6.Bölüm

111 7 0
                                        

Mezarlığın çıkışına geldiğim de, gözyaşlarım henüz kendini tam olarak dizginliyememişti. Bu yüzden görüş alanım bulanıktı ama aldırdığım söylenemezdi. Ben güçlüydüm, bu hep böyle olmuştu ve iki damla gözyaşı beni bitirmezdi, bitiremezdi. Yürümeliydim, ciğerlerimde o soğuk havayı hissetmem gerekiyordu. Nefes alış-verişlerimi hızlandırmaya başladım. Her seferinde bir öncekinden daha fazla havayı çekmeye çalışıyordum ciğerlerime. Soğuk hava vücuduma girdiği andan itibaren, geçiş yollarını yakıyordu. Ama bu fiziksel acı, içimdeki acıyı hiçbir zaman bastıramamıştı, şimdi de bastıramıyordu.

Daha fazla hissetmeliydim bu yakıcı soğuğu. Vücüdum soğuğa tepkisini kızarıklarla göstersede, buna aldırış ettiğim söylenemezdi. Ruhum.. Sanki bu fiziksel acıyla tatmin oluyormuşçasına daha fazlasını istiyordu. Ayaklarımdaki ince sızıya inat koşmaya başladım. Koştum, koştum.. her adımımda yüzüme çarpan rüzgar, sanki beni bu acılardan uzaklaştırıyormuş gibi ferahlıyordum. Gittikçe hızlanıyordum, hızlandıkça da arınıyor. Saçlarımın rüzgara direnişi bir hiçti aslında, sonunda hep kaybediyolardı. Benim gibi..

Gecenin karanlığı günahları örtmüştü sanki, hiçbir şey göremiyordum. Bacaklarım isyan bayrağını çekmişti. Daha fazla koşamayacağımı anladığımda, bir ağacın köşesine çekilip dinlenmeyi denedim. Düşüncelerin bir an olsun kafamdaki yankılarını kesmemesi, dinlenişimin sadece fiziksel olduğunu kanıtlıyordu. Ellerimi dağılmış saçlarımın arasından geçirdim. Ne kadar kurtulmayı istemiştim oysaki şu gereksiz tellerden. Ama.. Düşünceleri kovmak yerine, onlarla daha fazla cebelleştiğimi farkettiğimde, bu kadar dinlenmenin yeterli olduğuna karar verdim. Kolumda duran mavi saatime baktığımda onbiri geçtiğini gördüm. Kesinlikle bugün fazla dağılmıştım, mezarlıktan çıkmam hiçbir zaman kısa sürmesede bugünkü yedi saatlik ziyaret fazlaydı. Sessizde olan telefonumu kotumdan çıkarırken doğrulmak zorunda kalmıştım. Annem merak etmiş olmalıydı. Bugün Berke'ye söylediklerim yüzünden çok pişmandım. Annemin babamın ölümünden sonraki tavrını açık açık söylemiştim ve bu gerçekten büyük bir hata olmuştu. Ne olursa olsun annemi çok seviyordum. Cevapsız aramaları görünce şaşırmamıştım. Aramalardaki diğer isimlere bakmadan hemen anneme bir mesaj attım. Gerçekten konuşacak halim kalmamıştı ve eve gidincede kendimi hemen duşa atmam gerektiğini biliyordum. Su biraz olsun rahatlatabilirdi beni.

Etrafıma baktığımda nerede olduğumu bilmediğimi farkettim. Aptal kafam, koşarken ne tarafa gittiğimi farketmemiştim. Sanırım şu an mezarlığın arka taraflarında olmalıydım. Taksi çağırsam bile nerede olduğumu tarif edemeyecektim. Yardım almak zorunda kaldığım durumlardan nefret ediyordum. Ama başka çarem kalmamıştı. Tarık'la konuşmak, ne kadar çocukça olsa da onu görmek istemiyordum. Bu yüzden en güvendiğim kişilerden biri olan Akif'i arama kararı aldım. Bu işten de mesajla kaçamazdım ki zaten gelince nasıl bir halde olduğumu görecekti. Açıkçası o benim en son çekineceğim kişilerden biriydi ve belki görmek iyi gelebilirdi. Telefonun tuş kilidini açarak rehberden "Sofi"yi buldum. Akif aşırı derece olmasa da dine bağlı biriydi. Ve bizde ona bu lakabı takmıştık. Arama tuşuna bastım, biraz bekledikten sonra;

"Efendim Azem" kelimeleri kulaklarımla buluştu. Azem benim ikinci ismimdi ve babam koymuştu. Kullanmadığım için bilen tek kişi Akif'ti. Ve açıkçası sadece onun kullanması bile onun bende ayrı bir yerinin olduğunu gösteriyordu.

"Seyhun, rahatsız etmedim değil mi?"

"Azem, ne kadar saçma bir soru sorduğunun farkında mısın?"

"Seyhun, ben kayboldum. Tam olarak neredeyim bilmiyorum. Beni bulabilir misin?"

"Merak etme sen hemen çıkıyorum. En son neredeydin kaba taslak bir konum verebilir misin?"

FISILTIBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin