Çapanın Getirdikleri

69 7 0
                                    

Serena, hayvanın kafasını okşayarak "Duralım." Dedikten sonra durmasını beklemeden üzerinden atladı ve yerdeki siyah renge bürünmüş elmalardan birini eline aldı. "Mavi çizgileri belirginleşmiş. Tarlamızın hasat zamanı geldi ha, Buz?" Kafasını buza çevirdi. Lasavwi binek hayvanları kendi köyünde, Solaris'te, kullanılan yararlı bir hayvan türüydü. Adına buz demeye karar vermişti, çünkü Mel, arkadaşı, onun beyaz ve mavi renklere sahip olmasından dolayı onu, hiç görmeseler bile, kar yağınca etrafı kaplayan buza benzetmişti. Buz da kendi ismini beğenir gibi olduğundan Serena bu ismi değiştirmemeye karar verdi. Buz kafasını tıpkı anlarmış gibi aşağı yukarı salladı. Serena elmayı Buz'a doğru fırlattıktan sonra yaklaşarak ayağını bir eyere doğru attı ve hayvanın üstüne çıktı. "Köye gidip malzemelerimizi alalım!" hayvana yavaş bir şekilde ayağıyla komut verdi. On yedi yazdır gördüğü bu topraklar her yaz olduğu gibi Serena'yı ayrı şekilde etkilemeyi başarıyordu. Ağaçların yeşilliği, hayvanların özgürce etrafta dolaşması içini huzurla dolduruyor ve izlemeyi sevdiği bir manzara oluşturuyordu. Buz yolu bildiği için o da etrafı izlemekteydi. Biraz ilerledikten sonra Buz, tıpkı adındaki gibi, sırtından yaydığı buz gibi bir soğuk ile Serena'yı uyardı. Serena önüne dönerek komutayı yeniden eline aldı ve kendi evlerinin önüne doğru hayvanı götürdü. Köydeki evler genelde hep aynı tipteydi, ormanların yakınında oldukları için yapılmış tahtadan evler. Çatılar, önceden yaşandığı için, çok kar yağmamasına rağmen kar yağışlarına önlemli şekilde bazı evlerde beşik çatı bazı evlerde kırma çatı şeklinde yapılmıştı. Onların evleri de kırma çatıydı. Çatılarla ilgili köydeki, hatta belki diğer yerleri görmemiş olsa bile dünyadaki, insanlardan daha fazla şey biliyor olabilirdi. Çünkü çatıların tamiri, ev yapımı gibi konular babası tarafından yapılıyor ve o da babasına yardım ediyordu. Annesinin camda, elmalara bakmaya gitmeden önce getirdiği nehirde yıkanmış çamaşırları, astığını görünce "Annee! Elmalar olmuş. Ben hasat için tarlaya gideceğim." Annesi, onun gibi siyah saçlı ve küçük bir burna sahipti. Gerçi Serena'nın boyu kesinlikle annesine benzemiyordu. Babası gibi uzundu. Ama köydekiler onun annesine daha çok benzediğini hep söylemişlerdir. Özellikle de Mel'in annesi. Evin önüne geldiğinde Singh yazan yere, herkesin soyadı yazan bir hayvan bağlama yeri vardı, Buz'u bağladı ve eve girdi. Babası köye yeni yapılacak evlerin birinin yapımında olduğu için evde yoktu ve annesini de önceden gördüğü için hemen geneli ahşaptan yapılma ev eşyalarının yanından geçerek alet edevatları koydukları odaya geldi. Çapasını ve hasır çantasını yanına alarak evden hızlıca çıktı. Buz'u bağladığı yerden alırken eve doğru döndü "Akşama kadar hasatları getiririm," diye yüksek sesle bağırdıktan sonra "umarım." Diye kısık sesle ekledi. Buz'un üstüne atladıktan sonra annesinin sesi arkasından geldi "Çok geç kalma! Tarladan çıkan ilk hasatlarla güzel bir sebze çorbası yapmayı düşünüyorum!" Yolda ilerlerken elini sallayıp annesinin göreceğini umarak tarla yolunu takip etti. "Buz, daha demin geldiğimiz yeri hatırlıyorsun değil mi. Oraya gidelim." Buz, yolu bildiği için, daha hızlı ilerlemeye başladı. Köye geldikleri hızdan daha hızlılardı, aslında Buz köyün yolunu da biliyordu ama Serena hızlı gitmesini istemediği için yavaşlatmıştı, O yine çevredeki hayvanların oynaşmasını falan izlerken daha demin elmayı buldukları yere geldiler. Serena çapasını çıkarttı ve çantasını bir eline çapasını diğer eline alarak Buz'un üstünden atladı. Daha önce annesini burada çalışırken gördüğü için ne yapılacağını biliyordu. Çapayı sebzelerin ve meyvelerin üstüne tut, eğer çapanın kristalinde mavi bir ışık parlarsa, hasat edilebilir. Eğer parlamazsa, geç. Eğer yanıp sönerse ya çürüktür ya da biraz daha zamana ihtiyacı vardır. Serena hasata başlamadan önce Buz'u bir ağacın altına getirdi ve hasır çantayı yere koyarak oyuncağı "Bay Koala" adını verdiği küçük Koala figürünü, Buz'un eyerindeki boşluktan çıkardı ve hayvanın hemen yanına koydu. Çantayı geri alarak tarlanın başına döndü. "Önce elmalarla başlayalım." Önce yere düşen elmaların yanına gitti ve teker teker çapasını doğrulttu. Olmuş, olmamış, olmuş, çürük... Sonra ağaçtakiler. Olmuş, olmamış... Siyah elmaların hepsini kontrol ettiğinde elinde yaklaşık 60 tane elma olmuştu. "Soal tam da bu zamanlar için var." Ellerini sepetin içindeki elmalara doğrulttu ve tam ortaya bir boş bilye koydu. "Ufal da cebime gir." Diye fısıldadı. Elmalar birden bilyenin içine doğru çekildi ve bilyenin üstünde bir elma simgesi ve altmış sayısı belirdi. Bilyeyi aldı ve cebine attı. "Cidden ufalıp cebime girdi." Diyerek gülümsedi. Soal'ı nasıl yaptığını bilmese de bu şey Singh ailesinin yapabildiği garip bir beceriydi. Başka şeyler yapıp yapamayacağını bilmiyordu. Sadece bir şeyleri bir bilye içine sıkıştırma ve o şeyleri bilyeden geri çıkartmayı biliyordu. Bilye cebindeyken diğer malzemeleri de toplamaya gitti. Bu ay onlar için elma, lahana, havuç ve turp toplama ayıydı. Dört malzeme ile çeşitli yemekler yapıp aynı zamanda diğer ayın malzemeleri olana kadar para kazanma kapısıydı. Bitkilerin yetişmesi tamamen garip bir olaydı. Her çiftçi ailenin kendi bölgesi vardı ve her bölgede farklı şeyler yetişiyordu. Mesela duyduğu kadarıyla Tashia ailesinin bölgesinde bu ay mandalina ve mısır yetişmişti. Farklı hasatların çıkması pazar alanının canlılığını sağlıyordu ve kimse herhangi bir meyve ya da sebzeyi yemek için belirli mevsimlerin gelmesini beklemiyordu. Dışarıdan gelen gezginlerin biri, Adının Derrick olması lazım yaklaşık 1.92 boylarında mavi gözleri olan kel yaşlı bir adamdı, evlerine misafir olmuş, bu köyün dışındaki diğer köylerde her mevsimde ayrı hasatlar alındığını söylemişti. Serena hem şaşırmış hem de kendi köylerinde böyle bir şey olmadığı için sevinmişti. Neden bir sebzeyi ya da meyveyi yemek için yeni bir mevsimin gelmesini, koskoca altı ay, beklesin ki? Sırasıyla tüm toplayabileceği şeylere çapa doğrultup, toplanabilecek olanları toplayıp, hepsini bilyelerin içine aldı, iki yüz on iki havuç, yetmiş beş lahana, iki yüz on iki tane de turp. O bilyeleri de cebine attı ve güneşin tepede olmasından dolayı sıcakladığını hisseti ve Buz'un, tam olarak kaynağını bilmese de, çıkarttığı soğuk havayla biraz serinlemek için Buz'a sırtını dayayarak oturdu. "Mel'e de biraz ayırabilirim." Elma bilyesini eline aldı ve ağzına yaklaştırıp "Ufak at da on civciv yesin." Bilyeyi yere bıraktı ve bilyenin etrafında on adet siyah elma belirdi. Bilyedeki sayı da altmıştan elliye düştü. "Buz, yakala!" 3 tane Buz'a attı ve canavar hepsini ağzında depoladıktan sonra üçünü birden aynı anda yemeye başladı. Üç tanesini kendine, bir tanesini de Bay Koala'ya verdi. Birinden bir ısırık aldıktan sonra kalan üç tanesini köşeye ayırdı. Dört adet lahana, üç adet havuç ve iki adet turp çıkarttıktan sonra önce lahanaları, sonra elmaları en son da havuç ve turpları sepete dizdi. Bay Koala'ya bakarak "Bunları Mel'e birlikte veririz." Dedi ve biraz havanın tadını çıkartmak için gözlerini kapatıp Buz'a yaslandı. Elinde yemekte olduğu elmayı tutarken yanında kendine ayırdığı iki elma daha vardı ve havanın tadını çıkartırken yavaş yavaş gözlerinin kapanmasına izin verdi esnemeye başlarken "Biraz uyumanın kimseye zararı olmaz" Tarlada çalıştıktan sonra uyumak gibi yoktu.


Kısa Hikayeler GüncesiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin