Ignatius, kendisini çağıran Aşçı James'in yanına kanatlarını hızlı hızlı çırparak gitti. Küçük olmasına karşın kanatlarını hızlıca çırpmasını sağlayan güçlü kaslara sahipti. Kırmızı ve turuncu renkli olan Iggy, pullarının parlaklığıyla Aşçı James'in "Ateşkulak" adını koyduğu Et-Kafede gelen tüm müşterilerin ilgisini çekerdi. Burada tam zamanlı olarak çalışmak çok hoşuna gidiyordu, kendisini bebekliğinden beri koruyan ve hayatta tutan adama, Aşçı James Flameforge'a, hem yardım ediyordu hem de karşılığını alıyordu. Avlandıkları etin bir kısmı aşçı tarafından kendisine bırakılıyordu. Pyrodrake türünün üyesi olduğu için boyu en fazla 10 santim daha uzayacaktı, bu yüzden burada çalışmaya, yani insanları korkutmadan, devam edebilecekti. James evcil ejderhasını sevmesine rağmen aynı zamanda onun tatlılığını ve küçük gözükmesinden gelen cazibesini de kullanıyordu. Iggy en azından bunu yapmasına izin verebilirdi. Sonuçta kendisinden esinlenerek Et-Kafenin bir sloganı bile olmuştu. "Pyrodrake Ateşinde, Yemekler Masanızda!" James, Pyrodrake kendisine yanına yaklaştıktan sonra onun omzuna konması için işaret verdi ve Iggy de dediği gibi yaptı. Adam kafasını Iggy'e çevirdi. James sarı uzun saçlara ve kahverengi büyük gözlere sahipti. Yüzünde daima bir gülümseme olurdu. Sakalları henüz yeni çıkmaya başlamış bir çocuğun sakalları gibi duruyordu ve bu şekilde yaşını biraz da olsun gizleyebiliyordu. Sürekli güzel pişmiş etlerle beslenen James biraz kiloluydu. Genelde kafenin renklerini de taşımak için ya kırmızı ya turuncu bir kıyafet giyer, kıyafetin kollarını dirseklerinin biraz üstüne kadar kıvırır ve üstüne de mavi bir önlük giyerdi. Bugün önlüğünü giymemişti, bunun genelde bir kaç anlamı olurdu, ya etimiz azaldı ve ava gidiyoruz ya önlük dün gece benim mesaim bittikten sonra yandı ya da James dışarıya gezmeye çıkacak ve havanın sıcak olduğunu düşündüğü için giymedi. "Galiba yeni etler için ava çıkma vaktimiz geldi dostum." dedi James. Demek önlüğü bu yüzden giymemişti, Iggy önlük giymeme sebeplerinden en çok avlanmayı severdi. Sonuçta o da ejderhagillerdendi. Iggy artık James'in ava giderken sırasıyla neler yaptığını neredeyse ezberlemişti ve her seferinde James onları yaparken yanında sıkılmış bir şekilde kanat çırpmasın diye James'in neler yapacağını sırasıyla saymayı çok severdi. Ava gitmeden önce malzemelere ihtiyacımız var. James bana hiçbirinin adını söylemedi, ama uzun parlak bir şeyden yapılmış ve sapı olan şeyin bir kılıç olduğunu insanlar konuşurlarken duymuştu. İlk önce kapıdan çıkmadan dünden kalan yemekleri soğuk soğuk ağzına tıkıştırıp bir bardak soğuk su içilir. James Iggy'nin düşündüğü gibi yaptı. Sonra kapıya yaklaşılır ayakkabılar giyilir ve minik Pyrodrake'in yanında uçması beklenilir. Kapıdan çıkılır hemen sola dönülür ve yaklaşık iki yüz adım atılır, ayrıca sokaktaki müşterilere, ya da potansiyel müşteriler, selam verilir. iki yüz adım attıktan sonra sola sağa dönülür ve yüz adım sonra kılıcı aldığımız dükkana gelinir. Tüm her şey Iggy'nin kafasındaki gibi gerçekleşti. Buradaki konuşma rastgele geliştiği için burayı ezberleme imkanı yoktu ama kılıç satan abla ve James arasındaki konuşmayı dinlemek her zaman hoşuna giderdi. Dükkana girdiklerinde kadın elindeki siyah garip şekilli bir şey ile ateşin önüne tutup ısıttığı başka bir şeye vurup şekil vermeye çalışıyordu. James'i görünce kafasını ufak bir şekilde salladı. Iggy'nin öğrendiğine göre bu selam vermek anlamına geliyordu. Kadın biraz daha işlerine devam etti ve en sonunda dövdüğü kırmızı parlayan ısınmış şeyi bir suya soktu ve kalkıp yanımıza geldi. "Hoşgeldiniz James beyim. Bugün avlanmaya çıkıyorsunuz herhalde?" James kadına kafasını salladı. "Geçen sefer kullandığım ekipmanlar aşırı kaliteliydi. Onları bir kere daha kiralamak istiyorum." dedi James. "Anlaşıldı, hemen geliyor!" Kadın m harfini iki kere söylemişti. Bunu bazen James'in de yaptığı olurdu. Biraz bekledikten ve bulunduğumuz dükkandaki diğer malzemelerin üstlerinde uçup baktıktan sonra, kadın kocaman bir çanta sırtında geldi ve James'e uzattı. "Geçen sefer aldığından biraz farklı bir şey yaptım. Eminim beğenirsin. Bu kılıç geçen aldığından farklı olarak Pyrodrake ateşiyle dövülen bir kılıç. Pyrodrake ateşine karşı özel bir direnci var yani..." James'in gözleri parıldadı ve Iggy'e doğru döndü. "Yani kılıcımı aleve verebilir miyim!" Kadın kafasını salladı. James kadına teşekkür ederek elini sıktı ve Et-Kafeden kazandığımız o yuvarlak parlayan şeylerden kadına uzattı. Ignatius'un anladığı kadarıyla bir şeyler alıp satıldığında bunlar satıcıya veriliyordu. Kocaman sırt çantasını aldıktan sonra mağazadan ayrıldı. Iggy'nin tahmin oyunu devam ediyordu ancak sona yaklaşmıştı. Mağaza avcılara daha hızlı yardım sağlamak amacıyla avlanma bölgesine epey yakındı. Markete çıkıp üstünde bulundukları caddeden kuzeye doğru yürüdükçe etraflarındaki neredeyse birbirinini aynısı olan evlerin sayısı azalıyor ve etrafları daha da açılıyordu. En sonunda tüm kasabayı geride bırakılır ve tahmin oyunu biterdi. Buradan sonra James'in nereye gideceğini kestirmek neredeyse imkansızdı, arkasındaki kasaba hariç tabii, Iggy'nin görebildiği her yere gidebilirlerdi. Son sefer geldiklerinde balık avlamak için nehir tarafına gitmişler ve yakaladıkları balıkları satmışlardı. Tekrar avlanmaya geldiklerine göre balıklar bitmişti. Buldukları balıkların isimlerini James pişirme süreleri değiştiği için özel olarak söylemişti. Iggy'nin kafasına iyice kazınmıştı.
"Gökköpük Balığı sakin sakin ısıtılır, on dakika yeterlidir.
Kırmızı Elmas Balığının derisi serttir, ateş içine zor işler. Kuvvetli bir şekilde üfle, kırmızı pullarının rengi turuncuya dönünceye kadar devam et
Uçak Yıldız Balığı çiğ yenir. Müşteri ısıtılmasını isterse bir ya da iki dakika sakin ateşte ısıt.
Rüya Kuyruğu buzdolabında bekletilir. İstenildiğinde buzlu şekilde yenir.
Elmaspullu Prenses ne sakin üfle ne kuvvetli, ikisinin tam ortası. Yalnız çabuk sıkılır, beş dakikadan fazla ateşte tutma."
Bugün James nehirin tam tersine gidiyordu. Kendisinin iyi bir silah eğitimi aldığını demircinin söylediğini duymuştum. Eskiden şövalye eğitimi denilen bir şey almış o yüzden epey iyi biliyormuş bu işleri. Ayrıca benim de hem avlarımızda hem de Et-Kafede gördüğüm üzere kılıç denilen şeyleri kullanırken sanki dans eder gibi hareket ediyor. Bir şeyleri keserken hiç zorlanmıyor veya yüzündeki ifade çoğu zaman değişmiyor. Tabii bir ava son darbeyi indirirken yüzündeki o mutsuzluluğu hissedebiliyorum ama anlayamıyorum. Avlanmak doğanın bir kanunu değil midir... Belki bir ara onunla bunu konuşabilirim. Iggy düşüncelere dalmış kendi kendine düşünürken James'in baya ilerlemiş ve onu geride bıraktığını fark etmişti. Hemen hızlıca ona doğru uçtu ve yanından ayrılmamaya özen gösterdi. Sonuçta burada otobur avların yanında etobur avlar da vardı. Bir süre ben uçtuktan o yürüdükten sonra daha önceden de geldiğimiz ve bildiğimiz bir yere geldik. Buralarda avlandıktan sonraki günlerde Et-Kafe baya bir müşteri çekmişti. Demek yine böyle bir şeyler planlıyorduk. Etrafta gördüğüm ve tanıdığım canlılar 'Görkemli Tüykuşu' adında rengarenk tüylere sahip bir av var. Tüyleri bir avcı için epey bir parlak yuvarlak şeyler karşılığında takas ediliyordu, ayrıca etinin de tadı epey güzeldi. Ben bayağı bir beğenmiştim. 'Periayı' adında neredeyse iki insan boyutunda ve beş insan genişliğinde bir av vardı. Yalnız o koca cüssesine rağmen her şeyden korkardı ve avlaması en basit canlılardan birisi de oydu. Kendisini bir köşeye sıkıştırırsanız korkudan kalbi atmayı bırakırdı. Eğer onu kalbi atarken yenmeyi başarırsanız eti daha güzel ve sulu olurdu ancak bunu yapmak epey zordu, o yüzden avcılar genelde köşeye sıkıştırma yöntemini kullanırlardı. 'Karatilkiler' bir maceracı için bulunmaz nimetlerden birisi olarak görüldüğü için mağazaya epey bir kılıçlı adam gelmesini sağlıyordu, geçen sefer Karatilki avladıklarında bir sürü 'Lonca' adı verilen topluluk Ateşkulak'ı ziyaret etmişti. Etini yiyenlere dayanıklılık ve güç sağladığı gibi bir inanış vardı. Tabii bir Pyrodrake için bunlar anlamsızdı o yüzden gerçek olup olmadığını Iggy bilemezdi. Sabahın erken saatlerinden başlayıp epey geç bir saate kadar avlandık ve tüm etleri özel olarak aldığımız bir 'Soğuk Çanta' dedikleri şeyin içine koyduk. Yapılan buzlu işlemeler sayesinde etler daha taze kalıyor ancak buzlu işlemeler her taşımada eridiği için çokça takas etmek gerekiyor. Etleri ve malzemeleri yükledikten sonra gidip malzemeleri aldığımız kadına çantasını geri verdik ve avlarımızdan topladığımız malzemelerden, etler dışında, ihtiyacı olan şeyleri ona yuvarlak şeyler karşılığında verdik. Ayrıca bugün öğrendiğim kadarıyla onlara altın para, ya da direkt altın, deniyormuş. Dükkanımıza geldikten sonra James bana döndü ve avladığımız her türden toplanılan etlerden bazılarını bana av ödülü olarak verdi ve gelip başımı okşadı. Normalde bir Pyrodrake'in başına asla ellememek gerekir ancak James benim için farklı, o yüzden sıkıntı olmadı. Bana verdiği etleri ben yerken o da kendi işlerini halletti. Topladığımız etleri kemikleri, ve hatta kemikli etler de var, koyması gereken yerlere koydu özel olarak hazırladığı ve adına sucuk dediği şeyleri tam bizim arkamızdaki yere astı, bazı büyük etler ve kemikli etler çorba yapılmak için ayrıldı bazıları soğutucu kısmına konuldu bazıları ise önce düz çubuklara takıldı ve istek geldiğinde benim ısıtmam için benim durduğum yere konuldu. Ayrıca bazı sebzeler de ısıtıldıklarında güzel tat verdiği için yine benim ısıtmam için yanıma koyuldu. Sonrasında James eline menü dediğimiz şeyi aldı ve avladığımız şeyleri ve halihazırda sahip olduklarımızı yazarak kapıya astı. Yaklaşık yarım saat sonra içerisi epey kalabalık bir hal aldı. Kemikler kaynarken ve çorbalar olurken, James de siparişleri alıyor ve aldığı siparişlere göre bana da bazı talimatlar veriyordu. Bana neyi ne kadar ısıtmam gerektiğini ve ne zaman piştiğini nasıl anlayacağımı anlatıyordu. Normal Pyrodrake'lerin James'in anlattığı şeyleri anlayacağını hiç zannetmiyorum ama bilmediğim bir sebepten ötürü onu ve diğer insanları anlayabiliyorum, yine de onlarla konuşamıyorum tabii, dediği şeyleri ben yapmaya devam ettikçe müşteriler gelmeye devam etti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kısa Hikayeler Güncesi
FantasiBir resim üzerinden kendi yorumlarımı katarak oluşturduğum kısa hikayeler serisi. Her bölüm ayrı bir resim. Anlatılan hikayelerin sonu, başlıktaki resme bağlanmaktadır. Her bölüm birbirinden bağımsız olduğu için (aksi durum belirtilmiştir) istediğin...