Gözlerimi kenetlediğim ellerimden kaldırarak odayı incelemeye başladım. Beyaz tüllerin üzerine kahverengi perdeler, sütlü kahverenginde duvarlar ve müdirenin kocaman koyu kahverengi masası. Kahverenginden cidden nefret ediyorum. Bir nefes vererek kafamı anneme çevirdim. Bembeyaz tenine, minik gülen gözlerine baktım. Bencilceydi belki ama beni bırakacakları yurdun müdiresine gülsün istemiyorum.
"Ücret konusuna napacağız?" diye sordu annem düz bir sesle. Rahatsızca yerimde kıpırdandım böyle konuşmaları cidden sevmiyordum.
Yurdun müdiresi bana dönüp gülümsedi ve konuşmaya başladı. "Normalde yurdumuzun ücreti 4000. Fakat Belinay İstanbul'un en iyi 5 okulundan birinde okuduğu için onun için ödemeniz gereken ücret 2500."
Annem bakışlarını bana çevirdi ve bir kaç saniye sonra yeniden müdireye döndü. "Bu aralar elimiz sıkışıkta ikinci döneme kadar parça parça ödesek sizin için sorun olur mu?" Kadın güven verici bir gülümsemeyle anneme baktı ve "Hayır hiçbir sorun yok. İsterseniz Belinay yerleşsin" dedi ve kadınla karşılıklı iyi dileklerimizi iletikten sonra kapıda duran kısa boylu bir kadın bizi kalacağım odaya doğru götürmeye başladı.
Okullar açılalı iki hafta olmuştu ve ben daha yeni yerleşiyordum. Ve tesadüfe bakın ki bu gün benim doğum günümdü. Hatta bir sürü acıklı doğum günü şarkısı yüklemiştim telefona gece dinleyip yalnızlığımla birlikte ağlamak için, tabi ağlayabilirsem. Ailem İstanbul'un bir ilçesinde yaşadığı için yurtta kalmak zorundaydım. Aslında ilkokul 5.sınıfa kadar İstanbul'da okumuştum. Ama abim ve ablam mezun olunca ailem maddi durumumuzun kötülüğü hakkında bir şeyler saçmalayıp artık kalmamıza gerek yok sen orda okursun dedi ve 'evimize' tekrar gelmiştik. O günden sonra derslerime şaşırtıcı biçimde asıldım. Burdan kurtulmak istiyordum. Ve ben liseyi kazandığımda ailemde mecburen benimle gelecekti mutlu olacaktık. Ama yurdu hiç hesaba katmamıştım.
Odanın kapısını açıp içeriye girdikten sonra yeni 'evime' baktım. 4 kişilikti. Annem yataklara tek tek bakıp hangisi der gibi tek kaşını kaldırıp bana baktı. Dümdüz bir ifadeyle ona bakmaya başladım. İfadesiz zırhımı geçirmiştim ona bakarken. Ablamla bunun kavgasını hep yapardık. -Her ne kadar ablamın dediği olsada- Ama annem benimle ilgili bu küçük ayrıntıyı bile hatırlayamamıştı. Prizin kenarındaki en alt yatağa sırtımdaki çantayı bıraktım ve "Lavaboya gidiyorum" gibi kısa bir açıklama yapıp odadan çıktım.
Buydu işte. Zaafım, zayıf noktam. AİLE. Gözlerimin dolmasına engel olamayarak odamın karşısındaki lavaboya girdim. Yüzümü yıkayacağım sırada boy aynasındaki görüntüme takıldı gözüm. Sonra tek tek gözümü gezdirdim. 1.72 boyum ve 60 kilom orantılıydı aslında ama yinede zayıf değildim. Kalın ayak bileklerime, basenlerime, yok denecek kadar küçük olan göğüslerime, esmer tenime, ince dudaklarıma, biçimsiz büyük burnuma, küçük çekik kahverengi gözlerime, yanaklarımdaki tek tük sivilcelere ve yüzümdeki tek güzel yer olan şekilli kaşlarıma baktım.
Parmaklarımı uzun kızıl olan saçlarımdan geçirirken istemsizce gülümsedim. Onları seviyordum. Gülümserken sağ yanağımda oluşan gamzeye dokundum.
Ben güzel değildim, özgüvenli değildim, sporda, müzikte veya başka bir şeyde yeteneğim yoktu. Ama çalışabilirdim. Diğerlerinden tek farklı noktam buydu. Beni onlardan ayıran tek nokta.
Çalışacaktım. Ailemde en değer verdiğim babamın ablamın yaptıklarıyla sarsılan güveninin tuğlalarını tek tek dizecektim. Zor olsa da yapacaktım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BUZ.
ChickLitMavi iri bir çift göz, biçimli bir burun, dolgun dudaklar, harika bir vücut. Mükemmel değil mi? Sahip olamadıklarım. Hayır mükemmel değilim. Kahverengi minik ve çekik gözlerim, biçimsiz ve suratıma göre büyük burnum ve ince dudaklarım. İşte sahip o...