10 sene önce
.
.
Anne… bugün lunaparka gidelim mi?”
Annem bir an duraksadı. Yüzünde yorgun bir ifade vardı.
“Saçmalama Aleda, biliyorsun baban kızar.”
“Biliyorum…”
Sözlerim zayıf çıktı. Zaten cevabı bildiğim bir soruyu sormuştum.
Annem yavaşça önümde diz çöktü. Gözlerimin içine baktı.
“Aleda… baban sadece zor günler geçiriyor. Onun yanında olmamız gerek.”
Başımı salladım ama içimde bir şeyler buna karşı çıkıyordu.
Babam hep böyleydi.
“Peki anne… özür dilerim.”
Akşam olmuştu. Ev sessizdi.
Babam hâlâ gelmemişti.
Annemin nerede olduğunu bilmiyordum.
Kapıyı araladım. Koridor karanlıktı. Küçük adımlarla yürümeye başladım.
“Anne…?”
Sesim titredi.
“Anne, neredesin?”
Cevap yoktu.
“Korkuyorum…”
Tam geri dönecekken—
“Aleda!”
Annemi görür görmez koşup ona sarıldım.
“Ne oldu?” dedi telaşla.
“Seni göremeyince korktum…”
Annem beni sıkıca sardı.
“Buradayım, Aledam… korkma.”
Sonra bir anda ciddileşti. Ses tonu değişti.
“Bak, baban birazdan gelecek. Hemen odana git. Kapıyı kilitle. Sessiz ol. Sakın aşağı inme… tamam mı güzel kızım?”
Kalbim hızlandı.
“Tamam anne…”
Koşarak yukarı çıktım. Kapıyı kilitledim.
Yatağa uzandım.
Uyku ağır ağır gözlerimi kapatırken içimde garip bir huzursuzluk vardı.
BANG!
Bir bağırma sesiyle yerimden sıçradım.
Babam gelmişti.
Aşağıdan yükselen sesler duvarlara çarpıyordu.
Dayanamadım. Kapıyı açtım.
Sessizce merdivenlere ilerledim.
Sesler artık netti.
“Sana kaç kere söyledim Leyla?! O kızı bu evde istemiyorum!”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Saçmalama Hakan! O daha çocuk, nereye gidecek?”
“Hangi cehenneme gidiyorsa gitsin! Benim kanımdan olmayan birini bu evde barındırmam!”
Nefesim kesildi.
Ben… onun kızı değil miydim?
Annemin sesi titriyordu.
“Onu bırakamam! O giderse ben de giderim!”
Bir tokat sesi yankılandı.
Gözlerim doldu.
“Ne hâliniz varsa görün! Ama o kız büyüdüğünde bu evde olmayacak!”
Kapı sertçe çarpıldı.
Sessizlik…
Koşarak annemin yanına indim.
“Anne…”
Küçük ellerimle gözyaşlarını silmeye çalıştım.
“Ağlama…”
Annem hemen toparlandı. Gözyaşlarını sakladı.
“Ağlamıyorum balım…”
Ama ben görmüştüm.
Şimdiki Zaman
Hayat… boş gibiydi.
Ne heyecanı vardı ne de anlamı.
Sadece yaşıyordum.
“Biz burada boşuna mı ders anlatıyoruz?!”
Sıranın sertçe itilmesiyle kafamı kaldırdım.
“Anlayamadım hocam,” dedim sakince, “ne anlatıyordunuz?”
Sınıf hafifçe kıkırdadı.
Hoca sinirden kızarmıştı.
“Bu sene sınava gireceksin! Bu ne umursamazlık?!”
Gülümsedim.
“Merak etmeyin hocam… en kötü sizin gibi öğretmen olurum.”
Sınıfta “ooo” sesleri yükseldi.
Hocanın bakışları resmen yakıyordu.
“Boşuna uğraşıyorum. Senden hiçbir şey olmaz.”
Omuz silktim.
“Zaten sizden bir şey isteyen de yok.”
“Her neyse,” dedi dişlerini sıkarak,
“yabancı öğrenciler gelecek. Kaynaştırma programı.”
Yan sıraya eğildim.
“Rica etmiş… kesin başka türlü ikna etmiştir.”
Sınıfın yarısı güldü.
Kapı açıldı.
Müdür ve arkasında öğrenciler…
Yabancılar.
Farklı.
Özgür gibi.
Gruplara ayrıldık.
Bize Anna düştü.
Teneffüste çember olduk. Kimse konuşmuyordu.
İbrahim: “Hadi biri konuşsun ya…”
Elif: “Çeviri yasakmış.”
Furkan: “Saçmalık.”
Göz devirdim.
“Cidden ‘hello’ demeyi bile mi bilmiyorsunuz?”
İbrahim sırıttı. “Kolaysa sen konuş.”
Furkan: “Evet Aleda, göster kendini.”
Derin bir nefes aldım.
“Anna… how are you today?”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra
Furkan suyu püskürttü.
“PUHAHAHA!”
Elif: “Helal lan!”
Anna kaşlarını çattı. “Helal… what?”
İbrahim: “Bu kız seni Müslüman yapacak dikkat et.”
Kafama hafifçe vurdu.
“Az ders dinleseydin rezil olmazdın.”
Gözlerini devirdim.
“Sen çok mu iyi konuşuyorsun?”
“Yok.”
“E belli.”
Zil çaldı.
Benim için günün en güzel sesi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALEDA
Novela Juvenil"Hayat her zaman yeni hikâyeler hazırlar bizlere tam bitti derken yeniden başlarız her şeye ..."
