Chae Hyungwon laptopunu ve incelemesi gereken birkaç hastasının dosyalarını da yanına almış, her zaman gittiği ufak bir kahveci dükkanında oturuyordu.
Sözde rahatça çalışabilmek için buraya gelmişti, fakat kafası o kadar doluydu ki üç seferdir aynı hastanın dosyasını okuduğunu fark etmiyordu bile.
Minhyuk ile aralarında geçen tartışmada haksız olduğunu biliyordu. Belki de ondan özür dileyip Yoo Kihyun olayını bitirmeliydi. Fakat bunu neden yapması gerekiyordu ki? Sonuçta Kihyun'da çok şey yaşamıştı. Ve yaşadıklarını Minhyuk bilmiyordu... Son birkaç gündür öğrendiği şeylerin altında ezildiğini hissetti. Tamamen dağılmış durumdaydı. Çünkü bunca zaman arkadaşlarının hayatlarını düzene sokmaya çalışırken, kendisinin de bir hayatı olduğunu unutmuştu. Uzun süre sonra kendisi için bir şeyler yapıp aşık olmuş, fakat aşık olduğu kişi Lee Hoseok olduğu için bir türlü yüzü gülmüyordu.
Yanlış anlaşılmasın, Hyungwon arkadaşlarına yardımcı olabildiği için oldukça mutluydu. Sadece bu sıralar kendi hayatında da birkaç sorunu olduğu için düzgün düşünemez olmuştu. Ve Lee Hoseok...
Ondan hoşlandığı için kendini Minhyuk'a ihanet ediyormuş gibi hissediyordu Hyungwon. Bazen sadece Changkyun gibi olmayı diliyordu. 'Burada ne yapıyorum cidden?' diye düşündü ve toparlanmaya başladı.
Minhyuk onun uzun zamandır en yakın arkadaşıydı. Yanında hiç kimse yokken o vardı ve Hyungwon, en yakınını kaybedemezdi. En azından onunla konuşmayı denemeye karar verdi. Fakat ona ne diyeceğini bilmiyordu. Minhyuk'un onu affetmesini istemiyordu. Çünkü şimdi bu halde olmalarının sebebi Hyungwon'du.
Bundan birkaç sene önce Kihyun, Minhyuk'u aradığında onun telefonuna çıkmış ve aklı sıra arkadaşını korumak için bir şey yapıp yalan söylemişti. Minhyuk'un hayatına o zamandan beridir hiç kimse girmemişti. Fakat Hyungwon biraz da Kihyun'un acı çekmesini istemişti. Aslında onun neler çektiğini bilmeden.
Birkaç gün önce sorsanız, bu yaptığından dolayı gram pişmanlık duymuyordu. Fakat önceki gece Hoseok ile Kihyun hakkında konuştuktan sonra, olaylara karşı olan bakış açısı değişmişti. Artık bütün geçmişi biliyordu. Ve ilk defa ne yapması gerektiği konusunda hiç bir fikri yoktu.
'Belki de ben olmasaydım şimdi çok mutlu olurlardı' diye düşündü. Sonradan daha fazla burada oturup kendini sorgulayamayacağına karar verdi. Olan olmuştu. Minhyuk, artık Yoo Kihyun'a karşı hiç bir his beslemiyordu söylediğine göre. Ya da beslemek istemiyordu. Kihyun'un da aynı şekilde hissettiğini varsaydı. Bu çok yanlış bir varsayım olsa da, böyle düşünmenin kimseye bir zararı yoktu. Kendini bir süre daha ikna edip Minhyuk'un evine doğru sürdü arabasını.
Onun apartmanının önüne geldiğinde tam bunu yapmaktan vazgeçmişti ki, dairenin kapısı açıldı.
Onu gördüğü için oldukça şaşkın görünen Minhyuk ilk birkaç saniye ne olduğunu anlamaya çalıştı. Hyungwon, çok anlayışlı birisi olsa da asla ilk adımı atmazdı. Ve şimdi ondan özür dilemeye mi gelmişti.
"Minhyuk... Dışarıya mı çıkıyordun?"
"Ah, aslında evet. Ama biraz geciksem bir şey olmaz sanırım. İçeriye gelsene."
Birlikte her zaman oturdukları köşeye geçtiler ve Minhyuk, Jaebeom'a biraz geç kalacağına dair bir mesaj attı. Hyungwon'un konuşmadığını fark ettiğinde ise söze girdi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Who Are You, Kihyuk ✓
FanfictionYoo Kihyun, kariyeri için Lee Minhyuk'u terk etmişti. Fakat yıllar sonra Kore'ye döndüğünde, verdiği ilk konserde onu gördü. Ve ikisinin de hayatları büyük ölçüde değişti. - Kihyuk, Jookyun, 2Won - Düz yazı, Texting, Instagram Not: Hikayede başka gr...