Kimdi gerçek olan, kimdi dünyanın zalimliğini dürüstçe üstlenen? Kimdi sahteliklerden ırak, gerçekliğe kendini adayan?
"Özel bir tim oluşturmanı istiyorum senden."
Gerçek kimdi, sahte kimdi size söyleyemezdim fakat zalim olan adam, tam karşımda gözlerimin katran karasının üzerine basarak söylüyordu.
Sahip olduğun matem yetmedi mi sana Kemal Ilgaz?
"Tim," diyerek alayvari bir gülümseme sundum. "Her gece senaryo mu yazıyorsun bana özel?"
Sana yaşananlar yetmemiştir fakat ben çektiğim acıya doydum Kemal Ilgaz. Dört senenin bedelini ödüyorum hâlâ. Bir bedene birden fazla borç ağır gelir, bilirsin.
"Zehra!"
Tek kaşımı kaldırdım, "Buraya yeniden gelmem, sana yetinmeyi öğretmemiş Kemal Ilgaz. Yaşananlara rağmen bu karakola ayak basmamı istedin. Kendimi binbir parçaya bölerek geldim bu binaya. Madem geçmişi unuttun, hatırlamak için yeni bir gösterime ihtiyaç duyuyorsun; o zaman şehitliğe git ve onların toprağına dokun. Eğer gitmeye yüz bulabilirsen,"
Öfkeyle dolup taşsa dahi bir şey demeden elime birkaç dosya tutuşturdu. "Bu dosyaları ne diye veriyorsun bana? Kaybettiklerini hatırlamaya korktuğun için mi?"
"Haddini bil!"
"Ben çok bildim Kemal Ilgaz, biraz da sen bil. Fakat korkaklığa lüzum yok, o kara günden daha az acı veriyor."
Dosyaları masasına sertçe koyup ayrıldım odasından. Öfkemi, kırgınlıklarımı kustum Kemal Ilgaz'a fakat hangisini gördü, hiçbirini.
Karakoldan asabi adımlarla çıkıp arka bahçeye gittim. Altıma bir sandalye çekip bakındım, dakikalar boyu. Açık havanın bile iyi gelmediği noktadayım. Ne dünyaya sığabiliyorum ne de toprak beni kabul ediyor. Bir zamanlar fırtına estiren kadın, şimdi müşkül ve zavallı... Acınası bir hâle düştüm.
Bir işin sonunu aklımda bitirir, başlangıcı ona müsait şekilde yapardım. Fakat şu an, sonunu bitireceğim bir başlangıcım yoktu.
"Zehra Ilgaz ya da Eski Yüzbaşı Zehra Ilgaz mı demeliyim?" duyduğum alaylı tok bir ton ile sesin geldiği tarafa başımı çevirdim. Düşündüğüm üzere gözlerime ve hafızama yabancı birisi değildi.
"Defol git Karaca."
İkimizin arasında uçurumlar kadar büyük bir nefret olduğu doğruydu. Dört sene önce bıraktığım gibiydi, Yavuz Karaca. Bana karşı; sert, öfkeli ve çekememezlik duygusu... Ne tesadüf ki ben de ona karşı bu hisleri besliyorum.
"Geleceğini hiç düşünmezdim, biliyor musun? Ömrün boyunca o hastane duvarları arasında sıkışıp kalacağını düşünmüştüm. Şaşırttın beni." masanın diğer tarafındaki boş sandalyeye oturdu. Kömür siyahı gözlerime dikkatli bakarak söyledi beni bitireceğini düşündüğü sözlerini.
Mavi gözlerine, koyu kumral saçlarına ve yılların eskittiği yüzünü inceledim. Senelere meydan okuyan adam, şimdiyse tek dişi kalmış canavardı.
"Bir insan, hep aynı noktada kalamaz Yavuz. Tanımamışsın sen beni." ya dibe ya da zirveye yükselirdi insan. Ne tarafa gideceğini ise geçmişi karar verirdi.
"Sen dibe batmışsın."
"Sen de gömüldüğün bataklıktan çıkamamışsın." dediğimde bana bakıp bir kahkaha attı. Daha sonra, başını aşağı yukarı usulca sallayarak "Haklısın, filinta gibiydim eskiden, yaşlandık şimdi." dedi.
"Ben tipini değil, karakterini kastettim."
Vurucu sözlerimden sonra gülen yüzü aniden buz kütlesine döndü. Öfkeyle bürünen suratı ile bana uzunca süre baktık, ellerini yumruk yaptı sonra bir hışım ile masadan kalkıp gitti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZEHRA.
ActionHani hayat müşterekti? Kim söylediyse koca bir yanılgıya kapılmış ya da insanlığı kandırmak istemiş. Çünkü yaşanan eziyetler, üzüntüler tek kişilik. Zehra, otuz dört yaşında kaderin sillesini yemiş bir kadındır. Dört sene önceki yaşadığı travmatik o...
