Ağlama garantili bölüm, peçete hazırlayın.
•
Güneş ışıkları mutfağı aydınlatırken, tezgahta bir şeylerle uğraşan Seungmin ve Felix'e yaklaştım. Yemek yapıyorlardı.
"Bana da öğretsenize." dediğimde Felix gülümseyerek anlatmaya başlamıştı.
"Önce suyu kaynatman gerek. Sonra sebzeleri atacaksın-"
"Noona!" Felix'i bölen ses ile başımı kapıya çevirdim. Jeongin nefes nefese kalmıştı.
"Jeongin?" derken içimden hıçkıra hıçkıra ağlamak gelmişti. Çok özlemiştim onları.
Yanıma gelip bileğimi tuttu ve beni peşinden sürüklemeye başlarken, "Sana bir şey göstermem lazım! Buna bayılacaksın!" demişti. Daha yeni fark ediyordum ki burası ilk buluştuğumuz yer olan, ormanlık alandaki evdi.
Çatı katına çıktığımızda bileğimi bırakmış ve önden odaya girmişti. Seungmin ve Felix de buradaydı, hepsi bana gülümseyerek bakıyordu. Jeongin de onların yanına geçtiğinde aralarında Changbin'in olmadığını fark ettim. Etrafa bakarak Changbin'in nerede olduğunu ararken Chan konuştu.
"Sizi özledik."
Etrafa bakmayı bırakarak onlara döndüm. "Biz de sizi özledik."
Etraf karardı ve sadece biz kaldık. Yüzlerindeki gülümseme silinirken öfkeyle baktılar.
"O zaman neden terk ettiniz bizi?" dedi Hyunjin.
"Biz sizi terk etmedik ki. Hâlâ bekliyoruz sizi." diyerek açıklamaya çalıştım.
Hep bir ağızdan, "Yalan." dediler.
Vücutları ve yüzleri kanla kaplanınca korkarak bir adım geriledim. "Çocuklar..."
"Bizi siz öldürdünüz."
Jeongin, alnından çenesine bir yol çizen koyu kırmızı kan ile konuştu. "Noona. Bizi öldürdünüz."
Sıçrayarak uyandığımda hızla doğruldum ve etrafıma baktım. Bir haftadır kaldığımız depoda nefes seslerim yankılanırken elimi kalbimin üzerine koyup bastırdım. Sanki birisi iki eliyle birden kalbimi tutmuş, tüm gücüyle sıkıyordu.
"Ne oldu?" diye mırıldandı Changbin. Ona bakmadan, "Yok bir şey. Tuvalete gideceğim." dedim.
Merdivenleri hızlıca çıktım ve karanlık depodan ayrıldım. Marketteki tuvalete girip kapıyı arkamdan kilitledikten sonra elimi yüzümü yıkamıştım.
Çenemde birikip yere damlayan su damlaları ile aynadaki yansımama baktım. Rengim atmıştı. "Sadece bir kabus." diye mırıldandım kendime bakmaya devam ederken.
Sonuçta ölmüş değillerdi.
...Hayır, bunu bilemezdim.
Gözlerim dolmaya başlayınce elimi öfkeyle lavaboya vurdum. "Sikeyim! Hepinizi sikeyim!"
Diğerlerinin ne durumda olduğunu -ya da buraya gelip gelmediklerini- bilmeyi geçtim, hiçbir şeyi kontrol edemiyordum. Bir haftadır bu berbat markette sıkışıp kalmıştık ve askerler sürekli nöbet gezerken buraya da giriyordu. Henüz depoya bakmak akıllarına gelmemiş olsa da, bu hep böyle olacağı anlamına gelmiyordu.
Sırtımı duvara yaslayıp yere oturdum ve dizlerimi kendime çektim. Korkuyordum. Changbin'i koruyamamaktan, diğerlerine zarar gelmesinden... Kontrolümde olmayan her şeyden korkuyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Chronosaurus | Changbin
Fanfiction[Ne kadar üzgünsen o kadar mutluyum. Ne kadar incindiysen o kadar eğlendim.] Ülkenin her yerinde, neredeyse her duvarda benim ismimi görebilirsiniz. Beni arıyor ve bulmaya çalışıyorlar fakat doğruca gözlerine baksam bile beni göremiyorlar. Ben kim m...
