...

8 0 0
                                    

En büyük hayal kıırlıklığı bir şeye umut edip o şeyin olmamasıdır. Böyle bir yükü kimse kaldıramaz. Ölürsün! En son kaldıramadığın için ölürsün ve bu şey hiç bir zaman peşini bırakmamak için yemin eder adeta. Bu ölüm bedenen bu dünyadan göçmek değildir. insan hayattayken de ölebilir insan. Ruhen ölür bazı insanlar ama bedeni yaşamak zorundadır. öyle bir şey ki intihara bile sürükler insanı. 

ben hemen hemen ölüyüm. tutunduğum tek insanı da kaybettim. gerçi ben beni parçalayan adama değil de unutamadığım ve hala yanımdaymış gibi hissettiğim bir insana tutundum. şuan acaba ne yapıyor güzelim? 

kafamda dehşet düşünceler var. çık çıkabilirsen işin içinden... beni kötü bilmelerine bile düşmanıma yardım eden bir insandım ben. 

en büyük iyiliğim de Kobra'ya yaptığım iyilikti. bu mafyacılıkta artık altıncı ayımı doldurmuştum. gerçekten Gölge'nin Çoçukları ile samimiydim. şüpheler üzerimdeydi. nedeni paraya para demiyordum. trilyonluk arabayla mahalleye geliyor ve olan parayı çar çur ediyordum. bu da çevremdekilerin garibine gidiyordu. açıklama yapmıyordum. umrumda değildi çünkü.  hatta bu konuyla ilgili bir münakaşa bile yaşadım. komşumuzun kapısının önünde oturuyorduk. hemen hemen mahallenin samimi olanları hep ordaydı. para muhabbeti yapılıyordu. 

x kişisi- bakıyorum da bu aralar arabalar lüks geliyor mahalleye. kim diyorum beklenmedik bir insan çıkıyor. nerden alıyorlar bu paraları?

bu laf biraz sıkıntılıydı. konuyu açmak ve konuşmak istemiyordum ama ima ettiği şey benim bir fahişe olmamdı.

ben-  üzümünü ye bağını sorma. araba benim para benim. imalarınızla uğraşmıyorum. çünkü torunlarınız değilim. aramızdaki fark da bu.  bana değil bu imayı onlara yapın. 

y kişisi- bak bir de laf sokuyor. sen bu parayı nerden buluyorsun?

ben- inanın bende bilmiyorum. bir şekil geliyor. konuyu kapatalım derinleşirse hep birlikte sıkıntıya gireceğiz.

annem olaya girmişti o sırada hemen hemen biliyordu bu boklarla uğraştığımı. komşumuza döndü ve sordu: 

annem- senin torun hamileydi kaç aylık oldu? 

konuyu ben burda kapatıp gitmiştim. 

asıl konuya geri dönelim. en büyük iyiliğimi Kobra'ya yapmıştım. bir gün eve geç geldim ve kapılarının önü adam kaynıyordu. belli bir şeyler oluyordu. araban inip eve giderken ilk defa Kobra'nın ağladığını ve bağırdığını duydum. düşmanım olsa da acımıştım ona. içimi parçalamıştı bu ağlayarak yapılan bağırmalar. Kobra'yı kız kardeşi ile tehdit ediyorlardı. ya o ya sen diye. Kobra'nın annesi bir yerde ağlıyor ve dayıları ise ne yapacaklarını bilmiyordular. Bir şey yapmalıydım ve benim kim olduğum belli olmamalıydı. küçük bir kız çocuğu konuydu. sessiz kalamazdım. Düşmanım için bir kere daha yapmayacağım bir şeyi yapmıştım ve Gölge'nin Çocukları ile nasıl tanıştığım aklıma gelmişti. 

böyle gizli işler yaptığım sırada genelde simsayah giyer ve garip bir makyaj yapardım. ayrıca maskem hep ağzımda olurdu. o günde aynısını yapmıştım. simsiyah giyip, silahım ve çakımı aldım. mahalleye yeni biriymişim gibi girdim ve düşmanımın cahil düşmanlarının yanına gittim. ben yaklaşınca içlerinden biri bağırdı: Akrep biri geliyor. akrep bunun üzerine silahı bana çevirip o meşhur soruyu sordu.

Akrep- Sen kimsin? Seri cevap ver! 

Ben- Ahh! Dostum, inanır mısın? Yoldan geçiyordum mevzuu var dediler geldim. 

Akrep- Gevezelik yap demedik. kim olduğunu söyle yoksa gebertirim.

Ben-  Tamam. sakin dostum. Ben Gölge tanıştığıma memnun oldum. ne yapsak ki bunu burda öldürsek mi? birlikte yapalım. 

son cümlem Akrep'e değil de Kobra'yaydı. Kobra kendini onlara verdi. kız kardeşini bıraktılar ve kobra'yı aldılar. 

Akrep- Demek Gölge. Adını duydum duyalı seni hiç bu kadar yakından görmedim. şuna da eminim bir şey yapamıyorsundur. 

Ben- kalbim kırıldı. hadi bitirelim şunun işini 

Akrep- çok seviyorsun galiba. Sahi senin silahın var mı küçük şeytan?

Ben- Küçük şeytanın silahı var ve biraz sonra birinin beyninde delik açacak. 

silahımı çektim ve Kobra'ya dönüp sordum: 

Ben- Yarı mı ölsün, tam mı? 

cevap tabi ki Akrep'ten gelmişti: 

Akrep- İşkenceyi seviyorsun galiba. yarı öldür. 

Ben- Hayhay. Hemen. 

silahı sıktım ama seriydim. bu sayede bir dakikada üç kişiyi bir vurmuştum. ben onlarla uğraşırken Kobra'ya eve gitmelerini söyledim. Akrep'e tehditlerimi savurdum, polise gitse de hiç bir şey yapamayacağını ancak kendini o fare deliğinde bulacağını söyledim. Ardından onu hastaneye götürmeleri için alaycı bir şekilde uyardım ve ekledim: 

-Hastane masrafları benden canım. rahat olun o konuda.

Bir kere daha elim kana bulanmıştı. Çocuklar için her şeyi yapardım. Kobra ve ailesi de aşağı inmişti. Kız kardeşi bana sarıldı ve benimle biraz sohbet etti. Ancak maskemi açacağı sırada ayağa kalktım ve geldiğim dolaylı yollardan eve geri döndüm. Huzurlu bir şekilde uyudum. Sabah saat 08.30'da kalktım. Uykum vardı aslında ama Efkar aramıştı. Sinirlerinin bozuk olduğu belliydi. Titrek bir şekilde sordu: 

Efkar - Müsait misin? 

Ben-Uyuyordum. Bir problem mi var? Bir şey mi oldu? 

Efkar- Kapıdayım. Gelir misin aşağı?

Ben- Tamam, tamam. Geliyorum. 

Alelacele aşağı indim. Gerçekten de araba beni bekliyordu. Ben gelince arabadan indi ve bana sarıldı. Çok kötüydü ve ağlıyordu. İç çekerek ya nasıl diyeyim bilmiyorum ama ben böyle bir ağlama görmemiştim. Düşünüyorum da bazen gerçekten nasıl insanları bu kadar çok yargılıyoruz. bilip bilmeden haklarında kurup kaldırıyoruz. o böyle, o şöyle, bak şunu yapmış, bunu etmiş vs. bunlarla onu yargılıyoruz. eleştiriyoruz. Saçmalık! sahi abi neden yapıyoruz? Gülen birini görünce hemen bir derdi yok damgası vuruyoruz ona. Nerden biliyoruz? Neyiz biz evliya mı? Tanrı mıyız biz? Yazık kafamıza! kimse kimsenin içini göremez ta ki o insan içini göstermeye çalışana kadar. belki bazen bizler de görmek istemeyiz. 

hiç beklemediğimiz bir anda gelir ve bize içini dökerler. O zaman ne kadar küstahça davrandığımızı anlarız. Maymun cehenneminde ne bekliyorsak artık.  her tür insan var bu beton ormanın da. bizler bir piyonuz. bizler bir şeyler yapacağız. yüksel ve gücünü göster. kimse bizden üstün değil. kafana koyduğunu yap ve hayatın tadını çıkar. hayat bazı şeylri sorgulamak için bazen kısa olabiliyor. tıpkı benim hayatım gibi... 

Efkar'ı böyle görmek beni yaralamıştı. Elden ne gelir ki? Sadece dinlemek ama şuanlık. Bana sarılmasına karşın ben ona sarılmamıştım. Hiç kimseye de sarılmıyordum zaten. Duygularım katledilmişti çünkü. bir daha aynı şeyleri yaşamama izin veremezdim. bir daha o kollar bana güven versin veya vermesin istemezdim. ben artık bir robot gibiydim çevreme karşı. Her geçen gün daha kötüye gidiyordum. 

Efkar'ı bize çıkardım. biraz aradan sonra çay yaptım ve birer sigara yaktık. Hala sessizdi. Bense teselli etmek için neyin ne olduğunu çözmeye çalışıyordum ama arkadaş kapalı kutu olduğu için olmuyordu. bir sigara bir çay daha derken en son bir sigara daha yaktığından ağzından beni şok edecek o sözler çıkmaya başlamıştı. dinlemek istemedim ama mecburdum. O benim dostumdu. Yardım etmeliydim ona. Bunu ona borçluydum. Her bir kelime benim sinirlerimin gerilmesine neden oluyordu artık. Kahretsin! Bu çocuk neler yaşamıştı. anlatırken sanki roman anlatır gibi bir tarzı olsa da içten içe o da acı çekiyordu. Efkar bana şunları demişti:  

Son Gecenin Veda MektubuHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin