Emeklerimin karşılığı için yeni bölümün gelmesine oy ve yorum sınırı koyma kararı aldım. Umarım anlayışla karşılarsınız :)
Oy sınırı: 20 yorum sınırı: 50 şimdiden teşekkürler...
İyi okumalar...
🌊
Birinin beni uyandırmasını istemediğim için alarm kurmuştum ama çalmadan önce uyanmış birkaç telefon görüşmesi yapmış ardından duşa girmiştim. Uyanma sebebim kabus görmemden dolayıydı ve bunu Ahmetle konuştuğumda yerimi yadırgadığım için olduğunu söylemişti.
Öyle olmasını umuyordum çünkü kabus görme dönemim geçmişken yeniden başlaması, benim hayatımın bitişi demekti...
Saçımı havludan kurtarmış ve tarıyordum ama sorun bu değildi. Sorun; benim hala gözümün önüne dikenli yolda kaçarken kulağıma dolan 'benden kaçsan ondan kaçamayacaksın' cümlesiydi.
Ben birinden kaçmıyordum. Ben, kendimden kaçıyordum ve bu kaçışların en acı verici olanıydı.
Kaçmak korkak insanların işi demişti bir keresinde o ve bunun karşılığında sadece gülmüştüm. O, değişik birisiydi... Güzel ama ağızda acı bir tat bırakırdı. Ki ben o'nun güzel yanını görmüş sonunda sillesini yiyip ağızıma yayılan acı tata engel olmamıştım. Bilerek mi yapmıştım bunu? Bilmiyorum. İnsan bile isteye kendine zarar verir miydi?
Kapının tıklatılması mıydı düşüncelerimi bölen yoksa kapıya tıklatmadan önce kapının altından odaya dolmayı başaran lavanta kokusu muydu... Bilmiyorum ama makyaj masasının önünden kalktım ve kapının kilidini açmadan,
"Müsait değilim, noldu?" demiştim. Sesim mesafeliydi ve bunun sebebi o muydu? O'nu silmişken, kabuslarım bitmişken yıllar sonra gördüğüm kabus muydu bunun sebebi?
Dolabımın önüne ilerledim ve üzerimi saran havluyu çıkarıp iç çamaşırlarımı giyinmeye başladım.
"Kahvaltı saati yaklaştı. Uyanmadıysan diye gelmiştim." dediğinde görüyormuş gibi başımı salladım.
"Gelirim birazdan." demiş ve perdeyi aralayıp balkonun kapısını açmıştım. Rüzgar tenimi okşadığında içimi dağlayan ve titreten o his yine oturmuştu göğsüme. Hava düne göre kötüydü. Bugün rüzgarlı ve karanlıktı... Sanki gördüğüm kabusun etkisiydi.
"Hazır değil misin hala?" dediğinde Baran, kapının ardından beni beklediğini yani gelirim dememe rağmen beni beklediğinin farkında değildim.
"Değilim." demiş ve yatağımın üzerine attığım telefonu almıştım. Sabah işlerimi halletmiş olmama rağmen yine de girip maillerimi kontrol etmiştim.
"Kapıyı mı açsan? Burada böyle dikilmesem." demişti. Bizim aramız nasıldı? Arkadaş olabilmiş miydik?
Telefonu tekrardan yatağa bıraktım ve üzerimi giyinip kapının kilidini açtım. İçeriye adım atabilmesi için geriye çekildiğimde girmişti. Baran kapıyı kapatmış ve koltuklara oturmuşken makyaj masasına yeniden oturmuş ve rimel sürmeye başlamıştım.
"Ayakkabı sevdan nereden geliyor?" dediği anda duraksamış hatta bulaştırmıştım. Kulak pamuğunu alıp bulaştırdığım yeri temizlemeye başladım.
"Nereden çıktı?" dediğimde temizleme işlemim bitmiş ve tekrardan sürmeye başlamıştım. Hafif bir şekilde güldüğünde samimi değildi.
"Ayakkabıların buraya sığmadı. Birkaçı düğünden sonra kalacağımız odada." demişti. Ağzımdan hah diye bir ses çıktığında ayndan gözlerine doğru baktım. Bana bakan ve bir saniye bile kırpılmayan o gözlerine.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BARAN AĞA
Ficción General"Hoş kal" demiştim sadece, kırık bir ses tonuyla. "Sende, umarım hayat karşına daha iyilerini çıkarır" dediği anda dudaklarımda buruk bir gülüş var olmuştu. Kalbim söyleyemiyorken dilim söylemişti, buz kestim ama umursamadım. "Umarım, seninde" art...
