izin verecek misin?" deyince göz devirdim. "Hadi gel bari." diyerek ne kadar iğrensemde minik kardeşime sarıldım.
"Ben eve çıkıyorum. Geliyor musun?" diyerek eve doğru yönelmişken Rana'nın sesini duydum. "Kaçak kız! Geldin demek."
Yalnızdı. Belki de beni görünce utanmış, onu eve getiren Uygar abiyi kışkışlamıştı."Naber kızçem?" diyerek kollarını sıkıca boynuma sardı. "İyiyim Rana da, ne bu hal?"
Kollarını boynumdan çekip üstüne başına baktı. "Ne var halimde?" dedi merakla. "Rana apla, naber?" diye yanımıza gelen Kaya'yla konuşmamız bölününce sinir olmadım değil.
"İyidir aplacım. Senden naber?" diye karşılık verdi Rana, Kaya'nın birbirine girmiş saçlarını ekstra karıştırırken. "İyi." der demez Kaya, yanımızdan koşarak ayrılınca Rana'ya döndüm. "Gelsene, biraz konuşuruz." diyerek apartmana girdim.
Peşimden söylenerek geliyordu. "Noldu ya? Ne varmış halimde benim? Hem sen, beni sorguya mı çekeceksin?" dediğinde kapının önüne gelmiştik. Çantamdan anahtarı çıkarırken ofladım. "Ayy! Ne çok konuşuyorsun. Hesaba falan çekmeyeceğim seni. Konuşacağız öyle."
İçeri geçip çay koydum. Sonra her zamanki yerimiz olan balkondaki masaya oturduk. "Ee naber? Nasıl gidiyor hayat?" diye soran bendim. Hemen lafa giremezdim tabi ki. Utanırdı. Zaten çok utangaçtı.
"İyi işte, Uygar'la falan. İyi yani." dedi güçlükle. Benden bu kadar çekinmesine bir anlam veremiyordum. Eskiden beri herşeyimizi birbirimize anlatır dururduk. Ama şimdi işler başka bir boyuta taşınınca ben değil de, Rana pek bi utanır olmuştu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEV LAN BENİ
Ficțiune adolescențiSendeliyordu. Ama kimse ona yardım etmiyor, yanından geçip gidiyorlardı. Onu tanımıyordum. Daha önce de görmemiştim. Ama içimdeki bir güç beni ona itiyordu. Ona yardım etmeliydim. Teşekkür etmese bile ona yardım etmeliydim.