Emeklerimin karşılığı için yeni bölümün gelmesine oy ve yorum sınırı koyma kararı aldım. Umarım anlayışla karşılarsınız :)
Oy sınırı: 50 yorum sınırı: 80 şimdiden teşekkürler...
İyi okumalar...
🌊
"Kaç!" diye bir ses duydum. Karanlıktaydım. Issız bir sokakta yalık ayak, üzerimde beyaz bir elbise. Gelinlik gibiydi ama değildi... Geceliği daha çok andırıyordu. "Kaç!" diye tekrardan birinin kulağıma fısıldamasını anımsadım.
Arkama doğru omzumun üzerinden baktığımda hiç kimse yoktu. Tek başımaydım ve ayın ışığı dışında hiçbir ışık yoktu. O ses neydi? Kaç diyen kimdi? Sokağın girişine baktığım sırada aynı anda çocuk topu sekmeye başlamıştı. Topa doğru yürümeye başladığımda karanlık ruhumu acıtıyordu.
Bu kadar karanlık olması huzursuz ediyordu.
Ayaklarım asfalt yüzünden sızlıyordu. Geceye tezat üzerimdeki elbisenin bu kadar parlak olması da rahatsız ediciydi. Topu almak için eğildiğimde geldiğim yerden bir çocuğun ağlama sesi geldi. Bir bebek ağlıyordu.
"Kim var orada?" diye karanlığa doğru bağırdım. Topu elime alıp karanlığa bakmaya devam ettim.
"Bebeği öldürün!" diye gür bir erkek sesi boş sokakta ağlayan bebeğin sesine karışmıştı. Karanlığa doğru adım attığımda o ses yeniden belirdi. "Kaç!" bebek ölecekti. Kaçamazdım.
Karanlığa bir adım attım. Korkuyordum. Ya bebeği kurtaramazsam?
Bir adım daha attım. Ya adam bebekle bana da zarar verirse?
Bir adım daha atacaktım ki biri kolumu tuttu. Olduğum yerde kaskatı kesilmiştim. Kolumu tutan bağıran adam mıydı? Nefesimi tutmuş bir şekilde yavaşça arkamı döndüm. Kerem. Kolumu tutan Keremdi. Bembeyaz tişörtünde kalbine denk gelecek yerdeyse kan rengi vardı. Gözleri karanlığa rağmen parlıyordu ve gülümsüyordu. Alnında boncuk boncuk terler dökülüyordu.
"Kaç!" demişti. Ona doğru bir adım attığımda kolumu bıraktı ve geriye doğru bir adım attı. Gülümsemesi genişledi. "Kaç!" demişti kendini yineleyerek. Yeniden ona doğru adım atacakken karanlık sokakta silah patladı ve sesi kuşların uçuşmasına ve bir annenin feryad etmesine neden olmuştu. Gözlerimi kapatıp olduğum yere çöktüm. Kulağımı kapatmıştım.
Biri ellerimi kulağımdan çekmişti. Lavanta kokusu... Barandı. Gözlerimi korkarak açtığımda karşımda simsiyah bir tişörtle duruyordu. Boynunda sallanan gümüş kolyesi tişörtten çıkmıştı. Ayağa kalkıp ona sarılacakken beni engelledi. Yanaklarım ıslanmıştı. Ağlamış mıydım?
"Baran..." dediğimde yüzünde mimik kıpırdaman beni izliyordu. Elini yavaşça kalbine götürdü ve eline bulaşan kanı bana gösterdi. Boynundaki kolyeyi kanlı eliyle çıkarıp avucunda sımsıkı tuttu.
"Kan... Kaçmalıydın. Gitmedin ve ben öldüm. Emanetine gözüm gibi baktım. Bundan sonra sana emanet." demiş ve kolyeyi bana doğru uzatmıştı. Kerem'in kolyesiydi. Kapaklı gümüş kolyesiydi ve içinde ikimizin fotoğrafı vardı. Kolyeyi elinden aldığım an Baran yere düşmüştü.
"Sana iki şey söyleceyeceğim... İkisinde de beni terk edeceksin. Senin üzülmemen için terk edilmeye göze alırım." demiş ve kalbini tutmaya başlamıştı. Kesik kesik konuşuyordu. Yanına eğildim ve başını kaldırıp ona sarıldım. Alnındaki terleri elimin tersiyle sildim. "Sus... Kurtaracağım seni!" demiştim ağlayarak. Yine kaybediyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BARAN AĞA
General Fiction"Hoş kal" demiştim sadece, kırık bir ses tonuyla. "Sende, umarım hayat karşına daha iyilerini çıkarır" dediği anda dudaklarımda buruk bir gülüş var olmuştu. Kalbim söyleyemiyorken dilim söylemişti, buz kestim ama umursamadım. "Umarım, seninde" art...
