Dün yazarla konuştuktan sonra koruluktaki yokuşu çıkarken elimden başka bir şey gelmeyeceğini düşündüm. Hayatının tamamını neredeyse bu taş için adamış olan insanlar taşı bulamamışlardı. Benim bulma ihtimalim çok zordu. Bundan dolayı tahta geçme ihtimalim de zordu. Böyle durumlar için her zaman bir planım olurdu ama şimdi yoktu. Elimdeki her şey elimden birer birer kayıyormuş, her şans elimden kaçıyormuş gibi hissediyordum.
Yokuşun sonuna gelince atımı bağladım ipi kopardım ve atıma bindim. Koruluktan hızlıca uzaklaşıyordum. Havada esen hafif rüzgar bir nebze olsun rahatlamamı sağlamıştı. Olayları akışına bırakmam gerektiğinin farkındaydım sadece korktuğum şey durumların daha da kötüleşmesiydi. Sorunlar üst üste binerse bundan daha kötü bir gerçeklik olamazdı, bundan dolayı her şeyi elimden geldiğince hızlı halletmeye çalışıyordum. Sadece bazı zamanlarda durmayı bilmeliydim ve o zaman tam da bu zamandı.
Surların önüne geldiğimde büyük kapı açıldı ve içeri girdim. Kalenin yakınındaki haraya atımı bıraktıktan sonra kaleye girdim. Girer girmez bir süvari "Efendim Kraliçe Wright ve Kral Wright sizi bekliyorlar yemek için." dedi.
"Teşekkürler, onlara katılmayacağımı haber verirsin." deyip odama doğru yol aldım. Merdivenlerden çıkarken Axel'in odasının açık olduğunu fark ettim. Axel aynasının karşısında üzerindeki siyah gömleğe uygun bir kol düğmesi seçmeye çalışıyordu.
"Bugünkü şıklığını kime borçluyuz?" diye Axel'e seslendim.
Bana döndü ve gülümseyerek "Babama kardeşim. Varis olarak seçilmemi kutlamak için Hill malikanesine gidiyorum." dedi iğneleyici şekilde.
İşte o an zaman benim için durmuştu, aklımdan hiçbir şey geçmiyordu. Elimdeki son ihtimali de sıfırlamıştım. Hiçbir şey hissetmiyor ve düşünmüyordum. O boşluktan beni çıkaran, yanıma bile geldiğini fark etmediğim Axel'in sesi oldu.
"Altın çağı yönetemeyecek olman ne büyük talihsizlik ama." dedi fısıldayarak ve merdivenlerden indi.
Boş adımlarla odama gittim çok sinirlenmiştim, başım ağrıyordu ve düzgün nefes alamıyordum. Masama oturdum ve masamın kenarındaki sürahiden bardağıma su doldurdum. Bardağı tutarken ellerim titriyordu. Tam suyumdan yudumlayacakken annem içeri geldi.
"Çıkar mısın?" dedim yorgun bir sesle.
"James, konuşsak biraz?" dedi yumuşak bir sesle.
"Teşekkür ederim, ben duyacağımı duydum." dedim ve annem ne kadar tepkili olduğumu anlamış olacak ki sorgulamadan odadan çıktı.
Cebimdeki belgeleri ve notları çıkardım belki işe yarar bir şey bulabilirim diye. Bir süre elimdekileri inceledikten sonra yazarla daha fazla konuşmam gerektiğini fark ettim. Daha çok şey bilmeliydim ki ilerleme kat edebileyim. Küçücük bir çocuk gibi hissediyordum, sanki elinden şekeri alınmış gibi. Kardeşim mutlu olacağı için sevinmem gerekiyordu belki de ama sevinemiyordum. Dürüst olmak gerekirse Axel'in bu tavırlarına şahit olmak kabus gibiydi.
___________________________________________________________________________
Gözüme gelen güneş ışıklarıyla uyandım. Dün gece yorgunluktan masamda uyuyakalmıştım. Sırtım ve boynum dünkü gerginliğimin etkisiyle tutulmuştu ayrıca vücudum da çok ağrıyordu. Ayağa kalktım ve üstüme yeni bir şeyler giydim sonrasında annemlerin yanına indim.
"Günaydın James." dedi annem gereksiz bir neşeyle.
"Size de günaydın."
"Otursana oğlum." deyip masayı gösterdi annem.
"Yok, ben kahvemi içip çıkacağım." dedim. Masada duran kahve fincanını aldım, bir iki yudum aldıktan sonra kapıya doğru yöneldim. O sırada annem "James nereye gidiyorsun?" diye bağırdı. Hiçbir şey demedim, o sırada babamın arkadan "Boşver, gitsin." dediğini duydum. Sonrasında haraya gidip atıma bindim, koruluğa tekrar gitmem gerekiyordu. Havada kalmış bazı konular vardı ve bunların cevaplarını en kısa zamanda almam ve kendime ona göre bir yol haritası belirlemem gerekiyordu. Durmam gerektiğini biliyordum ama ellerim bağlı oturamıyordum. Hiçbir şey yapmadan olanları oturup izlemek benim için bitmeyen bir ıstırap gibiydi.
Koruluğun önüne gelince atımı bağladım ve yokuştan aşağı indim. Artık yolu biliyordum, bundan dolayı da rahattım. Sıcakların etkisiyle dün yürüdüğüm çamurlu yollar kurumaya başlamıştı. Ağaçlardan sarkan meyvelerin hafif kokusu geliyordu burnuma. Burası kesinlikle gündüzleri daha güzel oluyordu. Ansızın bir bağırış sesi duyuldu. "Sus, sus!" diye. İlk önce çok umursamadım fakat sonra birkaç kere daha duyuldu, giderek yükseliyordu ve ne olduğunu merak ediyordum. Sesin geldiği tarafa doğru yöneldim ve önümde kızıl bir çemberin içinde olan bir kız vardı. Aklıma dün yazarın dediği şey geldi.
"Taşı elde eden kimse istemeden de olsa bir gücü kendine çeker zamanla."
Aradığım şey tam karşımda duruyor olabilir miydi? Tahtımın ve gücümün anahtarı...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kızılı Aramak
FantasySERİNİN İLK KİTABI - KIZILI ARAMAK Öleceğim söylendikten sonra bile hiçbir şey değişmedi. Ölüm veya yıkım gibi göremeyeceğiniz şeyler sizi korkutmaz ama gözle görüldüğünde korkularınız gerçek olur. Acı gerçek olur fakat bu hikayede kimsenin bilmediğ...
