Ilione, saçlarını kuleye çıkmadan önce bağladığını bildiği saçları darmadağın ve gri gözleri titreyen Eilus'a şaşkınlık içinde bakıyordu. Küçük çocuk buraya kadar koşarak gelmiş olmalıydı. Fazlasıyla terlemiş, vücudu hafif hafif titriyor ve ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ancak kelimeler ağzından tam çıkmıyordu. "Görev Teslim" odasındakiler meraklı gözlerle Eilus'a bakıyor ve neler olduğunu öğrenmek için bekliyorlardı. Ilione onlara döndüğünde sanki hiçbir şey yokmuş gibi etraftaki yıldız tablolarına bakmaya ve hiçbir şey olmamış gibi sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başlamışlardı. Başrahibe sorununun önemli olduğunu Eilus'un hem jest ve mimiklerinden, hem de sanki konuşmayı hiç bilmiyor gibi kekelemesinden anlamasıyla beraber ayağa kalktı ve ellerini, avuçları masaya gelecek şekilde, üç kere masaya vurdu. Oradaki tüm rahip ve rahibelerin ona dönmesiyle birlikte "Görev teslimine sonra devam edeceğiz, lütfen şimdi Eilus dışındaki herkes odayı terk etsin." eliyle kapıyı göstererek onları dışarı çıkmaya teşvik ettikten sonra odadaki kişiler bir bir odadan çıktı. Ilione hâlâ konuşamayan Eilus'un karşısına geçerek iki omzundan tuttu ve onu hafifçe salladı. "Eilus! Sakinleş ve derin nefes al. Her ne gördüysen çözebiliriz, sakinleş." sonrasında onu alarak bir sandalyeye oturttu ve bir cam bardağa su doldurup ona verdi. "Şimdi bunu iç ve neler olduğunu baştan başlayarak düzgün bir şekilde anlat..."
Eilus izlemin karşısında not defterine bağ ve açıları not alırken ellerinin titremesi ona büyük bir zorluk yaratıyordu. Blauc ve Kem arasında tamı tamına doksan yedi dereceli bir açı vardı. Bu durum çoğunlukla bir kıyamet senaryosuydu. Şehir bir şekilde tamamen yok olacak, yaşayan herkes hayata gözlerini yumacaktı. Nasıl olduğu genellikle bilinemezdi ancak bu sefer Eilus biliyordu. Gördüğü en net "Su Dalgası" bağı içeren üçgeni görmüştü. "Su Dalgası" bağı, büyük bir dalganın habercisi olarak bilinirdi. Yine de başına oturduğu İzlem'in başından kalktı ve oturduğu tabureyi de eline alarak gözlem yaptığı balkondan çıktı, büyük kahverengi masanın başına oturarak bu durum ile daha önce karşılaşılıp karşılaşılmadığını inceledi. Eski kitaplara hızlı hızlı göz gezdirdikten sonra böyle bir şeyin hiçbir zaman yaşanmamış olduğunu gördü, tarihte çokça kez "Su Dalgası" bağları görülmüş, ancak hiçbirinde aradaki açı doksandan büyük olmamıştı. Eilus elinin titremesini sakinleştirmek amacıyla, her ne kadar Derinsu kanunlarına göre yapması kanun dışı olsa da, yanında getirdiği likörden içmeye başladı. Bunu kendisi burada eğitim aldığı süre boyunca ona öğretilen bilgiler sayesinde geliştirmişti. Biraz "Gökyeşili" önce bir güzel ezilir, sonrasında köşede kaynamış hale gelen suyun içine atılır. Sonrasında içine Derinsu çevresinde bulunan ama hiçbir işe yaramadığı için "Sığbitki" denilen uzaktan çimen gibi dursa da yakından incelenince üzerinde farklı şekilleri olan ve içinde de ağrıkesici olarak kullanılabilen az miktarda öz barındıran bu bitkinin özü çıkartılır, sonrasında öz gökyeşili eklenmiş kaynayan suya damlatılır. Bu karışımın altındaki ateş kapatılır, soğuyana kadar saat yönünün tersi yönünde kırk beş dakika döndürülüp on beş dakika boyunca karıştırılır. Elinin titremesini bir süre durduran bu içecek sayesinde raporunu yazmaya başladı...Ilione, karşısındaki acemi kahinin sakinleşmesini beklerken elinde sıkı sıkı tuttuğu raporu ondan alarak incelemeye başladı. Her cümlede biraz daha tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Ancak kendisi başrahibeydi ve daha sakin kalmalı, insanları paniğe sürüklemek yerine onları güvenli bir şekilde uzaklaştırmayı amaçlamalıydı. Hemen biraz önce oturduğu masaya geri oturdu, çekmecesinden ucu tüyle kaplanmış siyah bir kalem çıkarttı, önüne abisinin "Kraliyet Kağıdı" dediği sadece sarayın çevresinde özel olarak yetişen ağaçlardan yapılan kağıdı çıkarttı. Uzun uzun, tüm bilgisini onun anlayabileceği seviyeye indirerek yazmaya çalıştı. Olabildiğince el yazısına dikkat ederek, kibar cümleler kullanarak yazdı. Bir olayı daha basit anlatacak beceriyi kazanması çok uzun sürmüştü, "Bir şeyi bildiğini onu hiç bilmeyen birine anlatmayı başardığın gün anlarsın." demişti babası ve Ilione babasının ne kadar doğru söylediğini ilk kez eğitim veren bir rahibe olduğunda anlamıştı. Babasını kızıl diken gibi saçları ve kendisiyle konuşurken her zaman yüzünde beliren gülümsemesiyle hatırlardı. 'Umarım Adell ile berabersindir, baba.' Yaklaşık üç sayfalık uzun bir mektup yazdı. Eilus yavaş yavaş titremeyi bırakmış, nefes alış verişini düzeltmeye başlamıştı. Ilione kağıtlarını bir zarf içine koydu ve bu sefer rahibe damgası yerine Derinsu ailesinin renginde yapılmış koyu mavi damgayla zarfı işaretledi. Zarfı kalın giysilerinin üstüne iki yıldız cübbe giyen çocuğa uzattı. "Bunu en acil şekilde saraya götürmeni istiyorum. Zaten üstündeki damgayı görünce sana fazla soru sormadan krala götüreceklerdir. Sana soru sorulmadıkça konuşma ve krala asla saygısızlık yapma. Özellikle de huzuruna çıktığında masada alkol varsa." Eilus zarfı aldı ve cübbenin içine diktirmiş olduğu ceplerden birine tıktı. Sonrasında Ilione'nin karşısında eğilerek selamladı ve koşarak odadan çıktı...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kısa Hikayeler Güncesi
FantasyBir resim üzerinden kendi yorumlarımı katarak oluşturduğum kısa hikayeler serisi. Her bölüm ayrı bir resim. Anlatılan hikayelerin sonu, başlıktaki resme bağlanmaktadır. Her bölüm birbirinden bağımsız olduğu için (aksi durum belirtilmiştir) istediğin...