Kurban
Karşısındaki tek gözlü, iri yapılı ve yavaş yavaş beyaz saçları dökülmeye başlayan adam elini önlerindeki dikdörtgen masanın belirli bir bölümünde bulunan parşömen parçasına doğrulttu ve planını anlatmaya devam etti. "Adam dışarıyı izliyor olacak. Onun bir şekilde bu Dünya'dan ayrılmasına elçilik ettikten sonra, durduğu balkonun yakınlarında içinde saman bulunan bir at arabası olacak. Oraya ulaştığında biz seni uzaklaştıracağız." Haritayı katladı ve Octavia'ya fırlattı. Octavia mesleği gereği siyahı seven ve onu çokça kullanan birisiydi. Siyah saçları ve gri gibi duran gözleri vardı. Gri ve siyah karışık elbiseleri ve kocaman siyah botlarını bugünün görevine özel giyinmişti. Haritayı aldığı gibi arkasını döndü ve bulundukları, mum ışığı dışında hiçbir parlaklığın bulunmadığı, deponun kapısına doğru yöneldi. O çıkmak üzereyken adam da mumu söndürdü. 'Bu kadar yüksek kademedeki birine kim elçilik hizmeti kiraladı acaba... Yüksek risk, yüksek ödül.' Gibi düşünceler içerisinde elçiliğinde ona yardım edecek eşyalar almak için onların 'Rehber odası' olarak adlandırdığı odaya girdi. Bu oda, küçük bir bira deposuydu. Daha doğrusu buraya teftişe gelenlerin düşünmelerini istedikleri şey buydu. Fıçıları belirli bir düzene oynatarak oluşturulan bir desen sayesinde gizli bir bölgeye inilebiliyordu. Bu bölge, içerisinde bir ton keskin ve tehlikeli eşya barındırmaktaydı. Octavia'nın bildiği tüm 'yardımcılar' buradaydı. Henüz kullanmadığı şeyler bile vardı, özellikle de doğudan gelen bir tüccardan öğrendikleri barut adı verilen ve patlayıcı özelliğe sahip bir toz yardımıyla kullanılan garip bir tür şey bile vardı, ismine henüz karar verilmemişti ama patlangaç demeyi düşünmüşlerdi. Octavia her türlü 'yardımcıyı' kullanmayı bilse de, onun favorisi hançerdi. Her elçilik sözleşmesine 2 adet hançer ile giderdi. Kendi yaptırdığı hançerler duvarda asılıydı. Elçilik ettiği birinin odasında bulunan külçe çeliklerle dövülmüş ve bir tarafında 'Rehberlik et' diğer tarafında ise 'Kutsa' yazılmıştı. Zaman kaybetmeden, bir an önce müşterileri tatmin etmek istiyordu. Hemen hançerlerini aldı ve binadan çıktı. Hava yeni yeni kararmaya başlıyordu ve direklerin üstünde camdan yapılma balon şeklindeki yapılar birden parlamaya ve etrafa ışık saçmaya başladı. İnsanlar buna magnetik büyücülük gibi bir şey diyordu. Mantığı basit olsa da yapması o kadar basit değildi. Octavia'nın duyduğu kadarıyla bu balonların altına çizilen bir simge varmış, bu simge her bölgeye göre değişen bir simgeymiş. Bu simgelerin aynısı tasarlayıcıların mekanlarında da varmış ve onlara bir büyü yaptıklarında bir şekilde burdaki 'ışıksaçanlar' da yanıyormuş. Işık bir elçinin en büyük düşmanlarından birisiydi, yine de zaten gideceği yerde bol bol ışık vardı. Hizmeti alacak kişi bir balo düzenleyecekti. Orada bu sistemden bolca kullanıldığını duymuştu. Ayaklarının ucu sonunda balo salonunu gösterdiğinde durdu ve girmeden önce etrafı izledi. Erkekler kendilerine ve yanındaki hanımefendilerin beğenisine göre, çoğunluklukla yanındaki hanımefendilerin beğenisine göre, bir takım elbise giymişti ve kadınlar da yanlarındaki eşleriyle genelde aynı renkte kabarık ve ışıltılı elbiseler giyiyorlardı. 'Boş kağıt' yanında olduğu için sıkıntı çıkacağını zannetmiyordu ama belki Octavia da böyle giyinmeliydi. Başarısızlık yapacak bir krediye sahip değildi. Sadece o değil, kimse sahip değildi. Elçi eğer götürmesi gerekeni götüremezse, kendisi orada kalırdı. Hızlı bir şekilde kendine buraya uygun bir kıyafet buldu ve geri geldi. Kapının önünde mavi üniformalar giymiş ve kocaman şapka takan iki adet görevli vardı. Herkesden teker teker bilgilerini istiyorlardı. Octavia bu kocaman giysilerin arasında hareket etmeye hiç alışkın değildi ve çok zorlanıyordu. Uzun uğraşlar sonucu sıra tam kendisine gelmeden önce Boş Kağıdı buldu ve elinde hazır olarak bekletti. Sıra geldiğinde önündeki iki muhafızdan birisi, kendisi epey kalıplıydı ve belinde kılıç vardı, yüksek bir ses tonuyla "Bilgiler." Dedi. Octavia boş kağıdı ona uzattığında karşısındaki o kocaman adam birden küçük bir kedi gibi büzüldü. "Özür dilerim efendim sizi tanımamak benim için büyük bir hakaret." Octavia sesini duymalarına izin vermeden sadece kafasını salladı ve içeriye geçti. Kırmızı ve sarılarla donatılmış kocaman bir balo salonundaydı. İçerisinde yüzlerce kişi olduğunu tahmin ediyordu, ama onun hedefi başkaydı. Hiyerarşide önemli bir yere sahip olan bir lordun yardımcısı bugün son kez eğlenecekti. Saat 11e yaklaştığında adam balkonda olacaktı ve Elçisi de onu orada bekleyecekti. Gördüğü kadarıyla şuan kararlaştırılmış saate 15 dakika vardı. Eteklerinin ucundan tutarak hızlıca merdivenlerden doğru giderken birisi ona çarptı, Octavia hemen özür dileyerek adamın yüzüne bile bakmadan yoluna devam etti. Buluşma yerine geldiğinde hala üzerinde bu kabarık elbiseler vardı. Octavia bu elbiselerde bu kadar hızlı çıktığı için o kadar terlemişti ki sırtından aşağıya doğru akan terlerin hepsini hissedebiliyordu. Yaklaşık 8 dakikası kalmıştı. 8 dakika sonra adam burada olacaktı. 'Aslında benim saklanacak bir yer bulmamı da hesaba katarsak... Yaklaşık 3 dakikam var.' Diye düşündü Octavia. Etrafına baktı, Yakında bu bina kadar yüksek hiçbir ev yoktu, eğer birisi inatla kafasını buraya çevirmezse kimse olanları göremezdi, bu iyiydi. Bir elçiyi görevinde kimse görmemeliydi. Üstündekini çıkartmaya çalışırken terden yapıştığı için epey uğraştı ve hatta bir kere yere bile düştü, kıyafetler ve onları giyip çıkartmak konusunda çok becerikli olmadığını biliyordu, ama düşmesi onun için bir çıkış kapısı oldu. Üstte, tepesinde Lordun hanesinin simgesi demirden bir çubuk vardı. Soğuk ve gri taş duvarlardan tırmanarak hemen o demire tutundu. Kıyafetini atacak bir yer bulamamıştı, o yüzden dışarıya doğru fırlatmak zorunda kalmıştı. Kendini belinden olacak şekilde o demire hareketini engellemeyecek şekilde bir iple bağlarken aşağıdan bazı adım sesleri geldiğini duydu. 'Hedef yaklaşıyor. Nefes al...' Kendini nefes alıp vermeye teşfik ederek adamın gelmesini bekledi. O sırada tüm hazırlıklarını tamamlamıştı. Hançerlerini çekmiş, kendini demire iyice bağlamıştı. Burada çıkabilecek tek sıkıntı o demirin kopmasıydı ama pek olası gözükmüyordu, kendi düşüncesine göre demir büyük ihtimal binanın içinden geliyordu, yani bir kartal simgesini alıp direkt koymamışlardı. Adam bir 'kertiksan' idi. Türlerinin adının bu olmasının çok temel bir sebebi vardı, kertenkelelerdi ve bir insan gibi davranıyorlardı. Üstünde pulları gibi yeşil ve sarı karışımı bir zırh vardı. Octavia bir hançeri bir elinde diğer hançeri ise ağzında olacak şekilde ellerini taştan balkona koymuş adama doğru yavaşta tavandan sarkmaya başladı. Aşağıya doğru yavaş yavaş inerken Octavia'nın aklında tek bir soru vardı. 'Önce elimdeki iple boğmaya çalışıp hançerle öyle mi tanıştırsam, yoksa hiç riske girmeyip direkt boğazını mı hedeflesem...'

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kısa Hikayeler Güncesi
FantasyBir resim üzerinden kendi yorumlarımı katarak oluşturduğum kısa hikayeler serisi. Her bölüm ayrı bir resim. Anlatılan hikayelerin sonu, başlıktaki resme bağlanmaktadır. Her bölüm birbirinden bağımsız olduğu için (aksi durum belirtilmiştir) istediğin...